Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Geçtiğimiz günlerde DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan’la oturup uzun uzun sohbet etme fırsatım oldu. Konumuz, DOF Robotics’in halka arz süreciydi ama işin doğrusu sohbet, çok daha geniş bir ufka yayıldı. Türkiye’de robotik teknolojilerden, global pazarlara açılmaktan, sağlık ve tarımda yeni çözümlerden, hatta Mars’a yapılacak yolculuğu simüle eden projelerden bahsettik. Ve ben sohbet bittiğinde şunu düşündüm: Bu sadece bir şirketin büyüme hikâyesi değil, aynı zamanda bir ülkenin teknoloji serüveni.
Mustafa Bey’in sözlerinde net bir kararlılık vardı:
“Bizim için halka arz, sadece finansal bir operasyon değil. 19 yıldır verdiğimiz emeğin, global pazarlarda elde ettiğimiz başarının yeni bir aşaması. Sermaye piyasalarından elde edeceğimiz kaynağı yüksek katma değerli projelere yatıracağız, üretim kapasitemizi artıracağız, yeni pazarlara açılacağız. Yani aslında bu halka arz, bizim sürdürülebilir büyümemiz için stratejik bir adım.”
Onu dinlerken, aklımdan Türkiye’de teknoloji şirketlerinin yaşadığı zorluklar geçti. Genellikle bir noktada finansmana takılır, hayallerin devamı için gerekli sermaye bulunamaz. Ama DOF Robotics, bu bariyeri aşmak için borsanın yolunu seçmiş. Bu açıdan bakıldığında, Borsa İstanbul’da böyle bir teknoloji şirketini görmek sadece yatırımcı için değil, aslında tüm ekosistem için umut verici.
Mustafa Mertcan, sözlerini sürdürürken gözleri parlıyordu:
“Biz 2006’dan beri robotik teknolojilerle eğlence endüstrisine ürünler üretiyoruz. Üretimimizin yüzde 90’ını ihraç ediyoruz. Universal Studios, Marvel, Warner Bros gibi dev markalara ürünler geliştirdik. Angry Birds’ten Transformers’a kadar birçok dünya markasıyla iş birliği yaptık. Türkiye’nin bu alandaki ihracatında adeta tek başımıza ülkeyi temsil ediyoruz. Bu bizim için gurur verici ama aynı zamanda sorumluluk da yüklüyor.”
Bu noktada araya girdim ve şunu sordum:
“Peki, eğlence ve simülasyon dünyasındaki bu başarıyı, farklı alanlara da taşımayı düşünüyor musunuz?”
Gülümsedi ve hemen yanıtladı:
“Elbette. Bugüne kadar 50’den fazla Ar-Ge projesi yaptık. Sağlık alanında, özellikle demans hastalarının ilaçlarını düzenli almasını sağlayacak robotlar geliştirdik. Tarımda ve hizmet sektöründe kullanılacak AMR robotları üzerinde çalışıyoruz. Tarım, Türkiye için hayati önemde bir alan. Eğer bu teknolojileri burada yaygınlaştırabilirsek, büyük bir dönüşüm başlatabiliriz.”
Onu dinlerken şunu düşündüm: Türkiye yıllardır tarımda verimliliği artırmak için çözüm arıyor. Ama çoğu zaman geleneksel yöntemlere takılı kalıyoruz. Oysa robotik çözümlerle tarımı dönüştürmek, hem üreticiyi hem de tüketiciyi kazanır. DOF Robotics’in bu alana girmesi, işte bu yüzden çok kritik.
Sohbet ilerledikçe konu Avrupa’ya kaydı. Mustafa Bey, Hollanda planlarını anlattı:
“Hollanda’da üretim tesisi açmayı hedefliyoruz. Çünkü Avrupa Birliği’nde en fazla ikili anlaşmanın yapıldığı ülke burası. Avrupa pazarına daha yakın olmak, lojistik avantajı sağlamak bizim için önemli. Ayrıca Hadımköy’de de yeni bir tesis hazırlıyoruz. Kapasiteyi üç katına çıkaracağız.”
Burada, “Türkiye’nin teknoloji markaları neden hep içeride sıkışıp kalıyor?” diye sordum kendi kendime. Aslında sorun şirketlerde değil; vizyonlarını gerçekleştirecek finansal ve kurumsal mekanizmaların sınırlı olmasında. DOF Robotics’in halka arzı, bu açıdan yalnızca bir şirketin değil, tüm sektörün önünü açacak bir hamle olabilir.
Ama sohbetin en heyecanlı kısmı şüphesiz “Mission Moon” projesiydi. Mustafa Bey anlatırken gözlerinde çocukça bir ışıltı vardı:
“ABD kökenli bir şirketle birlikte, Türkiye’yi teknoloji turizminin öncüsü yapacak bir proje geliştiriyoruz. Mission Moon adını verdiğimiz bu proje, ziyaretçilere Mars’a yolculuk deneyimi yaşatacak. Gerçek bir astronot gibi hissetmelerini sağlayacağız. Ayrıca Samsun’da kurmayı planladığımız Flying Theater ile insanlara şehrin üzerinde uçuş simülasyonu yaşatacağız. Bu projeyi İstanbul, Antalya, Kapadokya gibi şehirlere ve sonrasında yurtdışına da taşımak istiyoruz.”
O an içimden “İşte bu!” dedim. Çünkü teknoloji, yalnızca makineler ve veriler değildir. İnsanlara hayal kurduruyorsa, merak uyandırıyorsa, ilham veriyorsa işte o zaman gerçek bir güce dönüşür. Mission Moon ve Flying Theater gibi projeler, yalnızca turistik değil, aynı zamanda kültürel birer değer olacak. Türkiye’nin adını, inovasyonla yan yana anılmasını sağlayacak.
Elbette işin rakamsal tarafı da masadaydı. Mustafa Bey, finansal tabloyu da paylaştı:
“2025’in ikinci çeyreğinde ciromuz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75,78 artış göstererek 267 milyon TL’ye ulaştı. 2024 sonunda 1,47 milyar TL olan aktiflerimiz, 2025’in ikinci çeyreğinde 1,67 milyar TL’ye yükseldi. Özkaynaklarımız ise 404 milyon TL’ye çıktı. Halka arz sonrası yatırımlarla bu ivmenin hızlanacağına inanıyoruz.”
Rakamların arkasında ciddi bir başarı öyküsü olduğu açık. Ama bana sorarsanız, asıl önemli olan bu rakamların ardında yatan vizyon. Çünkü sermaye piyasaları yalnızca bilanço kârını değil, geleceğe dair hayali de satın alır. DOF Robotics, işte tam da bu hayali halka açıyor.
Sohbetin sonunda Mustafa Bey’in şu cümlesi aklıma kazındı:
“Biz yatırımlarla büyümek istiyoruz.”
Benim için bu, yalnızca DOF Robotics’in değil, Türkiye’nin de geleceği için bir yol haritasıydı. Çünkü artık mesele, daha çok üretmek ya da daha fazla ihracat yapmak değil. Mesele, katma değer yaratmak, teknolojiyi hayal gücüyle buluşturmak ve dünyada ses getiren projelerle bir ülkenin marka değerini yükseltmek.
Ve ben bu sohbetten çıktığımda, şunu hissettim: DOF Robotics’in halka arzı, sadece bir finansman süreci değil. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji iddiasına atılmış yeni bir imza.




