Tülin Türkoğlu / Akademisyen-İletişimci
TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’de yayınlanan Gökkuşağı Faşizmi belgeseli, günümüzün en tartışmalı küresel başlıklarından birini yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik, politik ve ideolojik bir endüstri olarak ele alıyor. Belgesel, son yıllarda etkisini hızla artıran LGBTQ+ odaklı küresel lobilerin hedeflerini, finansal büyüklüklerini ve toplumsal dönüşüm üzerindeki etkilerini çok boyutlu bir perspektifle masaya yatırıyor.
Son yıllarda “hak”, “özgürlük” ve “çeşitlilik” kavramlarıyla pazarlanan bu ideolojik dalganın arka planında, milyarlarca dolarlık bir ekonomi bulunuyor. Belgeselde paylaşılan verilere göre, 2023 yılında 26 milyar dolara ulaşan bu endüstrinin hacmi, 2030’a gelindiğinde 50 milyar doları aşacak şekilde projeksiyonlara yansıyor. Bu rakamlar, meselenin artık bireysel tercihler düzeyinde değil, küresel sermaye ve güç ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere başta olmak üzere 12 ülkede yapılan saha çalışmalarıyla desteklenen yapım, bu hareketlerin yalnızca bir “hak mücadelesi” değil; milyarlarca dolarlık bütçelerle yönetilen, stratejik olarak kurgulanmış, aileyi ve biyolojik cinsiyet kavramını hedef alan küresel yapı sistematik bir dönüşüm projesi olduğunu iddia ediyor. Destekçilerinden ve büyük bir fondan bahsetmezsek eksik kalır bu yapı…
Belgeselin en dikkat çekici yönlerinden biri, teorik tartışmaların ötesine geçerek bireysel tanıklıklara odaklanması. Cinsiyet geçiş sürecinden geçmiş, cerrahi ve estetik operasyonlar dahil olmak üzere geri dönüşü zor müdahaleler yaşamış bireyler, yıllar sonra duydukları derin pişmanlığı açıkça dile getiriyor. Tanıklıklar; akademisyenler, doktorlar ve hatta NASA’da üst düzey yöneticilik yapmış yüksek eğitimli isimler tarafından aktarılıyor. Bu durum, konunun yalnızca marjinal ya da eğitimsiz kesimlerle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Belgeselde yer alan anlatıcılar, gençleri bu sürecin riskleri konusunda uyarmaya çalıştıkları için sosyal linç, mesleki baskı ve hatta ölüm tehditleriyle karşılaştıklarını ifade ediyor. Bu noktada belgesel, küresel ölçekte hâkim olan baskın söylemin, eleştirel seslere nasıl tahammülsüz davrandığını da gözler önüne seriyor. Eleştiri yok, tartışma yok, geri dönüş yok. Bu yönüyle ortaya çıkan tablo, klasik bir baskı mekanizmasını andırıyor.
Öne çıkan bir diğer kritik başlık ise, cinsiyet geçiş süreçlerinin arka planı. Tanıklıkların neredeyse tamamı, bu kararların “ani” olmadığını; çocukluk döneminde yaşanan travmalar, aile içi ihmal, istismar ve psikolojik yönlendirmelerin belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. Sevgi yoksunluğu, aşağılanma, erken yaşta maruz kalınan cinsel istismar ya da kimlik karmaşasını teşvik eden çevresel faktörler, belgeselin dikkatle altını çizdiği unsurlar arasında yer alıyor.
Gökkuşağı Faşizmi, tartışmalı bir alanı ele alırken izleyiciyi konforlu cevaplarla değil, rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor. Aile yapısının dönüşümü, çocukların psikolojik gelişimi ve küresel ideolojik yönlendirmelerin ekonomik boyutu gibi başlıklar, belgeseli yalnızca kültürel değil; jeopolitik ve sosyo-ekonomik bir analiz niteliğine de büründürüyor.
Business Word Global perspektifiyle bakıldığında, bu yapım; yalnızca bir belgesel değil, küresel güç merkezlerinin kültür, ekonomi ve insan psikolojisi üzerinden nasıl uzun vadeli bir dönüşüm tasarladığını anlamak isteyenler için kritik bir uyarı metni niteliği taşıyor. Çağımızda kimlik politikalarının nasıl bir küresel güç ve sermaye alanına dönüştüğünü anlamak isteyen herkes için önemli bir tartışma zemini sunuyor.



