Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, sigorta sektörünün yalnızca hasarları karşılayan bir finansal mekanizma olmaktan çıkarak riskleri önceden analiz eden, ekonomik dayanıklılığı artıran ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen stratejik bir yapıya dönüştüğünü söyledi.
Depremler, iklim krizinin etkileri, ekonomik dalgalanmalar… Bu gelişmeler sigortacılığı, geleneksel “hasar ödeyen sektör” kimliğinin çok ötesine taşıyor. Riskleri önceden öngören, kayıpları azaltan ve ekonomik sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biri haline gelen sigorta sektörü, yeni dönemde stratejik bir rol üstleniyor. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, BWG Dergi’ye verdiği özel röportajda, sektörün güçlü büyüme performansını, dijital dönüşüm hamlelerini, sigorta penetrasyonunu artırmaya yönelik çalışmalarını ve Türkiye’nin geleceğine yön verecek hedeflerini değerlendirdi. “Sigortacılık artık yalnızca hasar ödeyen değil; geleceği güvence altına alan bir ekosistemdir” diyen Yaşar, sektörün yeni yol haritasını anlattı.
2026 yılı Mart ayı itibarıyla sigorta şirketlerinin fonları ile BES ve OKS tasarrufları birlikte değerlendirildiğinde sektörün yönettiği toplam kaynak 3,5 trilyon liraya ulaşıyor. Öte yandan sektörümüzün 2026 yılı ilk 5 ayında ise toplam prim üretimi 621 milyar TL’yi aştı. Bununla birlikte Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında sigorta sektörünün hâlâ önemli bir büyüme potansiyeli bulunuyor. Sigorta penetrasyonu açısından gelişmiş ülkelerin gerisindeyiz. Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel hedefimiz yalnızca prim üretimini artırmak değil; sigortanın toplumun daha geniş kesimlerine ulaşmasını sağlamak ve koruma açığını azaltmak olacaktır. Biz bu tabloyu bir eksiklikten çok fırsat olarak görüyoruz. Hedefimiz, Türkiye’yi yalnızca büyük bir sigorta pazarı değil; aynı zamanda bölgesinde risk yönetimi ve sigortacılık alanında referans bir merkez haline getirmektir.
Türkiye sigorta sektörünün mevcut büyüklüğünü ve küresel rekabetteki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Rakamsal verilerle paylaşır mısınız?
Türkiye sigorta ve emeklilik sektörü son yıllarda güçlü bir büyüme performansı sergiliyor. 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla sektörümüzün aktif büyüklüğü 4,2 trilyon TL’ye, öz sermaye büyüklüğü ise yaklaşık 459 milyar TL’ye ulaştı.
Son yıllarda sigorta penetrasyon oranındaki değişimi nasıl yorumluyorsunuz? Bu oranı artırmak için hangi stratejiler uygulanmalı?
Sigorta penetrasyonu bir sektör göstergesinden çok, bir ülkenin ekonomik dayanıklılık göstergesidir. Türkiye’de sigorta penetrasyonu sigorta bazında yaklaşık yüzde 1,9, emeklilik fonları dahil edildiğinde ise yüzde 2,68 seviyesinde bulunuyor. Bu oranları yeterli görmüyoruz. Çünkü gelişmiş ekonomilerde sigorta sistemleri yalnızca riskleri karşılamaz; yatırımı, girişimciliği ve toplumsal güveni de destekler.
Önümüzdeki dönemde en önemli önceliğimiz koruma açığını azaltmak olacak. Daha erişilebilir ürünler, dijital dağıtım kanalları, mikro sigorta çözümleri, gömülü sigorta uygulamaları ve finansal okuryazarlık çalışmaları bu dönüşümün temel araçları olacak. 2030 hedefimiz sigorta penetrasyonunu yüzde 5 seviyelerine yaklaştırmak ve sektörümüzü 50 milyar dolarlık prim üretim hacmine ulaştırmak. 2030 vizyonumuz, sigortanın lüks değil; hayatın doğal bir parçası olarak görüldüğü bir Türkiye oluşturmaktır.
Enflasyon, doğal afetler ve küresel ekonomik belirsizlikler sigorta sektörünü nasıl etkiliyor? Şirketler bu yeni risk ortamına ne şekilde hazırlanıyor?
Dünya yeni bir risk çağından geçiyor. İklim değişikliği, jeopolitik gerilimler, siber tehditler ve ekonomik dalgalanmalar risklerin hem sıklığını hem de şiddetini artırıyor. Sigorta sektörü bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor. Çünkü yaşanan her ekonomik veya çevresel gelişme, doğrudan risk maliyetlerine yansıyor. Bu nedenle sektörümüz daha güçlü reasürans programları, gelişmiş veri analitiği, yapay zekâ destekli risk modelleme sistemleri ve risk bazlı fiyatlama yaklaşımlarıyla geleceğe hazırlanıyor.
Bugünün sigortacılığı geçmişin hasarlarını ödemekten ibaret değil; geleceğin risklerini bugünden öngörebilme yetkinliğidir.
“DİJİTALLEŞME SİGORTACILIĞI YENİDEN TANIMLIYOR”
Dijitalleşme ve insurtech uygulamaları sektörünüzü nasıl dönüştürüyor?
Dijitalleşme sigortacılığı yeniden tanımlıyor. Bugün müşteriler hız, kolaylık ve kişiselleştirilmiş hizmet bekliyor. Sigorta sektörü de bu beklentilere yanıt verecek şekilde dönüşüyor. Hasar süreçlerinden müşteri hizmetlerine, poliçe üretiminden risk analizine kadar birçok alanda dijital teknolojiler önemli avantajlar sağlıyor.
Insurtech ekosistemi ise sektöre yeni bir dinamizm kazandırıyor. Yenilikçi girişimler müşteri deneyimini iyileştirirken, maliyetleri düşürüyor ve sigortaya erişimi kolaylaştırıyor. Ancak bizim yaklaşımımız net: Teknoloji güvenin yerine geçemez. Sigortacılıkta dijitalleşmenin amacı insanı ortadan kaldırmak değil; insanı güçlendirmektir.
Türkiye’de sigorta penetrasyonu sigorta bazında yaklaşık yüzde 1,9, emeklilik fonları dahil edildiğinde ise yüzde 2,68 seviyesinde bulunuyor. Bu oranları yeterli görmüyoruz.
Yapay zekâ ve veri analitiğinin sigortacılıkta risk yönetimi ve ürün geliştirmeyi etkisi nedir?
Yapay zekâ sigortacılığın geleceğini şekillendiren en önemli teknolojilerden biri haline geldi. Bugün yapay zekâ sayesinde riskleri çok daha doğru analiz edebiliyor, hasar süreçlerini hızlandırabiliyor ve suistimalle daha etkin mücadele edebiliyoruz. Veri analitiği ise müşterilerin ihtiyaçlarını daha iyi anlamamıza ve kişiselleştirilmiş ürünler geliştirmemize olanak sağlıyor. Ancak burada önemli olan yalnızca teknoloji kullanmak değil; bunu etik, şeffaf ve güvenilir bir çerçevede yapabilmektir. Gelecekte rekabet avantajı sadece veri sahibi olmakla değil; veriyi anlamlı bilgiye dönüştürebilmekle sağlanacaktır.
“DASK SİGORTASI ORANI YÜZDE 58 SEVİYESİNDE”
Türkiye’de doğal afetler, özellikle 6 Şubat depremi sigorta bilincini nasıl etkiledi?
Kahramanmaraş depremleri hepimize çok önemli bir gerçeği gösterdi: Afetler kaçınılmaz olabilir, ancak ekonomik kayıplar yönetilebilir. Depremlerde yaklaşık 106 milyar dolarlık ekonomik hasar oluşurken bunun yalnızca 5-6 milyar dolarlık bölümü sigorta sistemi tarafından karşılanabildi. Bu durum Türkiye’deki koruma açığının büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Bugün DASK kapsamındaki sigortalılık oranı yaklaşık yüzde 58 seviyesinde. Bu oranı artırmak zorundayız. Çünkü afetlere karşı dayanıklı bir ekonomi oluşturmanın yolu yalnızca bina inşa etmekten değil; güçlü finansal güvence sistemleri kurmaktan geçiyor. Bizim hedefimiz afet sonrasında yardım bekleyen değil; afet öncesinde hazırlık yapan bir toplum yapısını desteklemektir.
Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES) geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Uzun vadeli tasarrufların artırılması için hangi düzenlemeler ön plana çıkabilir?
BES bugün Türkiye’nin en başarılı uzun vadeli tasarruf hikâyelerinden biri. 10 milyonu aşan gönüllü BES katılımcısı, yaklaşık 8 milyon OKS katılımcısı ve 2,4 trilyon TL’yi aşan fon büyüklüğü ile sistem önemli bir ölçeğe ulaşmış durumda. Ancak asıl hedefimiz sadece büyüklük değil; tasarruf kültürünü kalıcı hale getirmek.
Bu noktada işveren katkılı Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi gibi modeller büyük önem taşıyor. Türkiye’nin gelecekte daha güçlü bir ekonomi olması için daha fazla tasarruf eden, daha uzun vadeli düşünebilen ve emekliliğini planlayabilen bir toplum yapısına ihtiyacı var.
Türkiye Sigorta Birliği olarak sektörün sürdürülebilirlik ve ESG dönüşümüne yönelik yürüttüğünüz çalışmalar hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?
Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil; ekonomik bir zorunluluk. İklim değişikliği, doğal afetler ve çevresel riskler sigorta sektörünü doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ESG dönüşümünü yalnızca kurumsal bir sorumluluk değil; sektörümüzün geleceği açısından stratejik bir gereklilik olarak görüyoruz. Türkiye Sigorta Birliği olarak iklim risklerinin modellenmesi, sürdürülebilir finans uygulamalarının desteklenmesi ve sektör genelinde ESG farkındalığının artırılması için çalışmalar yürütüyoruz. Sigortacılık, sürdürülebilir ekonominin görünmeyen güvenlik altyapısıdır.
“SEKTÖRÜMÜZÜN EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ KORUMA AÇIĞININ AZALTILMASI”
Sektörün en önemli yapısal sorunları nelerdir ve bu sorunlara yönelik çözüm önceliklerinizi belirtir misiniz?
Sektörümüzün en önemli gündemi koruma açığının azaltılmasıdır. Bugün milyonlarca konut, araç, işletme ve tarımsal faaliyet yeterli güvenceye sahip değil. Bu durum yalnızca sektör açısından değil; ülke ekonomisinin dayanıklılığı açısından da önemli bir risk oluşturuyor. Önceliklerimiz; sigorta bilincinin artırılması, sigortaya erişimin kolaylaştırılması, afet risklerine karşı daha kapsayıcı modeller geliştirilmesi ve uzun vadeli tasarruf sistemlerinin güçlendirilmesidir.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla poliçe değil; daha fazla güvence ve daha güçlü dayanıklılıktır.
“ÖNÜMÜZDEKİ BEŞ YIL SEKTÖRDE DÖNÜŞÜM DÖNEMİ OLACAK”
Önümüzdeki 5 yıl içinde Türkiye sigorta sektörünü şekillendirecek en kritik trendler sizce neler olacak?
Önümüzdeki beş yıl sigortacılık açısından dönüşüm dönemi olacak. Yapay zekâ, veri analitiği, iklim riskleri, siber güvenlik, parametrik sigortalar, gömülü sigortacılık ve mikro sigorta çözümleri sektörün geleceğini şekillendirecek. Bunun yanında nüfusun yaşlanması, sağlık sigortalarının yükselişi, BES ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi gibi uzun vadeli tasarruf modelleri de yeni büyüme alanları oluşturacak. Geleceğin sigortacılığı yalnızca hasar ödeyen değil; riskleri öngören, önleyen ve toplumsal dayanıklılığı güçlendiren bir yapı olacak. Sigorta sektörünün önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin görünmeyen kahramanlarından biri haline geleceğine inanıyorum. Çünkü güçlü ekonomilerin temelinde güçlü güvence sistemleri vardır.
“2030 hedefimiz sigorta penetrasyonunu yüzde 5 seviyelerine yaklaştırmak ve sektörümüzü 50 milyar dolarlık prim üretim hacmine ulaştırmak.”



