Advertisement
  1. Haberler
  2. İŞ DÜNYASI
  3. Türkiye, rüzgârda rotayı denize çeviriyor

Türkiye, rüzgârda rotayı denize çeviriyor

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, 2027nin ilk çeyreğinde yapılması planlanan ilk deniz üstü rüzgâr YEKA ihalesinin sektör için tarihi bir eşik olduğunu belirterek, 2035’te 5 GW deniz üstü rüzgâr kapasitesi hedefinin yeni bir sanayi ekosisteminin de önünü açacağını vurguladı.

Türkiye rüzgâr enerjisinde yeni bir dönemin eşiğinde. Karasal rüzgârda 15 GW’ı aşan kurulu güce ulaşan sektör, şimdi gözünü denizlere çeviriyor. 2027’nin ilk çeyreğinde yapılması planlanan ilk deniz üstü rüzgâr YEKA ihalesi, Türkiye’nin enerji dönüşümünde olduğu kadar sanayi, teknoloji ve ihracat alanında da yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor. Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden ile Türkiye’nin rüzgar enerjisindeki mevcut durumunu ve hedeflerini konuştuk.

Türkiye’nin enerji politikaları ve ekonominin genel görünümü açısından 2026’nın ilk yarısını değerlendirir misiniz? Rüzgâr enerjisi sektörü bu dönemde nasıl bir performans ortaya koydu?

2026’nın ilk yarısına baktığımızda, Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında kararlı ve öngörülebilir bir çizgiyi sürdürdüğünü görüyoruz. Rüzgâr sektörü açısından YEKA’lar, depolamalı projeler, uluslararası finansman imkanları ve deniz üstü rüzgâr projelerinin artık somut biçimde ilerlediği bir dönemden geçiyoruz. 2025’i izin süreçleri ve yatırımlar açısından bir hazırlık yılı olarak değerlendirmiştik. 2026’yı ise yatırımların sahaya yansımaya başladığı bir uygulama yılı olarak öngörüyorduk. Yılın ilk yarısındaki gelişmeler de bu beklentimizi destekliyor. 2025’te 2 GW’ın üzerinde yeni kurulumla Avrupa’da en fazla rüzgâr santrali kuran ikinci ülke olduk. 2026’nın ilk çeyreğinde de 300 megavatın üzerinde yeni kapasite devreye aldık ve yaklaşık 300- 350 milyon dolarlık yatırım hacmine ulaştık. Yılın tamamında ise geçen yılın kurulumunu aşarak 2,5 GW seviyesine ve yaklaşık 2,5 milyar dolarlık yatırıma ulaşmayı hedefliyoruz.

Burada bizim için önemli olan yalnızca kurulu gücün artması değil. Rüzgâr yatırımları; enerji arz güvenliğine, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve Türkiye’nin sanayi altyapısının güçlenmesine doğrudan katkı sağlıyor. Bu nedenle 2026’nın ilk yarısını, Türkiye’nin rüzgârda önümüzdeki dönemin büyüme altyapısını oluşturduğu önemli bir eşik olarak değerlendiriyoruz.

“RÜZGÂR, TÜRKİYE’NİN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİN TEMEL TAŞLARINDAN BİRİ”

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın küresel petrol arzı ve enerji fiyatları üzerinde yarattığı baskı, enerji güvenliğini yeniden ülkelerin öncelikli gündemine taşıdı. Türkiye açısından yenilenebilir enerjinin stratejik önemi nedir?

Rüzgâr, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin temel taşlarından biri haline gelmiş durumda. Türkiye’de kurulan her yeni rüzgâr santrali, ithal doğalgaz ve kömür ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlıyor. Yaklaşık 1000 megavatlık bir rüzgâr yatırımı, yıllık yaklaşık 250 milyon dolarlık doğalgaz ithalatının önüne geçebiliyor. Yalnızca geçen yıl gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla 500 milyon doların üzerinde doğalgaz ithalatını bertaraf etmiş durumdayız. Dolayısıyla rüzgâr yatırımlarına yalnızca yeni elektrik üretim kapasitesi olarak bakmamak gerekiyor. Rüzgâr; enerji bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlık, sanayi politikası ve Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisi açısından birlikte değerlendirilmesi gereken stratejik bir alandır.

Türkiye’nin elektrik üretiminde rüzgâr enerjisinin payı giderek artıyor. Mevcut rüzgâr kurulu gücümüzü ve önümüzdeki dönemde ulaşılması gereken kapasiteyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye bugün rüzgâr enerjisinde önemli bir kapasiteye ulaşmış durumda. 2026’nın başında elektriksel kurulu gücümüz 14,7 gigavat, mekanik kurulu gücümüz ise 15 gigavat seviyesini aşmıştı. 2025 yılında 2 gigavatın üzerinde yeni kurulum gerçekleştirerek son 15 yılın en yüksek yıllık kurulumunu yaptık. 2026’da ise bu performansı daha da yukarı taşıyarak 2,5 GW seviyesine ulaşmayı öngörüyoruz. Önümüzdeki yıllarda bu ivmenin daha da artmasını bekliyoruz. 2028-2029 yıllarında yıllık 4 gigavat seviyesinde kurulumlara ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Rüzgâr ve güneşte toplam 120 GW’lık 2035 hedefi, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde gerçekleştirmesi gereken yatırım temposunu ortaya koyuyor. Rüzgâr tarafında ise sektör olarak yılda 7 GW mertebesinde yatırım gerçekleştirmeye talibiz. Dolayısıyla hedefleri gerçekçi buluyorum.

Türkiye’nin güçlü bir rüzgâr potansiyeli, gelişmiş bir sanayi altyapısı ve ciddi bir proje portföyü bulunuyor. Mevcut kapasiteler ve önümüzdeki dönemde devreye girecek deniz üstü projeleriyle birlikte 2035’e doğru 40-45 gigavat seviyelerinde rüzgâr kurulu gücüne ulaşma potansiyelimiz var.

Rüzgâr enerjisinde yatırımcıların karşılaştığı izin süreçleri, şebeke kapasitesi, finansmana erişim ve maliyetler sektörün büyümesini ne ölçüde etkiliyor? Bugün sektörün önündeki en kritik üç sorun nedir?

Rüzgâr sektöründe bugün yatırım iştahı ve teknik kapasite açısından güçlü bir tablo var. Dolayısıyla bugün temel mesele yatırım yapacak iradenin veya teknik kabiliyetin bulunup bulunmaması değil, yatırımların önünü açacak mekanizmaların aynı hızda çalışmasıdır.

Sektörün önündeki üç temel başlığı izin süreçleri, şebeke bağlantı kapasitesi ve finansmana erişim olarak sıralayabiliriz. İzin tarafında lisans, ÇED, orman, kamulaştırma, imar, bağlantı ve diğer idari süreçler hâlâ yatırım takvimini uzatabiliyor. Burada beklentimiz, “Süper İzin” yaklaşımının daha sistematik hale gelmesi ve kurumlar arasında eşgüdümlü, takvime bağlı bir mekanizmanın oluşturulması.

İkinci kritik konu şebeke. Mesele yalnızca santrali kurmak değil, ürettiğimiz elektriği sisteme güvenli ve esnek biçimde entegre edebilmek. Şebeke yatırımları ile santral uygulama takviminin senkronize ilerlemesi gerekiyor. Üçüncü başlık ise finansman. Önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilmesi gereken yenilenebilir enerji yatırımlarının ölçeği çok büyük. Bu nedenle gelir yapısının daha öngörülebilir hale gelmesi ve yatırımcı açısından uzun vadeli güven ortamının güçlendirilmesi kritik.

Biz sektör olarak yılda 7 GW’lık yatırım yapmaya talibiz. Ancak bu ölçeğe ulaşmak; izinlerden şebeke altyapısına, finansmandan tedarik zincirine kadar bütün unsurların eş zamanlı hazırlanmasını gerektiriyor.

“YEKA PROJELERİNDE YÜZDE 55’İN ÜSTÜNDE YERLİLİK ORANINA ULAŞTIK”

YEKA ihaleleri, Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli bir araç haline geldi. Yeni YEKA modeli rüzgâr sektöründe yatırım iştahını ve kapasite artışını nasıl etkiliyor? Önümüzdeki dönemde YEKA modelinde hangi iyileştirmelere ihtiyaç var?

YEKA modelinin rüzgâr sektöründe yatırım iştahını ve öngörülebilirliği önemli ölçüde güçlendirdiğini düşünüyorum. 2025 YEKA RES yarışmalarında 1.150 megavat kapasite için 30 şirketten 75 teklif gelmesi, yatırımcıların Türkiye’nin rüzgâr sektörüne ve YEKA modeline olan güveninin güçlü biçimde devam ettiğini gösteriyor.

Burada yatırımcı açısından en kritik unsur öngörülebilirlik. Devletimizin düzenli şekilde kapasite tahsisleri ve YEKA ihalelerini sürdürmesi, yatırımcıya önünü görebileceği bir yatırım takvimi sunuyor.

Yeni modelin bir diğer önemli katkısı ise yerli sanayinin gelişimine sağladığı destektir. YEKA projelerinde yüzde 55’in üzerinde yerlilik oranına ulaştık. Türbin ve bileşenlerinde yerli üretimin korunması; yeni yatırımların, ihracat kapasitesinin ve nitelikli istihdamın gelişmesini destekliyor.

Önümüzdeki dönemde ise üç konuya özellikle dikkat etmemiz gerekiyor; düzenli ve öngörülebilir YEKA takvimi, yarışma sonrasında projelerin hızlı biçimde yatırıma dönüşmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması. Proje sahalarına ilişkin bilgilerin daha erken paylaşılması ve izin süreçlerinin sadeleştirilmesi de yatırımcı ilgisinin güçlenmesine katkı sağlayacaktır. YEKA’ları yalnızca kapasite tahsis eden bir ihale mekanizması olarak değil, Türkiye’nin enerji dönüşümünü ve rüzgâr sanayisini uzun vadeli olarak büyüten stratejik bir araç olarak görüyoruz.

Deniz üstü rüzgârda Türkiye’nin potansiyelini nasıl görüyorsunuz? Bu alanda somut yatırımların başlaması için hangi adımların atılması gerekiyor?

İlk deniz üstü rüzgar YEKA ihalesinin 2027’nin ilk çeyreğinde yapılacak olması, sektörümüz açısından tarihi bir başlangıç niteliğindedir. Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr potansiyelini değerlendirmeye başlaması; enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, teknoloji ve ekipman üre-timinin geliştirilmesi ve nitelikli istihdam açısından önemli fırsatlar sunuyor. 2035 yılı için belirlenen 5 bin megavat hedefini de bu alandaki gelişim açısından önemli bir perspektif olarak görüyoruz.

İlk ihaleyle birlikte sürdürülebilir ve öngörülebilir bir yatırım takviminin oluşturulması kritik. Çünkü deniz üstü rüzgârı yalnızca kurulacak santraller açısından değil, oluşturacağı tedarik zinciri ve sanayi ekosistemi açısından da değerlendirmek gerekiyor. Türkiye, karasal rüzgârda elde ettiği üretim ve ihracat tecrübesini deniz üstü rüzgâra taşıyarak bölgesel bir üretim ve hizmet merkezi olma fırsatına sahip.

Önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde Türkiye’nin rüzgâr enerjisinde nasıl bir noktaya ulaşmasını bekliyorsunuz?

İlk deniz üstü rüzgâr YEKA’nın hayata geçirilmesiyle Türkiye’nin rüzgâr enerjisinde yeni bir sayfa açılacağına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, rüzgâr enerjisindeki mevcut birikimimizi deniz üstüne taşıyarak Türkiye’yi bölgesel bir üretim, teknoloji ve hizmet merkezi haline getirecek güçlü ve sürdürülebilir bir eko-sistem oluşturmaktır.

Türkiye, rüzgârda rotayı denize çeviriyor
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!