Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
DCT Trading Yönetim Kurulu Başkanı Levent Sadık Ahmet’in nazik daveti üzerine geçtiğimiz günlerde Gümülcine’deydim. Batı Trakya’nın kalbi sayılan bu güzel şehirde gerçekleştirdiğimiz sohbet, kısa sürede Türkiye tarımının geleceğine uzanan kapsamlı bir değerlendirmeye dönüştü. Kahveler eşliğinde konuştuğumuz konu yaban mersiniydi. Ancak sohbet ilerledikçe bunun yalnızca bir meyve ya da bir yatırım hikâyesi olmadığını, teknolojiyle şekillenen yeni nesil tarım anlayışının önemli bir örneğiyle karşı karşıya olduğumuzu gördüm.
DCT Trading’in bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım, Maxis Girişim Sermayesi ortaklığıyla Edirne’nin İpsala ilçesinde 4,5 milyon Euro’luk bir yatırım gerçekleştiriyor. Yaklaşık 265 dönümlük alanda kurulacak tesis tamamlandığında 150 bin yaban mersini fidanına ev sahipliği yapacak. Fakat Levent Sadık Ahmet’in de söylediği gibi mesele sadece üretim yapmak değil.
Sohbetimiz sırasında, “Bluefarm Tarım ile iddialı bir sayfa açıyoruz. Yatırımımız tamamlandığında Türkiye’yi başta Avrupa olmak üzere dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getirirken, tarımda ileri teknoloji kullanımında da bölgesel bir merkez olmayı hedefliyoruz” sözleri aslında projenin vizyonunu özetliyordu.
Bugün dünya tarımı büyük bir dönüşümden geçiyor. Artık yalnızca toprağa ekip biçmek yeterli değil. Verimlilik, teknoloji, sürdürülebilirlik ve ihracat başarısı aynı anda yönetilmek zorunda. Bluefarm Tarım’ın İpsala’da kuracağı model de tam olarak bu anlayış üzerine inşa ediliyor.
Levent Sadık Ahmet, “Biz Bluefarm Tarım’ı sadece bir üretici olarak değil, tarımda dönüşüm lideri olarak konumlandırıyoruz” derken, aslında şirketin gelecek planlarını da ortaya koyuyordu. Üretimin tamamen teknoloji destekli olacağını anlatırken, sulamadan gübrelemeye, bitki sağlığından iklim kontrolüne kadar tüm süreçlerin dijital sistemlerle takip edileceğini söyledi.
Sohbet sırasında özellikle üzerinde durduğu konulardan biri de bölgesel kalkınmaydı. Ahmet, “Bu yatırımla bölgede önemli bir istihdam oluşturacağız. Özellikle kadın istihdamını destekleyen bir yapı kurmak istiyoruz” derken, projenin sosyal yönüne dikkat çekti.
Ancak en dikkat çekici bölümlerden biri, çevredeki üreticileri de kapsayan model oldu. Levent Sadık Ahmet, Yunanistan’da başarıyla uyguladıkları sistemi Türkiye’ye taşımaya hazırlandıklarını anlatarak, “Kendi üretimimizi gerçekleştirirken bölgede yaban mersini üretmek isteyen çiftçilere bitki ve malzeme tedariki, eğitim ve teknik danışmanlık, sulama-fertilizasyon protokolleri ile lojistik ve satış desteği sağlayacağız. Amacımız onların da büyüyen pazardan pay almasını sağlamak” dedi.
Bu yaklaşım aslında projenin sadece bir şirket yatırımı olmadığını gösteriyor. Hedef, üreticinin de içinde yer aldığı sürdürülebilir ve ihracat odaklı bir tarım ekosistemi oluşturmak.
Levent Sadık Ahmet’in üzerinde durduğu bir diğer konu ise Yunanistan’da elde edilen tecrübenin Türkiye’ye taşınmasıydı. “Yunanistan’daki bağlı ortaklığımız Bluefarm IKE’nin yıllara dayanan üretim deneyimini İpsala’ya taşıyoruz. Yüksek verimli çeşit seçimi, sulama ve besleme protokolleri, hasat yönetimi ve ihracat süreçlerinde elde ettiğimiz bilgi birikimi bu projeye doğrudan katkı sağlayacak” sözleri, yatırımın arkasındaki güçlü altyapıyı ortaya koyuyordu.
Sohbet boyunca hissettiğim şey şuydu: Burada konuşulan yalnızca yaban mersini değildi. Teknolojiyle desteklenen, ihracatı hedefleyen, üreticiyi sisteme dahil eden yeni bir tarım anlayışıydı.
Gümülcine’den ayrılırken aklımda kalan cümle ise Levent Sadık Ahmet’in şu sözleri oldu: “Amacımız bölgede sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve ihracat odaklı bir tarım ekosistemi oluşturmak.”
Belki bugün İpsala’da atılan bu adım bir yatırım haberi olarak görülüyor. Ancak birkaç yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, Türkiye tarımında yeni bir dönemin başlangıç noktalarından biri olarak da hatırlanabilir. Levent Sadık Ahmet’in üzerinde durduğu bir başka konu da Türkiye’nin tarımda sahip olduğu potansiyeldi. Türkiye’nin iklimi, coğrafi konumu ve üretim kapasitesiyle Avrupa’nın en önemli tarım ülkelerinden biri olabilecek güce sahip olduğunu belirten Ahmet, “Biz artık sadece hammadde üreten değil, markalaşan, katma değer yaratan ve dünya pazarlarında söz sahibi olan bir tarım anlayışını geliştirmek zorundayız” dedi. Ona göre yaban mersini yatırımı da bu dönüşümün önemli halkalarından biri olacak.
Aslında İpsala’da atılan bu adım, yalnızca bugünü değil geleceği de hedefliyor. Dünyada sağlıklı gıdaya olan talep her geçen yıl artarken, yüksek katma değerli ürünler ülkelerin tarım politikalarında daha fazla önem kazanıyor. Levent Sadık Ahmet’in anlattıklarını dinlerken, projenin sadece birkaç yıl sonrasını değil, önümüzdeki on yılları hesaplayan bir bakış açısıyla planlandığını görmek mümkündü. Belki de bu nedenle Bluefarm Tarım’ın hikâyesi, bir çiftlik yatırımından çok daha fazlasını ifade ediyor
Aklımda kalan şey, rakamlar ya da dikilecek 150 bin fidan değildi. Asıl aklımda kalan, bir vizyondu. Tarımı yalnızca üretim olarak değil; teknoloji, ihracat, istihdam ve bölgesel kalkınmanın ortak paydası olarak gören bir yaklaşım… Eğer Levent Sadık Ahmet’in ortaya koyduğu hedefler planlandığı şekilde hayata geçerse, İpsala’da kurulan bu tesis sadece Türkiye’nin değil, Balkanlar’ın da örnek gösterilen tarım projelerinden biri olabilir. Belki bugün bu hikâye bir yaban mersini çiftliğiyle başlıyor. Ancak yarın dönüp baktığımızda, Türkiye tarımında yeni bir dönemin başlangıç noktalarından birinin İpsala olduğunu konuşuyor olabiliriz.




