Akfen Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Mustafa Kemal Güngör, 887 MW’lık kurulu güce ulaşan şirketin büyüme stratejisinde depolamalı rüzgâr ve güneş yatırımlarının öne çıktığını söyledi. Güngör, 2028’de 1.200 MW hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Hidroelektrik yatırımlarıyla başlayan büyüme yolculuğunu rüzgâr, güneş ve hibrit projelerle çeşitlendiren Akfen Yenilenebilir Enerji, yeni dönemde rotasını depolamalı enerji yatırımlarına çeviriyor. Şirketin 887 MW’lık mevcut kurulu gücünü 2028’de 1.200 MW seviyesine taşıması hedeflenirken, enerji depolama, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları büyüme stratejisinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Akfen Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Mustafa Kemal Güngör, depolamayı yalnızca yeni bir yatırım alanı olarak değil, yenilenebilir enerji portföyünün piyasa entegrasyonunu ve operasyonel esnekliğini güçlendirecek stratejik bir unsur olarak değerlendirdiklerini vurguluyor. Mustafa Kemal Güngör ile Akfen Yenilenebilir Enerji’nin faaliyetlerini ve hedeflerini konuştuk.
Akfen Yenilenebilir Enerji’nin bugün ulaştığı noktayı şirketin büyüme hikâyesi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda şirketi dönüştüren ve ölçeklendiren en önemli adımlar hangileri oldu?
Akfen Yenilenebilir Enerji’nin temelleri 2007 yılında atıldı. Bugün geldiğimiz noktada tamamı yerli ve yenilenebilir kaynaklardan oluşan 887 MW’lık kurulu gücümüzle Türkiye’nin önde gelen yenilenebilir enerji platformlarından biri konumundayız. Büyüme hikâyemizin önemli özelliği, başlangıçta hidroelektrik yatırımlarıyla oluşturduğumuz üretim altyapısını zaman içerisinde güneş ve rüzgâr yatırımlarıyla çeşitlendirmemiz oldu. Özellikle son dönemde büyümemizi hızlandıran en önemli adımlardan biri, 2025 yılında tamamladığımız 102,2 MW’lık rüzgâr kapasite artışları ile 85,3 MW’lık hibrit güneş yatırımları oldu. Bu yatırımlarla kurulu gücümüzü 887 MW seviyesine taşıdık. Bugün portföyümüzde 12 HES, 35 GES, 6 RES ve 6 hibrit GES bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ise büyümenin yeni aşamasını depo-lamalı rüzgâr ve güneş yatırımları oluşturacak. Bunun yanında dijitalleşme, karbon piyasaları ve veri odaklı enerji yönetimini de yalnızca kapasite artışını değil, şirketin bütünsel dönüşümünü destekleyen alanlar olarak görüyoruz.
“PORTFÖY ÇEŞİTLİLİĞİNİ, BÜYÜME STRATEJİMİZİN TEMEL UNSURLARINDAN BİRİ OLARAK GÖRÜYORUZ”
Portföyünüzde hidroelektrik, rüzgâr ve güneş gibi farklı yenilenebilir kaynaklar bulunuyor. Bu çeşitlilik yatırım stratejinize ve üretim performansınıza nasıl bir avantaj sağlıyor?
Portföy çeşitliliğini büyüme stratejimizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bugün 887 MW’lık kurulu gücümüzün yaklaşık 537 MW’ını rüzgâr ve hibrit güneş, 229 MW’ını hidroelektrik, 121 MW’ını ise güneş enerjisi santralleri oluşturuyor. Bunun yanında santrallerimizin Türkiye’nin farklı bölgelerine yayılmış olması da portföyümüzün önemli bir avantajı.
Farklı yenilenebilir kaynakları ve farklı coğrafyaları aynı yapı içerisin-de buluşturmak, iklim ve mevsimsellik kaynaklı değişkenliklerin etkisini dengelememize yardımcı oluyor. Böylece tek bir kaynağa ya da tek bir bölgeye bağımlı olmayan, daha dengeli ve dayanıklı bir üretim portföyü oluşturuyoruz. Önümüzdeki dönemde depolama teknolojilerinin de bu yapıya eklenmesiyle portföyümüzün esnekliğinin ve piyasa entegrasyonunun daha da güçlenmesini hedefliyoruz.
887 MW seviyesindeki mevcut kurulu gücünüzü 1.200 MW seviyesine taşımayı hedefliyorsunuz. Bu büyümede mevcut santrallerin kapasite artışları mı, yeni projeler mi, yoksa satın almalar mı daha belirleyici olacak?
887 MW’a ulaşmamızda mevcut santrallerimizde gerçekleştirdiğimiz kapasite artışları ve hibrit yatırımlar önemli rol oynadı. 2025 yılında tamamladığımız 102,2 MW’lık RES kapasite artışları ve 85,3 MW’lık hibrit GES yatırımları, büyüme programımızın ilk aşamasını oluşturdu.
1.200 MW seviyesine doğru ilerlediğimiz yeni aşamada ise ağırlığı depolamalı rüzgâr ve güneş enerjisi projelerimizin oluşturmasını öngörüyoruz. Ön lisansları alınan, halen diğer izin ve onay süreçleri devam eden bu yatırımların devreye alınmasıyla mevcut üretim portföyümüzü önemli ölçüde büyütmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında enerji yatırımlarımızı uluslararası alana taşıma stratejimiz kapsamında Romanya’da da 30 MW’lık depolamalı güneş enerjisi yatırımı geliştiriyoruz.
Hibrit santraller, mevcut enerji tesislerinin daha verimli kullanılmasına yönelik önemli fırsat sunuyor. Akfen’in hibrit projelerinde bugüne kadar elde ettiği deneyimler neler? Önümüzdeki dönemde bu modelin portföyünüzdeki ağırlığı artacak mı?
Hibrit yatırımlar bugün portföyümüzün fiilen çalışan ve ölçek kazanmış unsurlarından biri haline geldi. 2025 yılında 85,3 MW’lık hibrit GES yatırımını tamamladık ve bugün altı rüzgâr santralimizle entegre çalışan altı hibrit GES’e sahibiz. Rüzgâr ve hibrit güneş yatırımlarımız birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık 537 MW’lık bir kurulu güce ulaşıyor.
Bu yatırımlar, farklı yenilenebilir kaynakları aynı üretim yapısı içerisinde birlikte değerlendirme konusunda önemli bir operasyonel deneyim kazanmamızı sağladı. Önümüzdeki dönemde ise yatırım programımızda depolamalı üretim tesisleri daha belirgin biçimde öne çıkıyor. Mevcut durumda yapılması planlanan/açıklanmış yeni bir hibrit santral yatırımımız mevcut bulunmuyor. Fakat her zaman bu alanda da olası yatırım fırsatlarını değerlendiriyoruz.
“DEPOLAMALI RES VE GES PROJELERİMİZİN İZİN SÜREÇLERİ DEVAM EDİYOR”
Enerji depolama yatırımları, yenilenebilir enerji üretiminin geleceğini yeniden şekillendiriyor. Depolama teknolojilerini mevcut portföyünüzle nasıl entegre etmeyi planlıyorsunuz?
Enerji depolamayı yalnızca yeni bir yatırım alanı olarak değil, mevcut yenilenebilir enerji portföyümüzün piyasa entegrasyonunu ve operasyonel esnekliğini güçlendirecek stratejik bir unsur olarak değerlendiriyoruz. Henüz faaliyete geçmiş bir depolamalı üretim tesisimiz bulunmamakla birlikte, depolamalı RES ve GES projelerimizin izin ve onay süreçleri devam ediyor.
Depolama yatırımlarıyla üretim ön-görülebilirliğini artırmayı, dengesizlik maliyetlerini optimize etmeyi ve gün içi ile dengeleme piyasalarında daha etkin bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda şebeke esnekliği olası üretim kısıntılarının azaltılması ve yan hizmetlerde ortaya çıkabilecek yeni fırsatlar da yatırım modellerimizin önemli unsurları arasında yer alıyor.
Uzun vadede üretim ve depolama varlıklarının birlikte optimize edildiği, portföy bazlı enerji ticareti ve toplayıcılık modellerinin daha fazla önem kazandığı bir piyasa yapısı bekliyoruz. Bu nedenle depolamayı, portföyümüzü daha esnek ve piyasa odaklı hale getirecek altyapının temel bileşenlerinden biri olarak görüyoruz.
Projelerinizin finansmanında uluslararası finans kuruluşlarının ilgisini ve Türkiye’deki yatırım ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye yenilenebilir enerji sektörüne olan ilgisi geçmişte olduğu gibi bugün de artarak sürüyor. Bu ilginin temelinde ülkemizin özellikle rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarında sahip olduğu güçlü potansiyel, sektörün kuvvetli teknik ve hukuki altyapısı gibi faktörler ön plana çıkıyor.
Bununla birlikte Türk ekonomisinin yerel ve bölgesel büyüme kapasitesi de enerji sektöründeki yatırım iklimini destekliyor. Projelerin uzun vadeli döviz finansmanına kabul edilebilir maliyetler ile imkân sağlayan tarife bazlı nakit akışı yapısı da uluslararası finansal kurumların projelere kaynak sağlanmasını teşvik ediyor.
Akfen olarak bugüne kadarki büyümemizde ülkemizin en büyük yerel bankaları ve küresel çapta uluslararası finansman kuruluşları ile (EBRD, IFC, KfW) önemli stratejik ve uzun vadeli ve başarılı iş birliklerine imza attık. Halihazırda geliştirme çalışmaları süren yurt içi elektrik depolamalı RES ve GES projelerimiz ve Romanya yatırımlarımızda da geçmişteki tecrübelerimizin devamı niteliğinde iş birliklerini sürdürecek şekilde çalışmalarımızı planlıyoruz.
Dijitalleşme, yapay zekâ ve ileri bakım teknolojilerini santrallerinizin performansını yükseltmek için nasıl kullanıyorsunuz?
Büyümeyi yalnızca yeni kurulu güç yatırımlarıyla değil, mevcut varlıklarımızın daha verimli yönetilmesini sağlayacak dijitalleşme ve veri odaklı uygulamalarla da destekliyoruz. Bu kapsamda 2026 yılında Başkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencileriyle “Yapay Zekâ Tabanlı Enerji Üretim Tahmini ve Anomali Tespit Sistemi” projesini hayata geçirdik.
Çalışmada farklı santrallerimizden elde edilen beş yıllık gerçek üretim verileri kullanılıyor. Sistemle üretim tahminlerinin geliştirilmesi, üretim verilerindeki anomalilerin daha etkin biçimde tespit edilmesi ve operasyonel karar alma süreçlerinin daha fazla veriye dayandırılması amaçlanıyor. Dijitalleşmenin önümüzdeki dönemde üretim planlaması ve santral performansının iyileştirilmesinde giderek daha önemli bir araç haline geleceğine inanıyoruz.
“İSTİKRARLI BİR MEVZUAT VE TEŞVİK ÇERÇEVESİ KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR”
Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımlarının ölçeği büyürken yerli ekipman ve teknoloji kullanımı da önem kazanıyor. Tedarik zinciri açısından Türkiye’nin güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Enerji dönüşümünün önümüzdeki döneminde yalnızca yeni üretim kapa-sitesi oluşturmanın değil, bu kapasiteyi destekleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi geliştirmenin de önemli olduğunu düşünüyoruz.
Özellikle enerji depolama alanında Türkiye’nin yüksek yerlilik oranına sahip bir sanayi oluşturabilmesi için yatırımcılara uzun vadeli öngörülebilirlik sağlayan istikrarlı bir mevzuat ve teşvik çerçevesi kritik önem taşıyor.
Teşviklerin yalnızca nihai ürün üre-timine değil; batarya hücreleri, batar-ya yönetim sistemleri, güç elektroniği ve geri dönüşüm gibi değer zincirinin farklı halkalarında teknoloji ve üretim kabiliyeti yaratacak şekilde kurgulanmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Yerli üretimi desteklerken uluslararası rekabetçiliğin ve teknolojik gelişimin korunması da güçlü bir tedarik ekosistemi oluşturulması açısından belirleyici olacaktır
Önümüzdeki 5 yıllık döneme baktığınızda Akfen Yenilenebilir Enerji’yi nasıl bir portföy büyüklüğünde görmek istiyorsunuz? 1.200 MW hedefinin ardından şirket için yeni eşik ne olacak?
Mevcut durumda 2028 yılında varılması hedeflenen 1.200 MW sonrası için açıklanmış bir yatırım programımız/hedefimiz bulunmuyor. Bununla birlikte büyüme yaklaşımımızı yalnızca yeni kapasite yatırımlarıyla sınırlı görmüyoruz. Önümüzdeki dönemde dijitalleşme, yapay zekâ ve ileri teknoloji uygulamalarıyla mevcut portföyümüzün üretim ve operasyonel verimliliğini artırmayı; enerji ticareti, karbon piyasaları ve gelişen piyasa mekanizmalarında ortaya çıkabilecek yeni fırsatları değerlendirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında depolama teknolojilerinin portföyümüze entegrasyonu, veri odaklı üretim ve piyasa yönetimi ile mevcut varlıklarımızın daha etkin kullanılması da önceliklerimiz arasında yer alacak. Türkiye’de yeni yatırım fırsatlarını yakından takip ederken, Romanya’da geliştirdiğimiz depolamalı güneş enerjisi projesinde olduğu gibi uluslararası pazarlardaki büyüme olanaklarını da değerlendir-meyi sürdüreceğiz. Dolayısıyla 1.200 MW sonrasında da Akfen Yenilenebilir Enerji’nin büyümesini; kurulu güç artışının yanı sıra teknoloji, verimlilik, yeni piyasa fırsatları ve coğrafi çeşitlenme eksenlerinde şekillendirmeyi amaçlıyoruz.



