Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Amerika’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nın ilginç gündemlerinden biri sahadaki mücadele değil, restoran masalarındaki hesaplar oldu. Avrupa’dan ve Japonya’dan gelen turistler, yüzde 20’ye varan bahşiş beklentisine tepki gösterirken, ABD’de yıllardır süren “bahşiş kültürü” yeniden tartışılmaya başlandı. Hatta bu tartışma öyle büyüdü ki bugün ülkede “End Tipping” yani “Bahşişe Son” diyen ciddi bir kesim oluşmuş durumda.
Aslında mesele birkaç dolar değil. Mesele, bahşişin anlamını kaybetmesi. Bahşiş, dünyanın hemen her yerinde güzel bir hizmete teşekkür etmenin zarif bir yoludur. Siz memnun kalırsınız, çalışan da bunun karşılığını gönüllü olarak alır. Fakat Amerika’da sistem yıllar içinde öyle değişti ki bahşiş artık bir teşekkür değil, maaşın parçası haline geldi. Hesap masaya geldiğinde yüzde 18, yüzde 20 hatta yüzde 25 önerileriyle karşılaşıyorsunuz. Vermediğinizde ise sanki çalışanı değil de sistemi cezalandırıyormuşsunuz gibi bir atmosfer oluşuyor.
İşin ilginç tarafı, bu durumdan artık Amerikalılar da rahatsız. Çünkü dijital ödeme sistemleriyle birlikte bahşiş beklentisi restoranların dışına taştı. Kahve alırken, paket servis siparişi verirken, hatta self servis işletmelerde bile ödeme ekranı size dönüp “Bahşiş bırakmak ister misiniz?” diye soruyor. İnsan ister istemez düşünüyor; hizmeti ben kendim aldıysam bahşişi tam olarak kime veriyorum?
Türkiye ise bu konuda çok farklı bir kültüre sahip.
Bizim insanımızın eli açıktır. Misafirini aç göndermez, kapısına gelen kuryeye teşekkür eder, yıllardır aynı berbere gidiyorsa bayramda bahşişini de verir. Taksi şoförüne “üstü kalsın” diyen de çoktur, restoranda iyi hizmet aldıysa hesabın üzerine gönlünden kopanı bırakan da… Çünkü Türk insanı bahşişi cimrilikten değil, gönülden verir.
Zaten Anadolu kültüründe ikram etmek, paylaşmak ve emeğe değer vermek vardır. Bahşiş de bunun doğal bir uzantısıdır. Kimse iyi hizmet almış bir garsona ya da gün boyu sıcakta çalışan bir kuryeye verilen birkaç yüz lirayı sorgulamaz. Hatta çoğu zaman “Helali hoş olsun.” denir. Çünkü verilen para kadar verilen emeğe de saygı duyulur.
Ancak cömert olmakla sürekli bahşiş istenmesinden hoşlanmak aynı şey değildir.
İnsanlarımız gönüllü vermeyi sever ama zorunlu hissettirilen hiçbir ödemeden hoşlanmaz. Çünkü bahşişin ruhu zaten gönüllülüğünde saklıdır. Siz teşekkür etmek istediğiniz için verirsiniz. Sizden beklenildiği için değil.
Düşünün; restoranda hesabı ödüyorsunuz. Garson gerçekten güler yüzlüydü, siparişinizle ilgilendi, memnun kaldınız. Elbette bahşiş bırakırsınız. Kimse buna itiraz etmez. Ama yarın öbür gün her alışverişte, her ödeme noktasında, her hizmette “Bahşiş eklemek ister misiniz?” sorusuyla karşılaşırsanız işin tadı kaçmaya başlar.
Bizim kültürümüzde misafir zorlanmaz.
İkram teklif edilir ama dayatılmaz.
Bahşiş de bunun gibidir.
İsteyen verir, istemeyen vermez. Kimse de bunun hesabını sormaz.
Amerika’nın bugün yaşadığı tartışmanın temelinde de bu var. Bahşiş bir nezaket göstergesi olmaktan çıkıp sistemin zorunlu gelir kalemine dönüşünce, insanlar doğal olarak tepki göstermeye başladı. Çünkü tüketici, ürünün fiyatını ödedikten sonra bir de vicdan muhasebesi yapmak istemiyor.
Üstelik burada asıl sorgulanması gereken çalışanlar da değil. Garsonun, kuryenin ya da hizmet sektöründeki emekçinin daha fazla kazanmasını herkes ister. Tartışılması gereken, çalışanın gelirinin neden müşterinin inisiyatifine bırakıldığıdır. Bir işletmede maaş sistemi eksikse bunu müşterinin tamamlaması beklenemez. O zaman bahşiş olmaktan çıkar, görünmez bir ücret modeline dönüşür.
İşin doğrusu, Dünya Kupası’nı konuşurken keşke bunları konuşuyor olmasaydık. Keşke gündemimiz tribünlerdeki Türk taraftarların coşkusu, millî takımın attığı goller ve çeyrek final hesapları olsaydı. Ama olmadı… Turnuvaya erken veda ettik. Canımız zaten sıkkın. Futboldan yana yüzümüz gülmedi, bari hesabın sonunda moralimizi bahşiş ekranları bozmasın.
Bizde bahşiş vermek çoğu zaman pazarlık konusu bile olmaz. Hesap gelir, memnun kaldıysan gönlünden ne koparsa bırakırsın. Ama biri bunu zorunlu hale getirmeye kalkarsa iş değişir.
Türk insanı cömerttir ama uyanık değildir. Hele İstanbul çocuğunu hiç değildir… Masaya hesabı bırakıp bir de “Yüzde 20 bahşiş uygundur.” diye üstüne not iliştirirsen, içeriden hemen o meşhur ses yükselir: “Yer mi İstanbul çocuğu?”
Çünkü bu topraklarda insanlar bahşiş vermekten kaçmaz, kendini mecbur hissettirene mesafe koyar.



