Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Geçen hafta Özak Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık’la Özak GYO’nun basın toplantısında uzun bir sohbet etme fırsatı buldum. Sıradan bir kahve sohbeti değildi bu; İstanbul’un geleceği, yaşam alanlarının dönüşümü, gayrimenkulde kalite ve sürdürülebilirlik üzerine derin bir sohbetti. Ahmet Bey’in gözleri, sözleri kadar etkileyiciydi; net, iddialı ve bir o kadar da kararlı.
“Biz yapı değil, yaşam ve toplumu şekillendiriyoruz,” dedi. İlk duyduğumda kulağa klasik bir söylem gibi gelmiş olabilir. Ama ardından anlattıkları, bu cümlenin ne kadar somut bir stratejiye dayandığını ortaya koyuyordu. Kalite onlar için bir standart değil, sorumluluk; yenilikçilik bir tercih değil, zorunluluk. Bu yaklaşım, İstanbul’daki projelerinin her bir taşına, her sokağına, hatta her sosyal alanına yansıyor.
Mesela Hayat City Mahmutbey… Ocak 2026’da teslimler başlayacak. Ama burada önemli olan sadece teslim tarihi değil. Ahmet Bey’in anlatımıyla, “Burada m² kaybı olmayan çözümler üretiyoruz. Sosyal alanlar, parklar, çocuk oyun alanları… Her detay, insanların yaşamına dokunuyor.” Özetle, burası sadece bir konut projesi değil; mahalleyi, yaşam biçimini ve toplumsal etkileşimi tasarlayan bir ekosistem. Bir evin sadece duvarlardan ibaret olmadığını, mahalle kültürü, yürüyüş yolları, sosyal alanlar ve çocuk oyun alanlarıyla bütünleştiğinde gerçek değer kazandığını gösteriyor.
Özak Dragos ve Özak Duyu projeleri de benzer şekilde özenle tasarlanmış. Sahil kenarındaki bu projeler, lokasyon avantajı yüksek alanlarda konumlanıyor. Ahmet Bey, “Sabah sahilde kahvenizi içerken gün batımını izleyebileceğiniz alanlar tasarlıyoruz,” diyordu. Bu sözler kulağa romantik gelebilir, ama uygulamada ciddi bir fark yaratıyor. Sosyal etkileşimi destekleyen, mahremiyeti koruyan ve bireyin ihtiyaçlarına duyarlı alanlar, İstanbul’un hızlı ve yoğun temposunda değerli bir nefes noktası haline geliyor. İnsanların şehirde kaybolmuş gibi hissettiği anlarda, projeler bir sığınak, bir yaşam alanı sunuyor.
Hayat Flora ise bambaşka bir boyut. Ahmet Bey gülümseyerek, “Burada Sirkeci Garı’ndan kalkan Orient Express ile Paris’e gidebilirsiniz,” dedi. Bu sadece bir ulaşım kolaylığı değil; bir deneyim ve yaşam tarzı sunmak demek. İnsanlar İstanbul’da yaşıyor ama dünya ile bağlantıda olabiliyor. Bu projeler, kent hayatını uluslararası bir perspektifle buluşturuyor. Öyle ki, bir yatırımcının veya sakin bir aile bireyinin bakış açısıyla sadece bir ev değil, aynı zamanda bir yaşam deneyimi satın alıyorsunuz.
Finansal yapı konusuna geldiğimizde, Ahmet Bey’in vurgusu dikkat çekiciydi. Güçlü finansal yapı sayesinde projelerde ödeme kolaylığı sağlanıyor ve teslimatlar taahhüt edilen süreden önce gerçekleştiriliyor. 2026 için planlanan 2.500 konutluk projeler, disiplinli yönetim ve toplumsal faydayı odağına alan bir yaklaşımın sonucu. Buradan bir ekonomik yorum yapacak olursak; böyle bir finansal disiplin, yatırımcı güvenini artırıyor ve piyasa dalgalanmalarına karşı dayanıklılığı güçlendiriyor. Özellikle Türkiye’de gayrimenkul sektöründe, faiz dalgalanmaları ve ekonomik belirsizlikler göz önüne alındığında, böyle bir yapı hem yatırımcı hem de alıcı için güvenli bir liman anlamına geliyor.
Sohbet, Türkiye sınırlarının ötesine de kaydı. “Hedefimiz artık sadece Türkiye değil. Avrupa’da da proje geliştireceğiz. Konutta elde ettiğimiz tasarım, kalite ve marka deneyimini uluslararası arenaya taşımak istiyoruz,” dedi Ahmet Bey. Bu vizyon, sadece bir marka genişlemesi değil; Türk gayrimenkul sektörünün global arenadaki rekabet kapasitesini artıran stratejik bir hamle. Turizmde ise yalnızca otel yatırımı değil, deneyim ve sürdürülebilir gelir modeli geliştiriyorlar. Böylece Özak GYO’nun çok yönlü, dengeli ve uzun vadeli iş modeli ortaya çıkıyor.
Ancak Ahmet Bey’in en çok üzerinde durduğu konu şuydu: gayrimenkul yalnızca yatırım aracı değil. “Bu bir ülke vizyonu, bir sosyal sorumluluk. Bizim projelerimiz sadece bugünü değil, yarını da şekillendiriyor,” dedi. İşte tam da bu noktada ekonomi ve sosyal sorumluluk bir araya geliyor. Bugün yapılan projeler, yarının şehir planlamasını, toplumsal yaşam kalitesini ve kent kültürünü şekillendiriyor. İstanbul’da bir konut satın almak artık sadece bir taşınmaz mülk edinmek değil; aynı zamanda geleceğin şehir yaşamına katkıda bulunmak demek.
Özetle… İstanbul’da ev almak artık sadece yatırım değil, bir yaşam biçimi seçmek demek. Özak GYO, şehre, topluma ve bireylere dokunan projeleriyle yalnızca yaşam alanları değil, hayaller inşa ediyor. Ahmet Akbalık ile sohbet ederken anladım ki, bu vizyon ve disiplin, İstanbul’da bir şeyleri gerçekten değiştirecek nitelikte.
Ve yazının asıl mesajı şu: Gayrimenkul sektöründe başarı, sadece yüksek binalar dikmekle ölçülmez. Başarı, finansal disiplin, toplumsal fayda, inovatif tasarım ve sürdürülebilirlik ile ölçülür. Özak GYO, tam da bu noktada İstanbul’a ve Türkiye’ye örnek oluyor. Bir yatırımın, bir konutun, bir mahallenin değerini sadece metrekare üzerinden değil; insan hayatına kattığı değer üzerinden ölçmek gerektiğini gösteriyor.




