Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Geçtiğimiz Geçtiğimiz günlerde Omega Grup Yönetim Kurulu Başkanı Öner Çelebi ile yaptığım sohbet, not defterimde beklediğimden çok daha fazla cümle bıraktı. Çünkü Çelebi konuşurken slogan atmıyor, ezber tekrar etmiyor. Anlatırken durup düşünüyor, düşündüğünü de saklamıyor.
Daha sohbetin başında şu cümleyi kurdu ve aslında çerçeveyi çizdi:
“Biz Omega’yı kurduğumuz günden beri değişimi izleyen tarafta olmayı hiç istemedik. Çünkü izlemek sizi sadece seyirci yapar. Bizim derdimiz, değişimin nereye gittiğini anlayıp ona göre pozisyon almak, hatta mümkünse yön vermekti. Bugün geldiğimiz noktada da yaptığımız şey tam olarak bu.”
1993’te bir elektrik taahhüt şirketi olarak başlayan yolculuğun bugün dört grup şirketi, yüzlerce çalışan ve onlarca ülkeye uzanan bir ihracat ağına dönüşmesi tesadüf değil. Ama Çelebi’ye göre asıl mesele bu ölçek değil.
“Büyüklük her zaman güç demek değildir. Yanlış bir sistemle büyürseniz, kriz geldiğinde o büyüklük sizi taşımak yerine altında bırakır. Biz o yüzden yıllardır önce sistemi, sonra hacmi konuşuruz.”
Rakamlar var ama asıl hikâye onların arkasında
2025 hedefleri konuşulurken masaya doğal olarak rakamlar geliyor. 68 milyon dolarlık satış hacmi, yüzde 55 ihracat oranı, dijitalleşme ve Ar-Ge’ye ayrılan 1,18 milyon dolarlık bütçe… Ancak Çelebi bu başlıkları anlatırken rakamların arkasındaki mantığı özellikle vurguluyor:
“Bu rakamlar bizim için birer vitrin değil. Eğer doğru yolda ilerliyorsak zaten bu sonuçlar gelir. Ama sadece rakamı hedeflerseniz, günü kurtarırsınız; geleceği kaybedersiniz.”
Bu cümle, sohbet boyunca birkaç farklı bağlamda kendini hissettirdi.
Ar-Ge ve dijitalleşme: ‘Lüks’ değil, mecburiyet
Konu Ar-Ge ve dijitalleşmeye geldiğinde Çelebi’nin dili daha da netleşiyor. Bu alanı bir vizyon süsü olarak görmediği çok açık:
“Bugün hâlâ dijitalleşmeyi ‘ekstra’ bir yatırım gibi gören şirketler var. Açık konuşayım, bu yaklaşım çok tehlikeli. Dijitalleşme artık rekabet avantajı değil, ayakta kalma şartı. Biz dijitali işin merkezine koymadığımız gün geride kalacağımızı biliyorduk.”
Omega Smart Panel, Smart Screen’ler, ProAsist Smart Screen… Bunların her biri sahadan gelen ihtiyaçların sonucu.
“Sahayı dijitalleştirmeden masayı yönetemezsiniz. Gerçek veri yoksa aldığınız kararların çoğu varsayıma dayanır. Biz varsayımla iş yapmaktan özellikle kaçınıyoruz.”
Perakendede görünmeyen ama en kırılgan alan
ProAsist konuşulurken Çelebi’nin perakende sektörüyle ilgili yaptığı tespitler özellikle dikkat çekiciydi:
“Perakendede müşteri deneyimi dediğiniz şey bazen çok basit detaylara bağlıdır. Klima düzgün çalışmıyorsa, aydınlatma doğru değilse ya da yürüyen merdiven duruyorsa, müşteri bunu analiz etmez ama rahatsız olur. Ve o rahatsızlık mağazada kalma süresini doğrudan etkiler.”
ProAsist’in on binlerce lokasyonda sunduğu teknik hizmeti bu yüzden yalnızca operasyonel bir faaliyet olarak görmüyor:
“Biz perakende markalarının işini kolaylaştırmıyoruz sadece. Aslında onların müşterisiyle kurduğu ilişkiyi koruyoruz. Teknik altyapı bozulursa, marka algısı da zarar görür.”
Sürdürülebilirlik: Raporlara yazılan bir başlık değil
Sürdürülebilirlik konusu açıldığında Çelebi özellikle kavramın içinin boşaltılmasına itiraz ediyor:
“Sürdürülebilirliği herkes konuşuyor ama konuşmak yetmiyor. Ölçmüyorsanız, takip etmiyorsanız, sahada karşılığı yoktur. Bizim için sürdürülebilirlik bir iletişim dili değil; günlük operasyonun bir parçası.”
Karbon ayak izindeki yüzde 25’lik düşüş ve enerji tasarrufları bu yaklaşımın sonucu:
“Enerjiyi doğru yönetmek hem çevresel hem ekonomik bir zorunluluk. Bu ikisini birbirinden ayırmak artık mümkün değil.”
Gençler ve meslek liseleri: Asıl yatırım alanı
Sohbetin en samimi ve belki de en içten bölümü, konu gençlere geldiğinde yaşandı. Çelebi burada kelimelerini özellikle seçiyor:
“Önümüzdeki beş yıl içinde teknik eleman ihtiyacı çok daha görünür hale gelecek. Ama biz bu ihtiyacı bugünden konuşmazsak, yarın sahada çalışacak insan bulamayacağız. O yüzden meslek liseleri bizim için sosyal sorumluluk değil, stratejik bir konu.”
Omega Grup’un açtığı sınıflar ve akademik iş birlikleri için de şunu söylüyor:
“Gençleri sadece bir işe değil, bir mesleğe hazırlamak istiyoruz. Çünkü meslek sahibi olmak, uzun vadede insanı ayakta tutan şey.”
İşler kolektif akıl ile yürüyor
Sohbetin sonunda Çelebi’nin vurguladığı son nokta, aslında her şeyi özetliyor:
“Bugün geldiğimiz noktada şunu çok net söyleyebilirim: Omega’yı buraya taşıyan şey tek bir karar ya da tek bir yatırım değil. Birlikte düşündüğümüz, birlikte ürettiğimiz ve birlikte büyüdüğümüz insanların oluşturduğu kolektif akıl.”
Masadan kalkarken bende kalan izlenim şu oldu: Bu, yalnızca bir şirketin büyüme hikâyesi değil. Bu, değişimin karşısında durmak yerine onunla yürümeyi seçen bir bakış açısının hikâyesi.




