Advertisement
  1. Haberler
  2. EKONOMİ
  3. Cem Özkök: Enerjide geleceğin anahtarı: Öngörülebilir yatırım ortamı

Cem Özkök: Enerjide geleceğin anahtarı: Öngörülebilir yatırım ortamı

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

GÜYAD Başkanı Cem Özkök, Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümünde yeni dönemin yalnızca kurulu güç artışıyla değil; güçlü şebeke, depolama, esneklik ve öngörülebilir yatırım ortamıyla şekilleneceğine dikkat çekti.

Yatırım ortamında en önemli konunun öngörülebilirlik olduğunu belirten Enerji Yatırımcıları Derneği (GÜYAD) Başkanı Cem Özkök, bağlantı kapasitesi, izin süreçleri ve uzun vadeli finansmana erişimde yaşanan belirsizliklerin giderilmesinin kritik olduğunu söyledi. Cem Özkök ile Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümünü, yatırım gündemini ve sektörün önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini konuştuk.

Türkiye’nin enerji politikasında yenilenebilir kaynakların ağırlığı her geçen yıl artıyor. Mevcut dönüşümün hızını ve yönünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye, doğru enerji stratejisini izliyor mu?

Türkiye, yenilenebilir enerjide doğru istikamette ve güçlü bir büyüme temposuyla ilerliyor. Güneş ve rüzgâr kurulu gücündeki artış, dışa bağımlılığı azaltma, arz güvenliğini güçlendirme ve sanayinin düşük karbonlu dönüşümünü destekleme bakımından son derece kıymetli Ancak stratejinin başarısı yalnızca açıklanan kapasite hedefleriyle ölçülemez.

Bugün temel mesele; üretim yatırımlarının şebeke, depolama, izin süreçleri ve piyasa tasarımıyla eş zamanlı ilerleyip ilerlemediği. Yatırımcı, sermaye ve teknoloji var; yeni darboğaz ise bağlantı kapasitesi, iletim altyapısı ve öngörülemez idari süreçler. Türkiye’nin hedefi daha fazla kurulu güç değil, üretilen elektriği sisteme güvenli, ekonomik ve verimli biçimde taşıyabilen bütünleşik bir enerji sistemi kurmak olmalı.

Bölgesel savaşlar Türkiye’nin enerji politikasında kalıcı bir paradigma değişikliğine yol açmalı mı?

Kesinlikle yol açmalı. Orta Doğu’daki gelişmeler, fosil yakıt ithalatına dayalı enerji modelinin yalnızca ekonomik değil; jeopolitik, mali ve stratejik açıdan da kırılgan olduğunu yeniden gösterdi. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanma, ithalat faturası üzerinden doğrudan enflasyona, kamu maliyesine ve sanayinin maliyet yapısına yansıyor.

Bu nedenle yenilenebilir enerjiye geçişi yalnızca iklim politikası olarak görmek eksik olur. Yenilenebilir enerji; enerji bağımsızlığı, ekonomik istikrar ve milli güvenlik politikasıdır. Bununla birlikte, fosil yakıtlardan çıkış hedefi; depolama, talep tarafı katılımı, enterkonneksiyon, esnek üretim ve şebeke yatırımlarıyla desteklenmezse, yeni bağımlılık ve maliyet alanları yaratabilir.

“YATIRIMCI İÇİN EN BÜYÜK MALİYET ÇOĞU ZAMAN FAİZ DEĞİL, BELİRSİZLİKTİR”

Yenilenebilir enerji yatırımlarında yatırımcının en fazla ihtiyaç duyduğu unsurun “öngörülebilirlik” olduğu sıkça vurgulanıyor. Yatırım kararlarının önünü açmak için hangi belirsizlikler giderilmeli?

Yatırımcı için en büyük maliyet çoğu zaman faiz değil, belirsizliktir. Bir yatırımın bağlantı kapasitesine erişip erişemeyeceği, izinlerinin ne kadar süreceği, hangi bedellerle karşılaşacağı ve gelirinin hangi piyasa koşullarında oluşa-cağı öngörülebilir değilse, finansman maliyeti de yükselir.

Öncelikle şebeke kapasitesinin hangi bölgede, ne zaman ve hangi şartlarla tahsis edileceği açık bir yatırım takvimiyle ilan edilmeli. İzin süreçleri bakımından tek pencere sistemi kurulmalı; kurum görüşleri eş zamanlı alınmalı, dijital takip yapılmalı ve her aşama için bağlayıcı süreler öngörülmeli. Tarife, sistem kullanım ve iletim bedellerindeki değişiklikler de yatırımın ekonomik ömrünü dikkate alan geçiş hükümleriyle yürürlüğe konulmalı. Özellikle yenilenebilir üretimin karakteriyle bağdaşmayan sabit sistem kullanım bedelleri yeniden değerlendirilmeli.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının artması, Türkiye’de orta ve uzun vadede elektrik fiyatlarını öngörülebilir kılar mı?

Orta ve uzun vadede evet; ancak bunun otomatik gerçekleşeceğini söylemek doğru olmaz. Güneş ve rüzgâr santrallerinde yakıt maliyeti yoktur. Bu özellik, ithal doğal gaz ve kömür fiyatlarındaki ani sıçramalara karşı elektrik sistemine önemli bir koruma sağlar. Yenilenebilir kapasitenin artması, doğru piyasa tasarımıyla birleştiğinde sanayici için daha öngörülebilir ve rekabetçi elektrik maliyetleri yaratabilir. Ancak fiyatların sağlıklı oluşabilmesi için piyasa sinyallerinin bozulmaması gerekir. Taban ve tavan fiyat uygulamaları, destek mekanizmaları, kapasite ödemeleri ve sistem maliyetleri bir bütün olarak değerlendirilmeli. Fiyatlar gerçek maliyetleri yansıtmadığında, yatırım kararları ertelenir; mevcut tesislerin bakım ve modernizasyon kapasitesi de zayıflar. Bu nedenle hedef, yalnızca düşük fiyat değil, yatırım yapılabilir ve istikrarlı fiyat oluşumudur.

“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN ANA GÜNDEMİ ESNEKLİK OLACAK”

Türkiye’nin enerji dönüşümünde sadece yeni santraller kurmak değil, mevcut elektrik üretim altyapısını daha verimli ve esnek hale getirmek de önem taşıyor. Sizce önümüzdeki dönemin yatırım gündeminde kapasite artışından çok hangi alanlar öne çıkacak?

Önümüzdeki dönemin ana gündemi esneklik olacaktır. Güneş ve rüzgâr kapasitesi büyürken, sistemin bu üretimi güvenle dengeleyecek araçlara ihtiyacı artıyor. Batarya depolama, pompaj depolamalı hidroelektrik santraller, talep tarafı katılımı, hibrit tesisler, dijital şebeke yönetimi ve iletim hatları bu nedenle ön plana çıkacaktır. Ayrıca mevcut hidroelektrik santrallerin iklim ve kuraklık riskine karşı korunması, jeotermal ve biyokütle gibi kontrollü yenilenebilir kaynakların sistemdeki rolünün güçlendirilmesi önemli. Yeni kapasite tek başına çözüm değildir; üretimin zamanını, yerini ve şebekeye etkisini yöneten esnek bir sistem kurulmalı.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının büyümesiyle birlikte elektrik piyasasında yatırımcı profili de değişiyor. Uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu alanda rakip ülkeler karşısındaki avantajları ve dezavantajları neler?

Türkiye; güçlü güneş ve rüzgâr potansiyeli, büyük iç pazarı, büyüyen elektrik talebi, Avrupa’ya yakınlığı ve sanayisinin karbonsuzlaşma ihtiyacı sayesinde uluslararası yatırımcı açısından önemli bir pazar. Geniş yenilenebilir kaynak çeşitliliği ve proje geliştirme tecrübesi de ciddi avantaj.

Buna karşılık yatırımcılar, hukuk güvenliği kadar uygulama güvenliğine de bakıyor. Bağlantı kapasitesine erişim, izinlerin süresi, kur değişkenliği, finansmana erişim, gelir görünürlüğü ve düzenlemelerin geriye etkili sonuç doğurmaması temel değerlendirme başlıkları. Türkiye’nin rakipleri karşısındaki en büyük avantajı potansiyeli; en büyük dezavantajı ise bu potansiyelin yatırım takvimine yeterince hızlı ve öngörülebilir yansıtılamaması.

Yüksek finansman maliyetleri yatırımların geri dönüş sürelerini nasıl etkiliyor ve yatırımcı hangi yeni finansman modellerini bekliyor?

Yüksek faiz, kur riski ve uzun vadeli finansmana erişimdeki güçlükler yatırımın geri dönüş süresini uzatıyor. Özellikle geliri piyasa fiyatına bağlı projelerde, finansman kuruluşları daha yüksek teminat ve daha ihtiyatlı gelir varsayımları talep ediyor. Bu durum, teknik olarak yapılabilir projelerin dahi ertelenmesine yol açıyor.

Yatırımcıların beklediği; uzun vadeli ve rekabetçi maliyetli finansman, gelir öngörülebilirliği sağlayan piyasa araçları, kur riskini azaltan mekanizmalar ve yeşil finansmana erişimi kolaylaştıran çerçeveler. Kurumsal elektrik alım anlaşmaları, toplayıcılık, depolama gelir modelleri, yeşil tahviller ve uluslararası iklim finansmanı daha işlevsel hâle getirilmeli. Finansman, yatırım ortamının röntgenidir; finansmanın pahalılaşması çoğu kez sistemdeki diğer belirsizliklerin sonucudur.

Sizce önümüzdeki dönemde yatırım politikalarının odağında “daha fazla kapasite” mi, yoksa “daha fazla yerli katma değer” mi olmalı?

Bu iki hedef birbirinin alternatifi değil. Türkiye kapasite artışını sürdürürken, güneş hücresi ve paneli, rüzgâr ekipmanları, invertör, batarya, güç elektroniği, yazılım ve akıllı şebeke teknolojilerinde yerli katma değeri artırmalı. Aksi hâlde enerji ithalatı azalırken teknoloji ithalatı artabilir.

Ancak yerlilik politikası, yatırım yapılabilirliği ortadan kaldıran katı ve sık değişen şartlara dönüşmemeli. Teşvikler öngörülebilir olmalı; geçiş süreleri tanınmalı; yerli katkı hesabının hangi tesis, ekipman ve depolama bileşeni için nasıl uygulanacağı açıkça belirlenmeli. Amaç, yatırımcıyı cezalandıran değil, yerli teknoloji ya-tırımı yapmayı rasyonel hâle getiren bir sanayi politikası kurmaktır.

“SEKTÖRÜN İHTİYACI; UYGULANABİLİR, ŞEFFAF VE UZUN VADELİ BİR YATIRIM ÇERÇEVESİDİR”

GÜYAD’ın yatırımcılarla kamu arasında bir köprü görevi gördüğünü düşünürsek, bugün karar alıcılara iletmek istediğiniz en kritik mesaj nedir? Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önümüzdeki 5 yılda kaçırmaması gereken fırsat sizce hangisi?

En kritik mesajımız şudur: Yenilenebilir enerji yatırımcısı, kamu ile karşı karşıya gelen değil; Türkiye’nin enerji güvenliği, sanayi rekabetçiliği ve iklim hedefleri için kamu ile birlikte çözüm üreten taraftır. Sektörün ihtiyacı yeni belirsizlikler değil; uygulanabilir, şeffaf ve uzun vadeli bir yatırım çerçevesidir.

Önümüzdeki beş yılda kaçırılmaması gereken fırsat; yenilenebilir kapasiteyi şebeke, depolama, dijitalleşme ve yerli teknoloji üretimiyle birlikte büyütmektir. Türkiye bunu başarırsa sadece daha fazla temiz elektrik üreten bir ülke değil; Avrupa’nın düşük karbonlu sanayi değer zincirine entegre, rekabetçi ve enerji güvenliği yüksek bir üretim merkezi hâline gelebilir. Bunun için kamu-özel sektör istişaresinin sürekli, şeffaf ve sonuç odaklı biçimde işletilmesi gerekir.

Cem Özkök: Enerjide geleceğin anahtarı: Öngörülebilir yatırım ortamı
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!