Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, üç kıtadaki üretim gücünü yeşil çelikle yeni nesil çelik ekosistemine dönüştürürken, küresel arenada ilk 20 çelik üreticisi arasına girmeyi hedeflediklerini söyledi.
Küresel çelik sektöründe oyunun kuralları değişirken Tosyalı, büyüme stratejisini yalnızca kapasite artışı üzerine değil, yeşil çelik ve yeni nesil üretim teknolojileri üzerine kuruyor. Üç kıtada 50’yi aşkın üretim tesisi, 15 milyon ton yıllık sıvı çelik kapasitesi ve 15 bine yakın çalışanıyla küresel ölçekte büyüyen Tosyalı, sürdürülebilirlik, ölçek ve verimliliği merkezine aldığı dönüşümle önümüzdeki yıllarda küresel ilk 20 çelik üreticisi arasında yer almayı hedefliyor. Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı ile şirketin faaliyetlerini ve gelecek vizyonunu konuştuk.
Küresel ekonomide belirsizliklerin, ticaret politikalarındaki değişimlerin ve jeopolitik gelişmelerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin mevcut görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünya ekonomisi her geçen gün daha karmaşık ve çok boyutlu hale geliyor. Ticarette artan korumacılık, enerji maliyetleri, lojistik riskler, finansmana erişim koşulları ve jeopolitik gelişmeler artık şirketlerin günlük operasyonlarını doğrudan etkiliyor. Sanayimiz çok zorlanıyor, bu bir gerçek ve devletimiz de çeşitli tedbirler almaya devam ediyor.
Ancak bu süreçte şirketler olarak bizim de üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz, değişen koşullara kendi adımlarımızı atarak uyum sağlamamız gerektiğine inanıyorum. Bunun en güzel örneklerinden biri de bir parçası olduğumuz, ekonominin sürükleyici güçlerinden biri olan demir-çelik sektörü. Yıllardır hiçbir özel destek almayan ve kendi ayakları üzerinde duran sektörümüz, aynı zamanda küresel gelişmelerden de en çok etkilenen sektörlerin başında geliyor. Sektörümüz son birkaç yılda çok ciddi bir kırılma yaşadı. Rekabetin doğası köklü biçimde değişti. Maliyet avantajı tek başına belirleyici olmaktan çıkarken ticaret politikaları, anti-damping önlemleri ve karbon regülasyonlarıyla birlikte oyunun kuralları yeniden yazılmaya başladı. Arz-talep dengesi kalıcı biçimde bozuldu. Bu zorlayıcı sürece ve kotalara rağmen bugün Türkiye dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında, Avrupa’nın ise en büyük çelik üreticisi. Oluşturduğumuz güçlü üretim altyapısı sayesinde 200’den fazla ülkeye çelik ihraç ediyor, özellikle Avrupa sanayisinin ihtiyaç duyduğu ürünlerin önemli bir bölümünü rekabetçi koşullarda tedarik ediyoruz.
Bugün Türkiye’nin çelikte bir kapasite sorunu yok. Ancak çelik tamamen stratejik bir sektör. O yüzden dünyanın değişen düzenine göre sektörümüzü, stratejik olmanın gereğini yerine getirecek şekilde yeniden konumlandırmamız gerekiyor. Eğer bunu başarabilirsek, Türkiye çelik sektörü olarak bugünkü başarılarımızı çok daha ileri taşır ve nitelikli çelik üretim kapasitemizle ülkemizin katma değerli ihracat kapasitesine çok daha güçlü bir şekilde katkı sağlayabiliriz. Sektör olarak atacağımız bu adımların, diğer sektörler için de örnek teşkil edeceğine inanıyorum.
“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ODAKLI YENİ TESİSLERİMİZ BÜYÜMEMİZİN KİLOMETRE TAŞLARI OLDU”
Tosyalı Holding bugün 3 kıtada, 50’ye yakın tesisiyle küresel bir üretim yapısına ulaştı. Bu dönüşümün arkasındaki temel strateji neydi? Tosyalı’yı küresel bir oyuncu yapan en önemli kırılma noktaları hangileri oldu?
Tosyalı olarak hiçbir zaman kısa vadeli düşünmedik, her zaman uzun vadede yaratacağımız değere inandık. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Bununla birlikte bizim işimiz bir ekosistem işi. Çelik endüstrisinde üretim yaparken etrafımızdaki irili ufaklı birçok şirket ile çalışıyoruz. O yüzden gittiğimiz her coğrafyada kümelenme modeliyle bir çelik ekosistemi oluşturuyoruz. Böylece kalite ve standardımızı koruyoruz. Tabii küresel bir oyuncu olma sürecinde bu temel yaklaşımımızı daha da geliştirdik. Özellikle “sürdürülebilirlik”, “ölçek” ve “verimlilik” olmak üzere üç temel üzerinde geliştirdiğimiz iş modelimiz, küresel olarak önemli bir sıçrama yapmamızı sağladı. Sürdürülebilirliği işimizin bir parçası değil, tama-mı olarak ele alıyoruz. Tüm yatırımlarımızı ve iş süreçlerimizi en başından itibaren sürdürülebilirlik odağında planlıyoruz. Verimliliği de sürdürülebilirliğin bir parçası olarak ele alarak, yalnızca su ve enerji kullanımında değil, işimizin tamamında verimliliği esas alan bir proses tasarımı ve tam entegrasyon yaklaşımı benimsiyoruz. Tesislerimizdeki havayı, tozu bile döngüsel bir yaklaşımla değerlendirirken dünyanın farklı bölgelerindeki tesislerimizi birbirine entegre ettik. Ölçeğimizi büyütürken tamamen stratejik bir yaklaşımla nitelikli çelik kapasitemizi artıracak bir yaklaşım benimsedik. Bu sayede bugün Tosyalı dünyanın sayılı çelik üreticilerinden biri haline gelirken aynı zamanda nitelikli ürünlerinde ve yeşil çelik kategorisinde en çok tercih edilen sektör oyuncularından biri haline geldi.
Merkezinde sürdürülebilirliğin olduğu bu yaklaşım çerçevesinde hayata geçirdiğimiz yeni tesislerimiz bizim küresel büyümemizdeki en önemli kilometre taşlarını oluşturdu. Afrika’ya açılma stratejimiz, globalleşmenin bir noktada yavaşlayacağı ve lokal üretimin öne çıkacağı yönündeki öngörümüz, bizim yıllar öncesinden küresel bir şirket olma yolunda adımlar atmamızı sağladı. 2013’te Tosyalı Algérie tesisimizin açılışını yaparak üretime başlamamız ise bizim için milat oldu. Akdeniz Havzası’nın en büyük entegre demir-çelik tesisi olan Tosyalı Algérie ile bugün Cezayir’in hidrokarbona dayalı sektörleri dışında, sanayideki en büyük şirketi ve ihracatçısıyız. Tosyalı olarak toplam ihracatımızın yaklaşık yüzde 30’unu bu tesisten gerçekleştiriyoruz. Buradan yaptığımız ihracatın yüzde 70’ten fazlası Avrupa’ya gidiyor. 2023 yılında açılışını yaptığımız, İskenderun’daki 2,5 milyar dolar yatırım değerine sahip Tosyalı Demir Çelik İskenderun Tesisimiz de küresel yolculuğumuzda bize ciddi katkılar sağlayan başka bir kilometre taşı oldu. Hem Tosyalı Algérie hem de Tosyalı Demir Çelik İskenderun Tesisimiz tamamen nitelikli çelik ürünleri ve yeşil çelik üretimine odaklanmış durumda. Bu iki tesisimiz bizi küresel çelik süper ligine taşıyan en güçlü iki kasımız oldu diyebilirim.
Çelik sektöründe rekabet giderek yalnızca üretim kapasitesi üzerinden değil, karbon ayak izi ve ürünün çevresel performansı üzerinden şekilleniyor. Tosyalı’nın V-Green markasıyla bu yeni rekabet döneminde nasıl bir konumlanma hedeflediğini anlatır mısınız?
Bugün küresel üretim sistemleri, sadece yüksek kapasitelere ve düşük karbona değil aynı zamanda enerji güvenliği yüksek, kaynaklarını verimli kullanan ve tedarik zincirlerinde dayanıklılık sağlayan yeni nesil sanayi ekosistemlerine ihtiyaç duyuyor. Bu anlayışla biz de kaynakları daha verimli kullanan, enerjiyi daha etkin yöneten ve ekonomik değeri sürekli yeniden üreten sanayi sistemleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Yenilenebilir enerjiyi, teknolojiyi ve döngüselliği bir araya getirerek uzun dönemli değer yaratmak için çalışıyoruz. Tosyalı olarak son 5 yılda sürdürülebilirlik odaklı projelerimize 6 milyar doların üzerinde yatırım yaptık. Teknoloji, döngüsel üretim yatırımlarımız ve Ar-Ge’mizin gerçekleştirdiği projelerin büyük bölümü sürdürülebilirlik ekseninde gerçekleştiriliyor. Tosyalı V-Green, tüm bu süreçlerdeki kazanımlarımızla ortaya çıkmış, ayakları yere sağlam basan, ölçülebilir verilerle desteklenen gerçek bir yeşil çelik markası. O yüzden bugün biz Tosyalı olarak dünyada en çok aranan ve tercih edilen yeşil çelik üreticilerinden biri konumuna gelmiş durumdayız. Önümüzdeki dönemde karbon emisyonlarımızı daha da düşürmeye, yeşil çelik kategorisindeki ürün çeşitliliğimizi artırmaya devam ederek küresel müşterilerimizin bu yöndeki taleplerini daha güçlü bir şekilde karşılamayı sürdüreceğiz.
Yeşil çelik dönüşümünde yenilenebilir enerji yatırımlarınız önemli bir yer tutuyor. Tosyalı’nın orta vadede enerji ihtiyacının ne kadarını kendi kaynaklarından karşılamasını hedefliyorsunuz?
Güneş enerjisi sistemlerine uzun zamandır yatırımlar yapıyoruz. 2025’te 1,2 GW kapasiteli Türkiye’nin en büyük öz tüketim GES projelerinden birini başlattık. Üstelik güneş panellerini de kendimiz üretiyoruz. Bu stratejinin önemli aşamalarından biri olan toplam 1,2 GW kapasiteli güneş enerji santrali yatırımımızın Niğde ve Osmaniye’deki ilk fazı için BBVA ile Cesce teminatı kapsamında 187 milyon Euro tutarında İhracat Finansmanı Alıcı Kredisi Anlaşması imzaladık. 8 ilde gerçekleşecek bu yatırımlar tamamlandığında, önceden hayata geçirdiğimiz GES yatırımlarını da dahil ettiğimizde toplamda 1,4 GW kurulu güce ulaşacağız. Böylece dünyanın en büyük öz tüketim odaklı yenilenebilir enerji projelerinden birini hayata geçirmiş olacağız. Bu yatırımlarla birlikte öz tüketimimizin yaklaşık yüzde 50’sini güneş enerjisinden karşılamayı hedefliyoruz.
“DRI YATIRIMLARIMIZLA İLKİ GERÇEKLEŞTİRDİK”
Hidrojen kullanımının çelik üretimindeki payını artırmak için önemli Ar-Ge çalışmaları yürütüyorsunuz. Özellikle DRI teknolojisi konusunda Cezayir’de elde ettiğiniz deneyimin Türkiye’deki üretim süreçlerine aktarılması için nasıl bir yol haritanız var?
Hidrojenin üretimde kullanılması sanayide en büyük dönüşümlerden biri olacak. Tüm dünya bu konu üzerine çalışıyor. Biz de Tosyalı olarak çeşitli hidrojen teknolojileri üzerine çalışıyoruz. Bununla birlikte hidrojenin üretimde kullanılabilirliği oluştuğunda, hızlı bir şekilde buna uyum sağlayacak tesisler tasarlıyoruz. Sizin de ifade ettiğiniz gibi Tosyalı Algérie, özellikle düşük karbon salımı sunan DRI (Direct Reduced Iron-Doğrudan İn-dirgenmiş Demir) tesisleriyle dünyada örnek gösterilen üreticiler arasında yer alıyor. 2020 yılından bu yana her yıl dünya DRI üretim rekoru kıran bu tesisimiz geçen yıl 2.DRI’ın faaliyete geçmesiyle birlikte dünyanın en büyük ikiz DRI tesisine sahip tesisi konumuna ulaştı. İkinci DRI tesisi, kullandığı ileri teknoloji sayesinde hem doğal gaz hem de küçük bir modifikasyonla yüzde 100 hidrojenle çalışabilme özelliğiyle dünyada ticari üretime başlayan ilk tesis oldu. Tosyalı ile benzer zamanlarda Avrupa’da flexi DRI yatırım kararlarını açıklayan şirketler olsa da bu kararı alıp yatırımı tamamlayarak üretime geçen ilk şirket Tosyalı.
Şimdi Libya Bingazi’de toplam 8.1 milyon ton/yıl kapasiteli dünyanın en büyük DRI tesislerini kurmak üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu tesisimiz de Cezayir’deki gibi temiz bir enerji kaynağı olan hidrojen ile çalışabilme yeteneğine sahip olarak yeşil çelik üretiminde dünyanın sayılı üretim üslerinden biri olacak. Tesisimiz hem yakın bölgenin hem de Avrupa’nın yeşil çelik için CDRI (Soğuk DRI) ihtiyacını karşılarken Tosyalı’nın global yeşil çelik üreticisi konumunu daha da güçlendirecek. Tüm bu tecrübeleri ve farklı hidrojen teknolojilerine yönelik araştırmalarımızı Türkiye’ye de taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Son dönemde yaptığınız açıklamalarda, hurda tedarikindeki olası değişimlere karşı cevher zenginleştirme ve DRI deneyiminizi Türkiye’ye taşıma hedefiniz de öne çıkıyor. Türkiye’nin ham madde konusunda dışa bağımlılığını azaltmak açısından bu yaklaşımın nasıl bir potansiyel taşıdığını düşünüyorsunuz?
Uzun vadeli emisyon azaltımı çözümleri temel olarak elektrik ark ocaklarında (EAF) doğrudan indirgenmiş demir (DRI) kullanımı ve hurda çelik kullanımının artırılmasını içeriyor. Bu iki yöntem çok önemli ve zaten Türkiye’de de ağırlıklı üretim sistemiz EAF ve hurda çelik kullanımından oluşuyor. O yüzden biz Türkiye’deki tüm tesislerimizi de bu yönde tasarlıyor ve geliştiriyoruz. Burada meseleye sadece DRI odağında da bakmamak gerekiyor. Sonuç olarak Türkiye çelik endüstrisi yeşil çelik üretimine en uyumlu ülkelerden biri. Önemli olan burada hurda kullanımını daha verimli hale getirirken aynı zamanda güneş gibi temiz enerji kaynaklarını kullanarak EAF’lardaki üretimimizin yarattığı, zaten düşük olan karbon salımını daha da düşük sevilere indirmek. Ham maddeyi temin etmenin de ötesinde, bu ham maddeyi nasıl daha verimli ve katma değer üretecek şekilde kullandığınız önemli. Bunun için birçok ileri teknolojiyi de Türkiye’deki çelik üretim tesislerine taşımak gerekiyor. Tosyalı olarak bu konuda öncü şirketlerden biriyiz. Örneğin Tosyalı Demir Çelik İskenderun Tesisimiz ile düşük elektrik enerjisi tüketimi sağlayan Quantum Furnace teknolojisinin Türkiye’deki ilk kullanıcısı olduk. Bu sayede yüksek fırınlara göre yüzde 70, geleneksel ark ocaklarına göre yüzde 20 daha düşük karbon ayak izi ile yeşil çelik üretiminde öncüyüz.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın devreye girmesiyle Türk çelik sektörünün ihracat rekabetinde yeni bir dönem başladı. Türkiye’nin bu dönüşümde rakip ülkeler karşısında avantaj elde edebilmesi için sizce hangi adımların hızlandırılması gerekiyor?
SKDM’yi yalnızca yeni bir karbon maliyeti veya ihracatın önündeki yeni bir engel olarak görmemek gerekiyor. Asıl mesele, çelik sektörünün üretim yapısını, enerji kullanımını, ham madde kaynaklarını ve tedarik zincirlerini yeni dönemin koşullarına göre yeniden tasarlaması. Çünkü artık rekabet yalnızca ton başına maliyetle değil, ürünün karbon yoğunluğu, enerji kaynağı, üretim teknolojisi ve tedarik zincirinin dayanıklılığı gibi birçok unsurla birlikte değerlendiriliyor.
Daha önce de ifade ettiğim gibi Türkiye’nin burada önemli bir avantajı var. Elektrik ark ocaklarına dayalı üretim yapımız ve hurda kullanımındaki deneyimimiz, bizi düşük karbonlu çelik dönüşümüne uyum açısından güçlü bir noktaya taşıyor. Ancak Avrupa Birliği yeşil çelik uyumlu endüstrimizi tam olarak doğru değerlendirmiyor, kendi endüstrisini korurken Avrupa Birliği’nin en önemli ticari ortaklarından biri olan Türkiye’yi, diğer ülkelerle bir tutuyor. O yüzden bu konuda AB ile daha güçlü müzakereler yaparak karşılılık kazan-kazan ilkesine dayalı daha faydalı bir iş birliğine gidebiliriz. Burada kendimizi daha iyi anlatmalı, Türkiye’nin Avrupa’nın yeşil çelik üreticisi olarak konumlanabileceğini somut olarak göstermeliyiz.
Ben önümüzdeki dönemi bu nedenle sadece yeşil çelik dönüşümü olarak değil, Türkiye çelik sanayisinin yeni nesil bir sanayi ekosistemine dönüşümü olarak görüyorum. Tosyalı olarak biz de yatırımlarımızı bu anlayışla şekillendiriyoruz.
“AVRUPA’NIN 2. BÜYÜK ÇELİK ÜRETİCİSİ OLDUK”
Beş yıl sonrasına baktığınızda Tosyalı Holding’i hangi noktada görmek istiyorsunuz?
Tosyalı olarak bugün 3 kıtada 50’yi aşkın üretim tesisimiz, yıllık 15 milyon ton sıvı çelik üretim kapasitesi ve 15 bine yakın çalışanımızla küresel çelik sektörünün önde gelen oyuncuları arasında yer almayı sürdürüyoruz.
2025’te 12,11 milyon tonluk ham çelik üretimiyle önceki yıla göre 14 basamak birden sıçrayarak dünya sıralamasında 32’nciliğe yükseldik. Toplamda 9 milyar dolar ciroya ve 2 milyar doların üzerinde ihracat rakamına ulaştık. Geçen yıl Tosyalı, Avrupa’nın 2. büyük çelik üreticisi ve dünyanın ilk 50 çelik şirketi arasında en hızlı büyüyen çelik üreticisi oldu. Konsolide kapasite açısından Türkiye merkezli en yüksek ham çelik üretimine sahip şirketiz.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bugün küresel üretim sistemleri, sadece yüksek kapasitelere ve düşük karbona değil aynı zamanda enerji güvenliği yüksek, kaynaklarını verimli kullanan ve tedarik zincirlerinde dayanıklılık sağlayan yeni nesil sanayi ekosistemlerine ihtiyaç duyuyor. Bu anlayışla biz artık fabrika kurmuyor, yeni nesil çelik ekosistemi geliştiren bir endüstriyel dönüşüm mimarisini hayata geçiriyoruz. Kaynakları daha verimli kullanan, enerjiyi daha etkin yöneten ve ekonomik değeri sürekli yeniden üreten sanayi sistemleri geliştirmeye odaklanıyoruz.
Türkiye’den çıkmış küresel bir marka olarak, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve yenileyici iş modelimiz sayesinde, önümüzdeki birkaç yıl içinde küresel 20 çelik üreticisinden biri olma hedefimize rahatlıkla ulaşabileceğimize inanıyoruz.



