Advertisement
  1. Haberler
  2. EKONOMİ
  3. Bahçeşehir Koleji’nde yapay zekânın yeri yeniden tanımlanıyor

Bahçeşehir Koleji’nde yapay zekânın yeri yeniden tanımlanıyor

umutimza
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ile Bahçeşehir Üniversitesi Güney Kampüs’te düzenlenen basın toplantısında bir araya geldik. Gündemimiz yapay zekâydı ama sohbetimizin asıl konusu teknoloji değildi. Çocukların, hayatın her alanına hızla giren yapay zekâ karşısında nasıl bir eğitimden geçmesi gerektiğini konuştuk.

Çünkü artık çocukların yapay zekâyla karşılaşacağı kesin. Asıl mesele, karşılaştıklarında ne yapacakları.

Bahçeşehir Koleji de bu soruya üç aşamalı bir yaklaşımla cevap veriyor: Önce düşünmek, sonra yapay zekâyı anlamak, ardından onunla birlikte üretmek.

Özlem Koç’un anlattığı modelin belki de en önemli tarafı, her çocuğa aynı şeyi yaptırmaması. Yaşa göre değişen bir yaklaşım var. Küçük çocuklarda kendi başına düşünmek ve problem çözmek öne çıkıyor. Biraz büyüdüklerinde yapay zekâyı sorgulamayı öğreniyorlar. Lise çağında ise artık bu teknolojiyi kendi düşüncelerini ve üretimlerini desteklemek için kullanmaları hedefleniyor.

Koç, “Doğru teknolojiyi, doğru yaş grubuyla ve doğru yöntemle buluşturmayı temel strateji olarak benimsiyoruz” derken aslında yaklaşımın özünü de anlatıyor.

Önce çocuk kendi başına düşünecek

Okul öncesi ve ilkokul döneminde üretken yapay zekânın sınıfta kullanılmamasının nedeni, teknolojiye karşı bir mesafe koymak değil. Tam tersine, çocuğun teknolojiyle karşılaşmadan önce kendi zihinsel dünyasını güçlendirmesi isteniyor.

Koç bunu oldukça açık anlatıyor: “Okul öncesi ve ilkokul döneminde öğrencilerimizin okul ortamında üretken yapay zekâyı doğrudan kullanmasını yasaklıyoruz. Çünkü çocukların önce kendi sorularını sormaya, dikkatlerini geliştirmeye, neden-sonuç ilişkisi kurmaya ve bir problemi kendi akıl yürütmeleriyle çözmeye ihtiyaçları var.”

Sohbet sırasında üzerinde durduğu “üretken çaba” kavramı da burada önem kazanıyor. Bir çocuğun bir problem karşısında zorlanması, hemen cevabı bulamaması, denemesi, yanılması ve yeniden düşünmesi… Bugün teknoloji sayesinde çok kolay ulaşabildiğimiz cevapların aksine, öğrenmenin kendisi biraz da bu zahmetli süreçte ortaya çıkıyor.

Koç, “Bir problemi ele almak, bu problemle uğraşmak ve problemi çözebilmek için çaba göstermek önemli. Bu çaba eğitimde ‘üretken çaba’ olarak geçiyor. Bu zorlanmayı yaşamaları, öğrenmenin de temelini oluşturuyor” diyor.

Yani ilk aşamada mesaj basit: Çocuk, cevabı makineden almadan önce kendi cevabını arayacak.

Sonra yapay zekâyı sorgulayacak

Çocuk ortaokula geldiğinde ise tablo değişiyor. Yapay zekâ artık tamamen dışarıda tutulmuyor. Bu kez çocukların onu tanıması, sorgulaması ve doğru kullanmayı öğrenmesi gerekiyor.

Burada işin içine eleştirel düşünme ve etik meseleler giriyor. Yapay zekâ ne söylüyor? Nereden biliyor? Verdiği cevap doğru mu? Her gördüğümüze inanmalı mıyız?

Aslında bugün yetişkinlerin bile cevaplamakta zorlandığı sorular bunlar.

Özlem Koç, erken yaşlardaki sınırlamanın çocukları teknolojiden uzaklaştırmadığının özellikle altını çiziyor: “Bu, öğrencilerimizi teknolojinin ve yapay zekâ teknolojilerinin baskın olduğu bir dünyaya hazırlamadığımız anlamına gelmiyor. Çocuklarımızı; akademide, üniversitede, bilimde ve iş dünyasında yapay zekânın yoğun olarak kullanıldığı bir dünyaya hazırlıyoruz.”

Ancak burada ince bir çizgi var. Çocukların yapay zekâyı kullanmayı öğrenmesi kadar, kendi düşüncelerini koruması da önemli.

Koç’un ifadesiyle, “Bunu yaparken çocuklarımızın kendi düşünme becerilerinin gelişmesi ve bu becerilerin yapay zekâ tarafından devralınmaması önemli.”

Yapay zekâyla birlikte üretecek

Lise dönemine gelindiğinde ise artık üçüncü aşamaya geçiliyor. Yapay zekâ, öğrencinin karşısında duran bir teknoloji olmaktan çıkıp yanında çalışan bir araca dönüşüyor.

Ama burada da amaç öğrencinin yerine düşünmek değil.

Koç’un hedefi şu: “Öğrencinin yapay zekâya ihtiyaç duymadan düşünebildiği; ihtiyaç duyduğunda da yapay zekâyı düşünme kabiliyetini artıracak, güçlendirecek ve bu süreci verimli hale getirebilecek şekilde kullanmayı öğrendiği bir süreci hedefliyoruz.”

Bence modelin en önemli noktası da tam burada.

Çünkü yapay zekâ bize cevap verebilir. Bir metin yazabilir, araştırmayı hızlandırabilir, fikirler sunabilir. Fakat öğrencinin yerine merak etmemeli. Onun yerine soru sormamalı. Onun yerine karar vermemeli.

Öğretmenin yerini de yapay zekâ almayacak

Sohbetimizde konu doğal olarak öğretmenlere de geldi. Çünkü yapay zekânın eğitimde yaygınlaşması yalnızca öğrencilerin çalışma biçimini değil, öğretmenlerin işini de değiştirecek.

Bahçeşehir Koleji, öğretmenlerin ders planlama, materyal hazırlama ve verileri değerlendirme süreçlerinde yapay zekâdan yararlanmasını sağlayacak araçlar geliştiriyor.

Fakat Özlem Koç burada önemli bir sınır çiziyor. “Pedagojik olarak değerlendirme, bağlamı yorumlama, öğrenciyi değerlendirme, yani pedagojik karar verme yetkisini öğretmenden yapay zekâya devretmiyoruz. Bu yetki her zaman öğretmende ve öğretmende de kalması gerekiyor” diyor.

Bence bu cümle önemli. Çünkü yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, eğitim yalnızca veri ve sonuçlardan ibaret değil.

Koç’un ifadesiyle öğretmenler “bilgiyi aktaran kişi olma konumundan elbette çıktılar.” Fakat bu, öğrenme sürecinin de teknolojiye bırakılacağı anlamına gelmiyor. “Öğrenme sürecini yapay zekâya devreden kişi konumuna da girmeyecekler” diyor.

İşin bir de ev tarafı var

Çocuğun okulda öğrendiğiyle evde karşılaştığı arasında fark olmaması için ailelerin de bu sürece hazırlanması gerekiyor.

Bahçeşehir Koleji bu nedenle velilere yapay zekâ okuryazarlığı konusunda rehberlik etmeyi hedefliyor. Koç, “Ebeveynlere, anne babalara yapay zekâ okuryazarlığı ve eleştirel yapay zekâ okuryazarlığı kazandırarak; bu süreçte çocuklarına nasıl sınır koyacakları, hangi alanlarda ve nasıl yönlendirecekleri konusunda bilgi ve yönlendirme sağlayarak velilerimizi destekliyoruz” diyor.

Toplantıda BAU Mütevelli Heyet Başkanı ve Eğitim Danışmanı Doç. Dr. Ergün Akgün’ün söylediği bir cümle de bu noktada aklımda kaldı: “Yapay olanla gerçeğin ne olduğunu anlatarak başlayacağız.”

Aslında mesele biraz da burada düğümleniyor.

Çocuklara teknolojiyi yasaklamak kolay. Asıl mesele, teknolojinin hayatın bu kadar içine girdiği bir dünyada doğru sınırı gösterebilmek.

Akgün de zaten “Biz bilgisayar kullanımını ve eğitim teknolojilerinin kullanımını yasaklamıyoruz. Kesinlikle teşvik ediyoruz. Ancak doğru amaçlarla ve doğru araçlarla kullanılmasını önemsiyoruz” diyor.

Özlem Koç ile sohbetimizden benim çıkardığım fikir ise oldukça basit: Çocukları yapay zekâdan uzak tutmak artık mümkün değil, belki de gerekli de değil. Önemli olan, çocukların yapay zekâdan önce kendi akıllarını kullanmayı öğrenmesi.

Önce kendi başına düşünecek.

Sonra karşısındaki teknolojiyi sorgulayacak.

Ve zamanı geldiğinde yapay zekâyı kendi düşüncesinin yerine değil, yanında kullanacak.

Bence eğitimde yapay zekâ tartışmasının en önemli tarafı da tam olarak bu.

Bahçeşehir Koleji’nde yapay zekânın yeri yeniden tanımlanıyor

Bahçeşehir Koleji’nde yapay zekânın yeri yeniden tanımlanıyor
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!