KOBİ’lerin büyümeden önce dayanıklılık mücadelesi verdiğine dikkat çeken TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, finansmana erişim, istikrarlı bir yol haritası ve rekabet gücünü destekleyen maliyet yapısının sağlanması halinde KOBİ’lerin üretim, yatırım ve istihdamda yeniden ivme kazanacağını söyledi.
Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği ve finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde iş dünyası, rekabet gücünü koruyacak yeni yol haritalarına odaklanıyor. TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, BWG Dergi’ye yaptığı değerlendirmede Türkiye ekonomisinin görünümünü, reel sektörün beklentilerini, KOBİ’lerin karşı karşıya olduğu zorlukları ve sürdürülebilir büyüme için atılması gereken adımları anlattı.
Türkiye ekonomisi 2026 yılında enflasyonla mücadele, finansmana erişim ve büyüme dengesi açısından önemli bir süreçten geçiyor. TÜRKONFED olarak reel sektörün mevcut ekonomik görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
2026’yı kısa vadeli istikrar ile orta vadeli rekabet gücü arasındaki dengenin sınandığı bir dönem olarak görüyoruz. Ekonomi programının temel hedefi dezenflasyon; bu da sıkı para politikası, dengeli kur ve maliye disiplini üzerine kurulu. Bu çerçeve makro tarafta çeşitli kazanımlar sağlıyor. Özellikle beklentilerin yeniden çıpalanması ve dış finansmana erişimin normalleşmesi yönünde önemli mesafe alındı. Bir iş dünyası örgütü olarak biz bu istikrar arayışını değerli buluyoruz. Çünkü istikrar, üretimin ve ya-tırımın ön koşuludur.
Ancak bu dengelenmenin yükü, üretici ve ihracatçı tarafında daha güçlü hissediliyor. Yüksek finansman maliyeti, işletme sermayesini ve yatırım iştahını baskılıyor. İç maliyetlerin yükselmesi, buna karşın kurun aynı ölçüde artmaması, ihracatçıların dış pazarlarda fiyat rekabetini zorluyor. Dolayısıyla iş dünyasının talebi, dengelenmenin yalnızca üretimi kısarak değil; verimliliği ve yatırımı destekleyecek araçlarla birlikte kurulması.
Özellikle KOBİ’ler yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişim konusunda çeşitli zorluklar yaşadıklarını ifade ediyor. Bugün iş dünyasının en öncelikli beklentileri nelerdir?
Birkaç yıldır yaşanan finansmana erişim, maliyet baskısı ve öngörülebilirlik eksikliği gibi sorunlara özellikle son bir yılda finansmanın maliyeti ve nakit akışındaki zorlanma da güçlü biçimde eklendi. Sahadan aldığımız dönüşler ve izlenimlerimiz, KOBİ’lerin büyüme iştahını tamamen kaybetmese de büyümeye dönük kararları ertelediğini gösteriyor. Yeni yatırımlar öncelik olmaktan çıktı; bunun yerini mevcut kapasiteyi korumak, çalışanı elde tutmak ve günü sağlıklı çevirebilmek aldı.
Bu nedenle KOBİ’lerin ihtiyacı tek seferlik desteklerin ötesinde, daha uzun vadeli, öngörülebilir, teminat yapısı KOBİ gerçekliğine uygun bir finansman mimarisi. Siparişe, fatura akışına ve ihracat performansına dayalı finansman modelleri güçlendirilmeli. Eximbank, KGF ve Nefes Kredisi benzeri mekanizmalar da KOBİ ölçeğine daha uygun tasarlanmalı.
“1 TRİLYON TL’LİK UYGUN KOŞULLU KREDİ SANAYİCİLERİMİZE NEFES ALDIRACAK”
Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedefleri açısından sanayi sektörünün mevcut performansını nasıl görüyorsunuz? Rekabet gücünü artırmak için hangi alanlara odaklanılmalı?
Sanayi sektöründe otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayisinden makine ve hazır giyime kadar pek çok alanda güçlü bir üretim altyapımız var. Ancak bugün sanayide önem-i olan, üretilen ürünün miktarından ziyade değeri. Yüksek teknolojili üretim, Ar-Ge, tasarım ve markalaşma tarafında almamız gereken ciddi bir mesafe var. Sanayide üretimi biz yapıyoruz, ham maddeyi biz satıyoruz ama bunun üzerine değeri ekleyenler çoğunlukla ihracat pazarlarındaki iş ortaklarımız oluyor. Dolayısıyla kâr da onların hanesine yazılıyor. Bunun önüne geçmek için yüksek teknoloji atılımını ve ara malı üretiminde bir millileşme hamlesini başlatmamız gerekiyor. İhracatı belli sektörlerdeki sayılı şirketin başarısı olmaktan çıkarıp Anadolu sathında bir kalkınma yolculuğuna dönüştürmeliyiz. Tüm şirketlerin ortak kullanabileceği Ar- Ge ve inovasyon merkezlerini hem bizzat kurmalı hem de kurulmasını talep etmeliyiz. Türk diasporası aracılığıyla Silikon Vadisi, Berlin, Singapur, Dubai gibi teknoloji merkezleriyle daha güçlü bağlar kurmalıyız.
Rekabet gücünü artırmak için sanayi politikası ile finansman politikasının birlikte çalışması gerekiyor. İhracat yapan, istihdam yaratan, verimlilik artırıcı yatırım planlayan firmalar için finansman mekanizmaları güçlendirilmeli. Ar-Ge ve inovasyon kapasitesi yalnızca büyük şirketlerin imkanı olmaktan çıkarılmalı; Anadolu’daki sanayi işletmelerinin de ortak kullanabileceği merkezler, kümelenmeler ve iş birlikleriyle yaygınlaştırılmalı. Böylece daha yüksek katma değerli, teknolojik, yeşil, verimli ve markalı bir üretim yapısına geçebiliriz. Biz de TÜRKONFED olarak bu sürece katkı sunmak, sanayi firmalarının yeşil dönüşüm, analiz, proje geliştirme ve emisyon azaltım süreçlerini desteklemek amacıyla Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) ile bir iş birliği protokolü imzaladık.
Öte yandan Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı’nın kapsamının genişletilmesini, program bütçesinin 750 milyar TL’ye çıkarılmasını ve imalat sanayisine yönelik 250 milyar TL’lik yeni kredi paketi sunulmasını son derece olumlu gelişmeler olarak değerlendiriyoruz. Toplam 1 trilyon TL’lik uygun koşullu kredi imkanı, özellikle yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacı aynı anda artan sanayicilerimiz için önemli bir nefes alanı yaratabilir.
Küresel ekonomide ticaret savaşları, jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerindeki değişim devam ediyor. Bu gelişmeler Türk iş dünyası için hangi fırsatları ve riskleri barındırıyor?
Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı hatta kalıcı hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bu yıl 27’ncisini düzenleyeceğimiz TÜRKONFED İş Dünyası Zirvesi’nin temasını da ‘Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık’ olarak belirledik. Ticaret savaşları, korumacılık eğilimleri, jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerindeki değişim, iş dünyası için aynı an-da hem risk hem fırsat yaratıyor. Risk tarafında enerji, lojistik, finansman ve sipariş belirsizliği öne çıkıyor. Özellikle KOBİ’ler açısından tek pazara veya tek tedarikçiye bağımlılık artık daha büyük bir kırılganlık anlamına geliyor.
Fırsat tarafında ise Türkiye’nin güçlü bir üretim altyapısı var. Avrupa’ya yakınlık, sanayi çeşitliliği, girişimcilik kapasitesi ve ihracat deneyimi ülkemizi yeniden şekillenen tedarik zincirlerinde avantajlı konuma taşıyabilir. Ancak bu avantajın kalıcı hale gelmesi için birtakım desteklere ihtiyaç duyuluyor. Bugün birçok işletme kaliteli ürün üretiyor ama pazar bilgisine, alıcı bağlantılarına, sertifikasyon desteğine, lojistik kapasiteye veya finansmana erişemediği için ihracata başlayamıyor ya da sürdürülebilir biçimde büyütemiyor. Özellikle KOBİ’lere fuar desteğinin yanında hedef ülke analizi, alıcı bulma, dijital pazarlama, e-ihracat, sertifikasyon ve yerel regülasyonlara uyum desteği de verilmeli.
Dijital dönüşüm ve yapay zekâ, iş yapış modellerini köklü şekilde değiştiriyor. Türkiye’de şirketlerin bu dönüşüme hazırlık düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
KOBİ’lerde farkındalık seviyesi önceki yıllara göre belirgin biçimde arttı. Artık dijitalleşme ve yapay zekâ sadece büyük şirketlerin gündemi olarak görülmüyor. Ancak farkındalık ile uygulama kapasitesi arasında hâlâ ciddi bir mesafe var. Bugün birçok KOBİ için öncelik nakit akışını yönetmek olduğu için dijitalleşme yatırımları çoğu zaman ‘gerekli ama ertelenebilir’ görülüyor. Oysa bu yatırımlar ertelendikçe rekabetçilik açığı büyüyor. Yapay zekâ tarafında kullanım çoğu zaman deneme düzeyinde kalıyor; üretim planlama, kalite kontrol, finansal tahmin, müşteri yönetimi veya ihracat pazarlaması gibi somut iş süreçlerine entegrasyon sınırlı. Burada en büyük eksiklik teknoloji satın alma kapasitesinden çok; strateji, insan kaynağı, veri altyapısı ve uygun finansman eksikliği. Para tek başına verimlilik makasını kapatmıyor. Paranın kurumsallaşmaya, beceriye ve teknoloji kullanımına eşlik etmesi gerekiyor.
Yeşil dönüşüm ve Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri, özellikle ihracatçı firmalar için yeni yükümlülükler getiriyor. Türk şirketleri bu sürece ne kadar hazır?
Günümüzde yeşil dönüşüm çevre politikası başlığı olmanın ötesine geçti; dış ticaretin ve pazara erişimin yeni kurallarından biri haline geldi.
Özellikle Avrupa Birliği’ne ihracat yapan firmalar için karbon ayak izi, enerji verimliliği, izlenebilirlik, sürdürülebilir tedarik zinciri ve raporlama kapasitesi doğrudan rekabet konusu. Ancak burada da dijitalleşme ile benzer bir durum söz konusu. Farkındalık artsa da hazırlık düzeyi sektörlere ve şirket ölçeklerine göre değişiyor. KOBİ’lere bakacak olursak; ölçümleme, veri toplama, raporlama, sertifikasyon ve finansman alanlarında destek ihtiyacı öne çıkıyor. Bu destekler sağlanırsa yapılacak enerji verimliliği yatırımları, kaynak kullanımının azaltılması, üretim süreçle-rinde atık ve kayıpların düşürülmesi firmaların maliyet yapısını da iyileştirebilir. Dolayısıyla doğru kurgulandığında yeşil dönüşüm hem AB pazarına erişimi koruyan hem de işletmenin verimliliğini artıran bir yatırım alanı. Aksi durum ise ihracat performansını sınırlayan yeni bir rekabet eşiği olarak karşımıza çıkabilir.
“ANADOLU’DAKİ ÜRETİM GÜCÜ DAHA ETKİN KULLANILMALI”
Bölgesel kalkınma ve Anadolu’daki üretim gücünün artırılması TÜRKONFED’in uzun yıllardır gündeminde yer alıyor. Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için bölgeler arası gelişmişlik farkları nasıl azaltılabilir?
Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için Anadolu’daki üretim gücünün daha etkin kullanılması gerekiyor. KOBİ’ler yalnızca büyük şehirlerin değil; yerel ekonomilerin de taşıyıcı unsuru. Bu nedenle KOBİ’lerde yaşanan finansman, verimlilik ve kurumsallaşma sorunları aynı zamanda bölgesel kalkınma sorunu olarak da karşımıza çıkıyor. Bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak için öncelikle finansmana erişimde bölgesel farklılıklar gözetilmeli. Anadolu’daki işletmeler, büyük şehirlerdeki firmalara göre daha sınırlı kaynaklara erişebiliyor. Bu nedenle bölgesel kredi programları daha kapsayıcı hale getirilmeli. Mevcut teşvik ve hibeler sadeleştirilmeli, tek pencere sistemi ile erişilebilirlik artırılmalı. Bunun yanında kurumsallaşma, finansal okuryazarlık, dijitalleşme ve ihraca-ta hazırlık kapasitesi de Anadolu KOBİ’leri için kritik başlıklar.
2026 ve sonrasına ilişkin Türkiye ekonomisine dair beklentileriniz nelerdir? TÜRKONFED Başkanı olarak iş dünyasına ve karar alıcılara vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Sahada gördüğümüz tablo temkinli bir dengelenme arayışına işaret ediyor. KOBİ’ler açısından ana mesele büyümeden ziyade dayanıklılığı korumak. Yatırım içinse KOBİ’nin önünü görmesi, finansmana makul maliyetle ve makul vadeyle erişmesi, talep görünümünün güçlenmesi ve verimlilik yatırımlarının desteklenmesi gerekiyor. Bunlar sağlandığında KOBİ’ler dahil tüm iş dünyamız yatırıma, kapasite geliştirmeye, istihdamı artırmaya hazır.
Bu süreçte iş dünyasının öncelikli beklentisi öngörülebilirlik; politika setinin sık değişmemesi ve net bir yol haritası. İkincisi finansmana erişim; ihracatçı ve KOBİ için seçici, daha ulaşılabilir kredi kanalları. Son olarak rekabet gücünü koruyan dengeli bir kur patikası, enerji ve girdi maliyetlerinde rahatlama ve istihdam yükünde sadeleşmeye ihtiyaç duyuluyor.



