Türkiye ekonomisinin dezenflasyon sürecinde kritik eşiklerden geçtiğini belirten Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, kalıcı büyümenin yolunun yalnızca fiyat istikrarından değil, üretim kapasitesinin korunmasından, yatırımların önünün açılmasından ve reel sektörün finansmana erişiminin güçlendirilmesinden geçtiğini belirtti.
Türkiye’nin jeostratejik konumu ve güçlü üretim altyapısının küresel tedarik zincirlerindeki dönüşümle birlikte önemli bir fırsat sunduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, önümüzdeki dönemde büyümenin ana eksenini yeşil ve dijital dönüşüm, yüksek katma değerli sanayileşme ve nitelikli insan kaynağı olarak tanımladı. M. Rifat Hisarcıklıoğlu ile Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünden iş dünyasının taleplerine ve TOBB’un faaliyetlerine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Türkiye ekonomisi dezenflasyon sürecinden geçerken mevcut tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? İş dünyasının bugün çözüm bekleyen en kritik üç önceliği sizce nelerdir?
Fiyat istikrarı sağlanmadan yatırım ortamı olmaz. Yüksek enflasyon, bir ekonominin yön duygusunu kaybetmesine neden olan sis gibidir. Bu sisin içinde firmalarımız maliyetini öngöremiyor, bütçe yapamıyor, fiyat veremiyor, uzun vadeli yatırım kararı almakta zorlanıyor. Sonuçta hem rekabet gücümüz düşüyor, hem de gelir dağılımı bozuluyor. Bu nedenle hükümetimizin enflasyonla mücadeleyi birinci öncelik haline getirmiş olmasını destekliyoruz. Ancak aynı derecede önemli bir husus daha var. Üreten kesimin de ayakta kalması gerekiyor. Krediye erişimde yaşanan büyük zorluklar ve kısıtlamalar giderilmeli. Girişimcilere hukuki ve mülki güvence sağlayacak “yatırımcı hakları kanunu” çıkarılmalı. Giderek daha yıkıcı hale gelen Çin ithalatına karşı mutlaka bir tedbir paketimiz olmalı. Sanayi sektörlerimiz sahipsiz bırakılmamalı ve korunmalı.
Enflasyonla mücadele kapsamında fiyat istikrarını sağlarken üretim, yatırım ve istihdamın korunması açısından nasıl bir denge kurulmalı?
Enflasyonla mücadelenin getirdiği tüm zorluklara katlanıyor, sabrediyor ve başarıya ulaşılmasını arzu ediyoruz. Bununla birlikte reel sektörümüzü, üretim, istihdam, ihracat ve rekabet gücümüzü koruyacak adımlara da ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle KOBİ’lerin krediye erişiminin tıkanmaması, üretim, yatırım ve ihracata yönelik projeler için kredi kanallarının açık tutulması, Eximbank kredilerinin artan maliyetlerle uyumlu seviyelere çıkarılması hayati önem taşıyor. Vergi ve fiyat ayarlamaları, ücret ve istihdam politikaları tutarlı ve öngörülebilir şekilde hayata geçirilmeli. Kayıtlı çalışmayı teşvik eden ve ödüllendiren, vergi tabanını genişletirken oranları sadeleştiren ve öngörülebilir kılan reform adımları, hukuk devletinin güçlendirilmesi, yargı süreçlerinin hızlanması ve öngörülebilir olması iş ve yatırım ortamını iyileştirecektir. Kurallar ve kurumlar ülkesi olmak istikrarlı ve tempolu büyüme için kritik önem taşıyor.
“KOBİ’LERİMİZE POZİTİF AYRIMCILIK YAPMALIYIZ”
Son dönemde TOBB’un da sıkça gündeme getirdiği finansmana erişim sorunu, özellikle KOBİ’ler açısından önemli bir gündem maddesi olmayı sürdürüyor. İşletmelerin uygun maliyetli finansmana erişimini kolaylaştırmak için hükümete sunduğunuz öncelikli çözüm önerileri nelerdir?
Kredi hacmindeki daralma ve yüksek faiz oranları en çok KOBİ’lerimizin ayağına pranga oluyor. Piyasada ödemeler aksıyor, ticaret yavaşlıyor, neticede büyüme ivme kaybediyor. Bu sıkıntıları aşmak için KOBİ’lerimize pozitif ayrımcılık yapmalıyız. KOBİ kredileri ile ticari kredi kartlarını aylık kredi büyüme sınırları dışına çıkartmalıyız. İhracat reeskont kredi hacmi 3 aylık ihracat miktarına, yani 70 milyar dolara yükseltilmeli. Başta tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya olmak üzere tüm emek yoğun sektörlere ilave ihracat ve istihdam destekleri sağlanmalı. KGF destekli kredilerin limitleri artırılmalı. Döviz dönüşüm desteğinin hem kapsamı hem oranı ciddi ölçüde artırılmalı, uygulaması da daha basit hale getirilmeli.
Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin üretim ve lojistik üssü olma potansiyelini nasıl görüyorsunuz?
Jeopolitik konumu ve üretim altyapısı ile en güçlü alternatif pazarlardan biri olarak öne çıkıyoruz. Önce pandemi, arkasından jeopolitik krizler ve ticaret savaşları, şirketlerin tedarik zincirlerini Çin’e bağımlı tek bir merkezden çıkarıp yakından tedarik modeline geçmesi, Türkiye için büyük bir fırsat penceresi açtı. Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında jeostratejik konumda. Gelişmiş lojistik ağları ile yakından tedarik sağlama ve Avrupa pazarlarına hızla ulaşım imkânına sahip. Geniş bir üretim çeşitliliği bulunuyor. Özellikle otomotiv, tekstil, beyaz eşya, kimya ve savunma sanayiinde güçlü üretim altyapısı ve girişimcilerimizin adaptasyon yeteneği önemli bir avantajımız.
Dijitalleşme, yapay zekâ ve veri odaklı üretim artık tüm sektörlerin gündeminde. TOBB olarak işletmelerin, özellikle KOBİ’lerin bu dönüşüme hazırlanması için hangi projeleri ve destek mekanizmalarını hayata geçiriyorsunuz?
Kurduğumuz Akıllı KOBİ platformuyla, KOBİ’lerimizin dijitalleşmesine destek oluyoruz. KOBİ’lerin dijital olgunluk seviyelerini ölçen araçlar geliştiriyoruz. Avrupa Odalar Birliği ile yapay zekâ araçlarının kullanımına yönelik eğitim ve mentorluk programları yürütüyoruz. Yapay zekâ çalışma grubumuz, kamu ile özel sektörü bir araya getiriyor. Yapay zekâ kullanımını artırmaya yönelik projeler üretiyor, politika önerileri geliştiriyor. Kurucusu olduğumuz TOBB ETÜ’de geleceğin dünyasını inşa edecek insan kaynağını yetiştirmeye odaklandık. 2019 yılında, Yapay Zekâ Mühendisliği bölümünü ilk başlatan üniversite olduk. Ayrıca tüm fakülte ve bölümlerimize yapay zekâ dersleri ekledik. Her öğrencimizin dijital yetkinlik kazanmasını amaçladık. Üniversitemizde tamamen yerli tasarımla geliştirdiğimiz Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı QuanT’ı faaliyete geçirdik. Türkiye’yi dünyada bu teknolojiye sahip, 15 ülkeden biri konumuna getirdik.
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve yeşil dönüşüm süreci Türk sanayisi açısından hangi riskleri ve fırsatları beraberinde getiriyor?
İhracatının yaklaşık yarısını AB’ye gerçekleştiren Türkiye için bu süreç, sanayide yapısal bir devrimi zorunlu kılarken çok ciddi risk ve fırsatlar içeriyor. İlk aşamada kapsama alınan demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübrede karbon emisyonu yüksek olan firmalar doğrudan ek vergi maliyetiyle ve rekabetçilik kaybıyla karşı karşıya. Mekanizmanın ilerleyen yıllarda tekstil, hazır giyim, plastik ve kimya gibi diğer ihracat sektörlerini de kapsayacak şekilde genişleyecek olması riskin boyutunu büyütüyor. Sanayinin kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçmesi, yeşil hidrojen yatırımları yapacak olması büyük sermaye gerektiriyor. Yüksek faiz ortamında böyle bir finansmana erişim kolay olmayacaktır.
Öte taraftan AB’li şirketler lojistik avantajı ve karbon ayak izini düşürmek amacıyla tedarik zincirlerini coğrafi olarak yakın bölgelere kaydırıyor. Yeşil dönüşümü tamamlayan Türk firmaları, AB için “yeşil ve hızlı” en güvenli liman haline gelebilecektir. AB standartlarına uyum sağlayan yeşil dönüşüm projeleri, Yeşil İklim Fonu, EBRD ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan düşük maliyetli ve uzun vadeli “Yeşil Kredi” ve sürdürülebilirlik fonları bulabiliyor. Şirketler, bu sürece uyum sağlamak üzere emisyonlarını akredite kurumlara doğrulatmalı. Yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmalı, güneş enerjisi yatırımları ve yeşil elektrik tedarikiyle karbon ayak izlerini düşürmeliler. Ulusal karbon fiyatlandırma mekanizması hızla ve tamamen işler hale getirilmeli ve buradan toplanan kaynaklar sanayiye dönüşüm teşviki olarak kullandırılmalı.
TOBB’DAN İŞLETMELERE YEŞİL DÖNÜŞÜM DESTEĞİ
TOBB’un yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim ve enerji verimliliği alanlarında yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz? İş dünyasının bu dönüşüme adaptasyonunu hızlandıracak yeni projeler gündeminizde var mı?
İşletmelerin ve özellikle KOBİ’lerin emisyon miktarlarını ölçebilmeleri için karbon ayak izi hesaplama yazılımını devreye aldık. Firmalar, bu yazılıma verilerini girerek salınım miktarlarını görebiliyor ve üretim süreçlerindeki yeşil dönüşüm ihtiyaçlarını bilimsel verilerle planlayabiliyor. KOBİ’lere yönelik enerji verimliliği destekleri sunmak üzere AB iş birliğiyle yürütülen ortak bir proje başlattık. Odalarımız aracılığıyla şirketlere enerji tüketimini azaltma, atık yönetimi ve kaynak verimliliği konularında eğitimler veriyoruz. Sanayi Bakanlığımızla birlikte sanayi tesislerinin kaynak verimliliğini artırmayı hedefleyen Yeşil Dönüşüm Programı yürütüyoruz. TOBB İklim Portalı ile yeşil dönüşüm teşvikleri, hibe paketleri, finansman ve mevzuatları tek bir merkezden iş dünyasının bilgisine sunuyoruz. İlgili kamu kurumlarımızla birlikte enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi uygulamaları ve dijitalleşme adımlarına yönelik seçici teşviklerin, uygun finansman imkânlarının ve vergisel desteklerin hayata geçirilmesi üzerinde çalışıyoruz.
Enerji maliyetleri, enerji arz güvenliği ve yenilenebilir enerji yatırımları sanayicinin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bu alanda iş dünyasının öncelikli beklentileri nelerdir?
Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, kesintisiz arzın sağlanması ve yeşil dönüşümün finansmanı iş dünyasının rekabet gücünü korumak adına öncelikli beklentileridir. Öngörülebilir ve sürdürülebilir maliyet yönetimi için tarife istikrarı sağlanmalı. Enerji maliyetleri üzerine eklenen vergisel yükler azaltılmalı. Sanayi bölgelerinde enerji kesintilerini ve voltaj dalgalanmalarını engelleyecek güçlü iletim-dağıtım hatları kurulmalı. Tek bir ülkeye veya kaynağa bağımlılığı azaltacak çeşitlendirilmiş enerji ithalat politikaları devreye alınmalı. Ulusal emisyon ticaret sistemi aktif hale getirilmeli. Yenilenebilir enerji yatırımları kolaylaştırılmalı, izin süreçleri hızlandırılmalı. Yeşil dönüşüm yatırımları için uzun vadeli, düşük faizli yeşil finansman paketleri hazırlanmalı.
Sanayicilerin en önemli sorunlarından biri de nitelikli iş gücüne erişim. Bu konuda TOBB’un yürüttüğü çalışmalar ile önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerinizi paylaşır mısınız?
MEB ve TOBB ETÜ ortaklığıyla Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü’nü hayata geçirdik. 81 ilde 129 proje okulu (meslek lisesi) oda ve borsalarla eşleştirildi. Okullarda müfredat güncellendi. İş dünyası mesleki eğitimin tasarımında Odalar ve Borsalar vasıtasıyla ilk defa söz sahibi oldu. Ardından meslek yüksekokullarını istihdama ve girişimciliğe hazırlamak üzere, YÖK’le iş birliğine gittik. Mesleki Eğitim Merkezleri’nde özel sektörün nitelikli çırak ve kalfa ihtiyacını karşılamak üzere okullarla ve oda-borsa üyesi işletmeler arasında entegrasyon kurduk. MEGİP (Mesleki Eğitim ve Beceri Geliştirme İşbirliği Protokolü) ile İŞKUR ve TOBB ortaklığında, iş gücü piyasasının talep ettiği niteliklerde eleman yetiştirmek için teorik ve pratik eğitimleri birleştiren mesleki eğitimler düzenleniyor.
TOBB Genç ve Kadın Girişimciler Kurullarımız 81 ilde girişimci potansiyelini nicelik ve nitelik olarak geliştirmek üzere eğitim, mentorluk ve kapasite geliştirme destekleri sunuyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokol kapsamında gençlik merkezlerinde girişimcilik eğitimleri veriliyor, iş dünyasının deneyimli isimlerinden oluşan bir mentor havuzu ile gençler destekleniyor ve girişimci olmalarını teşvik edecek rehberlik sunuluyor.
Kredi Garanti Fonu ve MEB iş birliğiyle, mesleki eğitim alıp kendi işini kuran genç girişimcilere ve bu mezunları istihdam eden KOBİ’lere yönelik kredi kefalet desteği mekanizması yürütülüyor.
“AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ, POZİTİF GÜNDEM MADDELERİ İLE CANLANDIRILMALI”
Önümüzdeki 3-5 yıllık dönemde Türkiye ekonomisinin büyüme hikâyesini şekillendirecek temel dinamikler sizce neler olacak?
Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin büyüme hikâyesini şekillendirecek temel dinamikler; dezenflasyon ve makroekonomik istikrar, yeşil ve dijital dönüşüm, yüksek katma değerli sanayileşme ile iş gücü piyasasının yapısal reformlarla dönüştürülmesi olacaktır.
Fiyat istikrarının sağlanması, piyasada öngörülebilirlik, risk algısının düşürülmesi ve finansman maliyetlerinin azaltılarak uzun vadeli yatırımların önünün açılması için gerekli. Bu süreçte kamu mali disiplininin korunması da risk primini düşürerek özel sektöre kaynak akışını destekleyecektir.
İkiz Dönüşüm, yani yeşil ve dijital ekonomi sanayimizin rekabet gücünü koruması için kritik önemde. Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum kapsamında, sanayisinin daha az ham madde ve enerjiyle daha yüksek katma değer yaratması, yani döngüsel ekonomi yeni büyüme modelinin merkezindedir. Faktör verimliliği artışıysa dijitalleşme ve yapay zekânın doğru ve etkin kullanımıyla mümkün olacaktır. Ekonomik büyümenin kompozisyonu net ihracat ve makine-teçhizat yatırımlarına kaydırılmalı. Teknoloji odaklı sanayi dönüşümüyle cari açık kalıcı olarak azaltılmalı. Dijitalleşen ve dönüşen yeni ekonominin ihtiyaçlarına uygun, teknoloji yetkinliği yüksek iş gücü yetiştirilmesine ihtiyaç duyulacaktır. Gençlerin ve kadınların iş gücüne katılım oranlarının artırılması büyümeyi destekleyecektir.
AB’ye uyum süreci ve üyelik vizyonu çok önemli bir reform çıpasıdır. Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkileri, pozitif gündem maddeleri ile canlandırılmalı. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yeşil ve dijital dönüşüm, ortak savunma kapasitesi inşası, en somut pozitif gündem alanları olarak öne çıkarılmalı.



