Türk çimento sektörünün güçlü üretim altyapısı, ihracat kapasitesi ve yeşil dönüşüm yatırımlarıyla küresel rekabette konumunu hızla güçlendirdiğini belirten TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, Suriye’nin yeniden inşası ve bölgesel gelişmelerin Türkiye için yeni fırsatlar yarattığını söyledi.
TÜRKÇİMENTO verilerine göre Türk çimento sektörü, 125 milyon tonluk kapasitesi ve geniş ihracat ağıyla küresel yapı malzemeleri pazarında stratejik bir oyuncu konumunda bulunuyor. Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yakınlığı sayesinde uluslararası talebe hızlı yanıt verebilen sektör, güçlü üretim altyapısı ve lojistik avantajlarıyla küresel rekabette pozisyonunu her geçen yıl daha da pekiştiriyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, “2025 yılı rakamlarıyla 22 bin kişi istihdamla faaliyet gösteren sektör, dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumuyla döviz kazandırıcı rolünü açıkça ortaya koyarken; üretimin yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara yönlendirilmesi, Türkiye’nin küresel yapı malzemeleri tedarik zincirindeki konumunu güçlendiriyor” ifadelerini kullandı.
Volkan Bozay ile Türk çimento sektörünü ve hedeflerini konuştuk.
Türkiye çimento sektörünün 2025-2026 dönemindeki genel performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
TÜRKÇİMENTO verilerine göre sektörün toplam çimento üretimi 93,7 milyon tona ulaşırken, iç satışlar 77,9 milyon ton, ihracat ise 15 milyon ton olarak gerçekleşti. Üretilen çimentonun yaklaşık yüzde 16’sı dış pazarlara ihraç edildi. Bu çerçevede, 2025 yılı Türk çimento sektörü açısından üretim ve satış performansının olumlu seyrettiği bir dönem oldu.
Yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir yavaşlama yaşansa da özellikle bahar aylarıyla birlikte iç talepte yaşanan toparlanmanın yıl boyu sürmesini bekliyoruz. Bölgesel farklılıklar olmakla birlikte genel tablo sektörün hem iç pazarda hem de ihracatta dengeli bir büyüme performansı ortaya koyduğunu gösteriyor.
Sektörün Türkiye ekonomisine ve istihdama katkısını hangi verilerle öne çıkarırsınız?
Türk çimento sektörü, sahip olduğu yüksek üretim kapasitesi ve ihracat gücüyle Türkiye ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri konumunda bulunuyor. 125 milyon tonluk kurulu kapasite ve 56 entegre fabrika ile sektör hem iç pazarın ihtiyaçlarını karşılayan hem de dış pazarlara düzenli ihracat gerçekleştiren güçlü bir sanayi altyapısına sahip.
2025 yılı rakamlarıyla 22 bin kişi istihdamla faaliyet gösteren sektör, dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumuyla döviz kazandırıcı rolünü açıkça ortaya koyarken; üretimin yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara yönlendirilmesi, Türkiye’nin küresel yapı malzemeleri tedarik zincirindeki konumunu güçlendiriyor.
Ayrıca sektörün gerçekleştirdiği çevresel ve teknolojik yatırımlar da sadece üretim kapasitesini değil, aynı zamanda katma değerli ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen bir ekonomik katkı yaratıyor.
Kentsel dönüşüm ve altyapı projeleri iç talebi nasıl şekillendiriyor?
Türkiye’de son yıllarda deprem sonrası yeniden inşa çalışmaları ve kentsel dönüşüm projeleri, çimento talebinin en önemli belirleyicileri arasında yer alıyor. Bu süreç, iç pazarın güçlü kalmasını sağlarken sektörün üretim planlamasında da belirleyici bir rol oynuyor.
Uzun yıllar ortalamasına bakıldığında Türkiye’de yıllık çimento tüketimi 60-65 milyon ton seviyesinde gerçekleşiyor. Bu da iç talebin sürdürülebilir ve güçlü bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Ancak sektörün kurulu üretim kapasitesi ile karşılaştırıldığında söz konusu talebin kapasite kullanım oranlarının ihracat olmadan yüzde 65’ler civarında düşük seviyelerde gerçekleşmesi demek oluyor.
Sektörün sahip olduğu bu üretim kapasitesi sayesinde hem iç talep karşılanabiliyor hem de ihracat faaliyetleri eş zamanlı olarak sürdürülebiliyor. Özellikle sınır ve liman bölgelerinde konumlanan yüksek kapasiteli tesisler, bölgesel talep artışlarına hızlı ve esnek şekilde yanıt verebilme avantajı sunuyor.
“SEKTÖR İÇİN İKİ ÖNEMLİ FIRSAT VAR”
Türkiye’nin çimento ihracatındaki mevcut konumunu ve hedef pazarlarını nasıl görüyorsunuz?
Türkiye, üretim kapasitesi ve ihracat performansı açısından dünyanın önde gelen çimento üreticileri arasında yer alıyor. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz havzasına olan coğrafi yakınlığı, Türkiye’yi birçok pazar için doğal bir tedarik merkezi haline getiriyor.
2025 yılında 15 milyon tonluk ihracat gerçekleştiren sektör, küresel yapı malzemeleri tedarik zincirinde önemli bir konumda bulunuyor.
Önümüzdeki dönemde ise ihracat stratejilerini etkileyen iki önemli başlık öne çıkıyor. Bunlardan biri Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri, diğeri ise Suriye’nin yeniden inşa süreci. Özellikle Suriye’de 2026-2040 döneminde oluşması beklenen yüksek çimento talebi, Türkiye için önemli bir ihracat fırsatı yaratma potansiyeli taşıyor. Coğrafi yakınlık ve güçlü üretim altyapısı, Türk çimento sektörünü bu süreçte avantajlı bir konuma taşıyor.
Pandemi döneminde olduğu gibi, ülkemizin çimento sektörünün güvenilir tedarikçi kimliği sayesinde Hürmüz’de yaşanan son krizin, arz güvenliği açısından spot piyasada ve önümüzdeki dönemde taahhütlere ilişkin uzun vadeli sözleşmelerin Türkiye’ye yönelmesi için önemli bir fırsat yaratması bekleniyor.
Finansman, maliyet, lojistik ve mevzuat açısından herhangi bir sorun yaşanmaması halinde, Körfez ülkelerinde yaşanan problemden dolayı oluşacak yeni taleplerin ihracatta artışa, diğer bir ifadeyle atıl kapasitenin değerlendirilmesinde dolayısıyla artan birim maliyetlerinin dengelenmesinde önemli rol oynayacağını öngörüyoruz.
İHRACATTA ÖNE ÇIKAN AVANTAJLAR
Küresel rekabette Türk çimento sektörünün öne çıkan avantajları nelerdir?
Türk çimento sektörünün küresel rekabette öne çıkan en önemli avantajlarının başında güçlü üretim altyapısı, yüksek kapasite ve stratejik coğrafi konum geliyor. 125 milyon tonluk kapasite ve geniş ihracat ağı sayesinde sektör, farklı pazarlara hızlı ve etkin şekilde erişim sağlayabiliyor.
Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarına yakınlığı, lojistik açıdan önemli bir avantaj yaratırken; sınır bölgelerinde yer alan yüksek kapasiteli tesisler bölgesel talep artışlarına hızlı yanıt verebilme esnekliği sunuyor.
Bununla birlikte sektörün düşük emisyonlu üretim teknolojilerine sahip olması ve Avrupa Birliği ile uyumlu izleme, raporlama ve doğrulama sistemlerini uzun süredir uyguluyor olması da rekabet gücünü destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde sektörünüzü bekleyen en kritik dönüşüm başlıkları neler?
Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı çerçevesinde çimento sektörü için en kritik dönüşüm başlıklarının başında karbon maliyetlerinin üretim ve ticaret üzerindeki etkisi geliyor. Bu noktada özellikle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), sektör açısından oyunun kurallarını yeniden tanımlayan bir gelişme oldu. 2026 itibarıyla mali yükümlülük doğuracak olan bu mekanizma ve 2034’e kadar kademeli olarak devreye girecek düzenlemeler, karbon yoğun sektörlerde maliyet yapısını köklü biçimde değiştiriyor.
Bu durum, özellikle ihracat pazarlarında rekabet dinamiklerini doğrudan etkiliyor. Önümüzdeki dönemde düşük karbonlu üretim gerçekleştiremeyen tesislerin rekabet gücünü koruması zorlaşırken; enerji verimliliğine yatırım yapan, alternatif yakıt ve ham madde kullanımını artıran ve yeşil ürün geliştiren üreticiler için önemli bir avantaj oluşacağını öngörüyoruz.
“YÜZDE 95 EMİSYON AZALTIMI İÇİN 30 MİLYAR DOLAR YATIRIM GEREKİYOR”
Karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik somut adımlarınız ve yatırım planlarınız nelerdir?
Türk çimento sektörü olarak karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik dönüşümü uzun süredir önceliklendiriyoruz. Bu kapsamda alternatif yakıt ve ham madde kullanımı, enerji verimliliği projeleri, atık ısı geri kazanımı ve düşük karbonlu çimento üretimi temel odak alanlarımızı oluşturuyor.
2024 yılı itibarıyla sektörümüzün çevresel yatırımları 1,6 milyar TL’ye, yıllık çevresel harcamaları ise 300 milyon TL seviyesine ulaştı. Bugün 2,1 milyon ton alternatif yakıt kullanarak ısıl enerji ihtiyacımızın yüzde 13’ünü bu kaynaklardan karşılıyoruz. Son beş yılda bu oranı yüzde 7,8’den yüzde 13’e çıkarmış olmamız önemli bir ilerleme.
Ayrıca 6,6 milyon ton alternatif ham madde kullanımıyla yaklaşık yüzde 5 oranında ikame sağlıyoruz. Enerji tarafında ise güneş, rüzgâr ve atık ısı geri kazanımı gibi kaynaklarla elektrik tüketimimizin yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyoruz.
Uzun vadede ise 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda yaklaşık yüzde 95 emisyon azaltımı sağlamak için 30 milyar dolar tutarında bir yatırım ihtiyacı bulunuyor. Bu dönüşümün başarısı için kamu ve özel sektör iş birliğinin kritik olduğunu düşünüyoruz.
Enerji maliyetlerindeki artış sektörün üretim stratejilerini nasıl etkiliyor?
Çimento sektörü enerji yoğun bir üretim yapısına sahip olduğu için enerji yönetimi ve verimliliği, sürdürülebilirlik stratejilerinin merkezinde yer alıyor. Bu kapsamda sektör, enerji ihtiyacını daha verimli ve alternatif kaynaklarla karşılamaya yönelik dönüşümünü hızlandırmış durumda.
Son yıllarda alternatif yakıt kullanımı önemli ölçüde arttı ve ısıl enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 13’ü bu kaynaklardan karşılanır hale geldi. Benzer şekilde, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’u güneş ve rüzgâr enerjisinden sağlanıyor.
Enerji verimliliği, alternatif yakıt kullanımı ve yenilenebilir enerji yatırımları, sektörün hem çevresel performansını hem de rekabet gücünü artıran temel stratejik başlıklar haline geldi. Bu dönüşüm, aynı zamanda Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon düzenlemeleriyle uyumlu şekilde sektörün uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerini de destekliyor.
Dijitalleşme ve yeni teknolojiler üretim süreçlerinde nasıl bir fark yaratıyor?
Bugün geldiğimiz noktada yeşil dönüşüm ile dijitalleşmeyi birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. TÜRKÇİMENTO’nun ortaya koyduğu “üçüz dönüşüm” vizyonu doğrultusunda sektör, dijital, yeşil ve insan odaklı dönüşümü eş zamanlı olarak yürütüyor.
Veri odaklı yönetim anlayışı ve ileri teknolojiler, üretim süreçlerinde verimliliği artırıyor. Özellikle enerji kullanımı, proses optimizasyonu ve kaynak verimliliği gibi alanlarda dijital çözümler belirleyici hale gelmiş durumda. Bu kapsamda düşük karbonlu üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, süreçlerin dijital araçlarla optimize edilmesi ve nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesi, sektörün öncelikli gündemleri arasında yer alıyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE REKABET GÜCÜNÜ ODAĞINA ALAN DÖNÜŞÜM
Önümüzdeki 5 yıl için Türk çimento sektörünün küresel vizyonunu nasıl tanımlarsınız?
Önümüzdeki 5 yıllık dönemde Türk çimento sektörünün küresel vizyonunun merkezinde sürdürülebilirlik ve rekabet gücünün birlikte ele alındığı bir dönüşüm yer alıyor.
Sektör olarak bu süreci yalnızca bir uyum zorunluluğu değil; uzun vadeli rekabet gücümüzü belirleyecek stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. Bu doğrultuda düşük karbonlu üretim teknolojilerine geçiş, yeşil çimento ürünlerinin yaygınlaştırılması ve kaynak verimliliğinin artırılması temel önceliklerimiz arasında bulunuyor.
Aynı zamanda dijitalleşme, Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarıyla desteklenen “üçüz dönüşüm” yaklaşımı sayesinde sektörümüzün küresel rekabet gücünü daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu şekilde ilerleyen bu dönüşüm sürecinde, Türk çimento sektörünün sadece uyum sağlayan değil, yön veren bir konumda olacağına inanıyoruz.



