Advertisement
  1. Haberler
  2. İŞ DÜNYASI
  3. Halil Demirdağ: Güneş, enerji bağımsızlığı için stratejik önemde

Halil Demirdağ: Güneş, enerji bağımsızlığı için stratejik önemde

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

GENSED Yönetim Kurulu Başkanı Halil Demirdağ, jeopolitik riskler ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir kaynaklara yönelmesini zorunlu kıldığını belirterek, güneş enerjisi ve depolamanın enerji arz güvenliğindeki stratejik rolüne dikkat çekti.

Enerjide jeopolitik risklerin ve fiyat dalgalanmalarının arttığı bir dönemde Türkiye, yerli ve yenilenebilir kaynaklarını büyüterek enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Bu dönüşümün merkezinde ise güneş enerjisi ve depolama bulunuyor. GENSED Yönetim Kurulu Başkanı Halil Demirdağ, Türkiye’nin 2035’te güneş ve rüzgârda toplam 120 GW hedefine ulaşabilecek teknik potansiyele ve yatırımcı iştahına sahip olduğunu belirterek, bundan sonraki dönemin yalnızca kapasite artışı değil; depolama, şebeke altyapısı ve güçlü bir yerli teknoloji eko-sistemiyle birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Halil Demirdağ ile sektörün durumunu ve geleceğini konuştuk.

İran savaşı ve Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerle birlikte petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanma, enerjide dışa bağımlılığın Türkiye açısından taşıdığı riski bir kez daha gündeme getirdi. Sizce bu tablo, güneş enerjisinin Türkiye’nin enerji arz güvenliğindeki rolünü nasıl değiştirmeli?

Enerji arz güvenliği artık yalnızca yeterli miktarda enerjiye sahip olmak olarak tanımlayamayız. Asıl mesele enerjiyi öngörülebilir maliyetlerle, kesintisiz ve mümkün olduğunca yerli kaynaklardan sağlayabilmek. Jeopolitik gelişmeler ve fosil yakıt fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, ithal enerjiye bağımlılığın yalnızca enerji sektörü için değil; cari açık, enflasyon ve sanayinin rekabetçiliği açısından da önemli bir risk olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Türkiye açısından güneş enerjisi ve depolama bu noktada stratejik bir avantaja sahip. Güneş, ülkemizin kendi doğal kaynağı; ithal etmiyoruz, döviz ödemiyoruz ve herhangi bir ülkenin bize satmasına ihtiyaç duymuyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi, güneş enerjisi yatırımı yapabilmek için temel olarak ihtiyacımız olan şey gökyüzünü görmek. Dolayısıyla güneş enerjisinde her yeni megavat yalnızca yeni bir elektrik üretim kapasitesi değil, aynı zamanda ithal enerji ihtiyacının ve enerji fiyatlarındaki dış şoklara maruziyetin azaltılması anlamına geliyor. Her 1.000 MW güneş enerjisi kapasitesinin yılda yaklaşık 110 milyon dolarlık doğal gaz ithalatının önüne geçebildiğini uzun süredir vurguluyoruz. Türkiye’nin güneş enerjisindeki kurulu gücünün yaklaşık 27,5 GW’a ulaştığı dikkate alındığında, güneş enerjisinin yıllık yaklaşık 3 mil-yar dolarlık doğalgaz ithalatını azaltarak cari açığın düşürülmesine önemli katkı sağladığı aşikar.

Bu nedenle güneş enerjisini artık yalnızca bir yenilenebilir enerji kaynağı veya iklim politikası aracı olarak görmemeliyiz. Güneşi, depolamayla birlikte Türkiye’nin enerji bağımsızlığının, arz güvenliğinin ve ekonomik dayanıklılığının temel unsurlarından biri olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Önümüzdeki dönemde asıl hedefimiz, güneş yatırımlarını depolama, güçlü iletim alt yapısı ve esnek piyasa mekanizmalarıyla birlikte yeni enerji sistemimizin ana omurgalarından biri haline getirmek olmalı.

“GÜNEŞ VE DEPOLAMANIN BİRLİKTE BÜYÜDÜĞÜ YENİ BİR SİSTEM”

Türkiye son yıllarda güneş enerjisinde hızlı bir kapasite artışı gerçekleştirdi. Bu büyümenin Türkiye’nin gerçek potansiyelini yansıttığını düşünüyor musunuz? Önümüzdeki dönemde kapasitenin hangi seviyelere taşınması mümkün?

Türkiye’nin güneşte son yıllarda gerçekleştirdiği büyüme son derece değerli. 15 Ağustos 2026 itibarıyla güneş enerjisinde kurulu gücümüz 27,5 GW’a ulaşmış durumda ve toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 21,7’sini güneş oluşturuyor. Ancak Türkiye’nin güneş potansiyelini düşündüğümüzde henüz yolun başındayız.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hedefleri doğrultusunda, GENSED olarak beklentimiz, Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği güneş ve rüzgâr enerjisinde toplam 120 GW kurulu güç hedefine ulaşmasıdır. Bunu başarabilecek teknik potansiyele, sanayi altyapısına ve yatırımcı iştahına sahibiz. Ancak kurulu güç hedefinin kendisi yeterli değil. Güneş kapasitesi büyürken aynı anda depolama kapasitesini, iletim ve dağıtım şebe-kesini, esneklik mekanizmalarını ve piyasa yapısını da geliştirmemiz gerekiyor.

GENSED olarak önümüzdeki döne-min güneş yatırımlarını yalnızca yeni megavatlar eklemek olarak değil, güneş ve depolamanın birlikte büyüdüğü yeni bir elektrik sistemi dönüşümü olarak görüyoruz.

Güneş enerjisinde yatırım yapmak isteyen şirketler açısından bugünkü yatırım ortamının fotoğrafını çektiğinizde hangi başlıklar öne çıkıyor? Finansman, izin süreçleri, şebeke bağlantıları ve mevzuat açısından sektörün öncelikli beklentileri neler?

Türkiye güneş enerjisi sektöründe güçlü bir yatırım iştahına sahip. Sek-törün temel sorunu yatırımcı eksikliği değil; yatırımı hızlı ve öngörülebilir şekilde hayata geçirecek ortamın oluşturulması. Yatırım kararlarının hızlanması için öngörülebilirlik, finansmana erişim, izin süreçlerinin hızlandırılması ve şebeke altyapısının yatırımlarla paralel geliştirilmesi kritik önem taşıyor.

24 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7554 sayılı Kanun ile özellikle lisanslı enerji projelerinin izin ve ruhsat süreçlerinin hızlandırılmasına yönelik önemli düzenlemeler hayata geçirildi. GENSED olarak uzun süredir savunduğumuz temel konulardan biri, izin süreçlerinin ardışık değil, eş zamanlı ilerlemesi ve yatırım sürelerinin mümkün olduğunca kısaltılmasıydı. Bu düzenlemenin, yenilenebilir enerji yatırımlarının daha hızlı ve öngörülebilir şekilde hayata geçirilmesine önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz.

İkinci kritik başlık şebeke. Önümüzdeki dönemde yeni üretim kapasite-sinin önünü açabilmek için yalnızca santral yatırımı yapmak yeterli olmayacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıkladığı üzere, Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefleri kapsamında yaklaşık 15 bin kilometrelik Yüksek Gerilim Doğru Akım hattı ve 40 GW kapasiteli iletim koridorları için yaklaşık 30 milyar dolarlık yatırım planlanıyor. Bu altyapının, artan güneş ve rüzgâr kapasitesinin şebekeye güvenli ve etkin şekilde entegre edilmesini sağlayarak Türkiye’nin 2035 yılı yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasına önemli katkı sunması bekleniyor.

Üçüncü konu finansman. Türkiye’deki faiz ortamının, yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı ve yatırım maliyetlerini de doğrudan etkiliyor. Güneş ve rüzgâr yatırımlarının hızlandırılması için kamu tarafından uzun vadeli, düşük faizli ve döviz bazlı finansman imkânlarının geliştirilmesi ve yatırımcılara bu özel finansmana erişimin kolaylaştırılması ile planlanan hedeflere ulaşmaya önemli katkı sağlayacaktır.

Biz yatırımcının önündeki bürokrasiyi azaltabilir, şebeke kapasitesini artırabilir ve finansmana erişimi kolaylaştırabilirsek Türkiye’nin güneş yatırımlarında çok daha hızlı büyüme sağlayabileceğine inanıyoruz.

Sanayicinin enerji maliyetlerini düşürme arayışı, çatı ve arazi tipi GES yatırımlarını hızlandırıyor. Önümüzdeki dönemde güneş enerjisinin Türkiye’de sanayinin rekabetçiliğine etkisini nerede görüyorsunuz?

Güneş enerjisinin Türkiye sanayisi açısından önemi, yalnızca enerji maliyetini düşürmek değil. Önümüzdeki dönemde güneş enerjisini, sanayinin rekabet stratejisinin temel araçlarından biri olacak. Enerji yoğun sektörlerde elektrik maliyeti doğrudan üretim maliyetini etkiliyor.

İhracat yapan şirketler açısından buna bir de ürünün karbon ayak izi ve AB’deki yeni karbon düzenlemeleri ekleniyor. Dolayısıyla sanayicinin rekabet gücü giderek hem enerjinin maliyetine hem de enerjinin hangi kaynaktan üretildiğine bağlı hale geliyor.

Güneş enerjisi burada iki avantajı aynı anda sağlıyor; enerji maliyetini uzun vadede öngörülebilir hale getiriyor ve üretimin karbon yoğunluğunu azaltıyor.

Ancak bugün sanayicinin güneş enerjisine olan talebinin tamamını karşılayabilecek yeterli trafo kapasitenin ve bağlantı imkânlarının bulunmaması önemli bir sorun. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca yeni güneş santrallerinin kurulmasına değil, sanayinin ihtiyaç duyduğu kapasitenin oluşturulmasına ve şebeke bağlantılarının hızlandırılmasına da odaklanmamız gerekiyor.

Lisanssız arazi ve çatı GES’ler bu noktada önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’de özellikle sanayi tesislerinin geniş çatı alanları ve tarıma elverişli olmayan kırsal kesimdeki araziler önemli güneş enerjisi potansiyeline sahip. Bunun yanında lisanssız GES’lerin depolama ile birlikte kurulması, işletmelerin 24 saatlik enerji ihtiyacının büyük bölümünün yerli ve yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasını mümkün hale getiriyor.

Önümüzdeki dönemde güneş enerjisi ve depolamayı yalnızca “elektrik üretme yatırımı” olarak değil, Türkiye sanayisinin artan enerji talebini karşılayacak, enerji maliyetlerini azaltacak ve küresel rekabet gücünü korumasını sağlayacak şebekeye uyumlu stratejik bir altyapı yatırımı olarak görmeliyiz. Bunun için de sanayinin ihtiyaç duyduğu güneş kapasitesinin önünün açılması ve lisanssız yatırım süreçlerinin hızlandırılması büyük önem taşıyor.

Bu kapsamda, GENSED olarak mevcut trafo kapasitesi sorununa çözüm amacıyla Bakanlığa, şebekeye enerji basmadan, tamamen öz tüketim amacıyla çalışacak depolamalı çatı GES’lerin mevcut trafo kapasitesi kısıtlarına takılmadan kurulmasını sağlayan yeni bağlantı şekli (5.1.j) önerimizi sunduk. Bu yaklaşımın hayata geçmesi halinde, depolamalı çatı GES yatırımlarının hız kazanacağını ve hem sanayicinin enerji maliyetini ve karbon ayak izini azaltabileceğini hem de mevcut şebeke kapasitesini çok daha verimli kullanabileceğimizi düşünüyoruz.

“POTANSİYELİ HAREKETE GEÇİRMEK İÇİN ALTYAPI VE PİYASA ŞARTLARINI OLUŞTURMALIYIZ”

Bugünden 2035’e baktığınızda Türkiye’nin güneş enerjisinde nasıl bir hikâye yazmasını bekliyorsunuz? GENSED Başkanı olarak sektörün önündeki en büyük fırsatı ve en büyük riski ne olarak görüyorsunuz?

2035’e geldiğimizde Türkiye’nin güneş enerjisinde bugün olduğundan çok daha güçlü bir noktada olacağına inanıyoruz. Ancak bizim için başarı yalnızca kurulu gücün kaç gigavata ulaştığıyla ölçülmemeli. Türkiye’nin hikâyesi; yüksek güneş potansiyelini değerlendiren, enerji depolama ve şebeke altyapısını geliştiren, sanayisini güneş enerjisiyle rekabetçi hale getiren ve güneş teknolojilerinde üretim ve ihracat kapasitesi oluşturan bir ülke olmak olmalı.

Bugün güneşte 27,5 GW’ın üzerinde kurulu güce ulaşmış olmamız önemli bir eşik. Önümüzde ise 2035’te güneş ve rüzgârda toplam 120 GW hedefi bulunuyor. Önümüzdeki dönemde en büyük fırsat, güneş enerjisi ve depo-lamanın dijitalleşme ile birlikte, güçlü şebeke ve esnek tüketim modellemesin Türkiye’nin yeni enerji sisteminin temelini oluşturmasıdır. En büyük risk ise potansiyelimizin yatırım iştahından değil, şebeke kapasitesi, izin süreçleri, finansman ve öngörülebilirlikte yaşanabilecek gecikmeler nedeniyle kullanılamaması.

Bugün teknoloji hazır, yatırımcı hazır ve Türkiye’nin güneşi var. Yapmamız gereken, bu potansiyelin önünü açacak alt-yapıyı ve piyasa şartlarını aynı hızda geliştirmek. GENSED olarak Türkiye’nin güneş enerjisi ve depolamada yalnızca bölgesel bir pazar değil, teknoloji üreten, yatırım çeken, ihracat yapan ve enerji dönüşümünde bölgesel merkez haline gelen bir ülke olmasını hedefliyoruz. Güneş enerjisi ve depolama Türkiye için artık geleceğin değil, bugünün stratejik en önemli enerji kaynağıdır.

Halil Demirdağ: Güneş, enerji bağımsızlığı için stratejik önemde
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!