Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Zaman zaman karşıma çıkan bazı başarı hikâyeleri vardır; ilk başta kulağa şaşırtıcı gelir ama detaylara indikçe aslında ne kadar organize, stratejik ve derin bir vizyona dayandığı anlaşılır. Nobel Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Çelik ile yaptığımız uzun sohbette de bu hissi yaşadım.
Bir dönem medya sektöründe iz bırakan bir isim olarak tanıdığımız Erhan Çelik, bugün artık dış ticaretin kılcal damarlarını bilen, fuarcılığı klasik kalıplardan çıkarıp bir ticaret ekosistemine dönüştüren güçlü bir iş insanı. Sohbetimizde Çin’den Libya’ya, Gaziantep’ten Barcelona’ya uzanan çok katmanlı bir sistemin parçasını anlattı bana. Ve ben anladım ki, “fuarcılık” dediğimiz şey, artık sadece stand açmak, broşür dağıtmak değil; çok daha fazlası.
Nobel’in en güçlü olduğu taraf ise 6 ülkede kurulu olan 11 şirket ile holdingleşme sürecine giren grup şirketleri mantığı. Toplamda ise 22 ülke acentası da ayrı bir güç meselesi.
Nobel Expo: Bir fuar değil, bir pazarlama modeli
Erhan Çelik’e göre Nobel Expo, “fuar” görünümünde ama temelde bir dış ticaret motoru. Nobel Şirketler Grubu çatısı altındaki bu yapı, klasik fuarcılıktan farklı olarak pazarlamayı ve satış sonrası süreçleri birlikte kurguluyor. Çelik, “Bizim fuarlarımızda ürün tanıtılır ama orada kalmaz; ürünler, fuar bitse de 28 ülkedeki networkümüz aracılığıyla pazarlanır” diyor.
Fuar bitiminde el sıkışılıp vedalaşılan bir yapı yerine, organizatör ve stant açan katılımcıların devam eden iş birlikleri ve sıcak ticaretin sürdüğü bir sistem kurduklarını söylüyor. “Katılımcıya ‘Seneye tekrar görüşürüz’ demiyoruz, ‘yarın ürünlerini taşıyoruz’ diyoruz,” diye de ekliyor.
Çin: Kapanmaktan ziyade ortaklık modeli
Çin pazarına ilişkin görüşleri ise oldukça dikkat çekici. Çelik, Çin’e doğrudan ihracat yapmaktan çok, Çinli firmalarla Türkiye dışında ortak fuarlar düzenlemeyi hedeflediklerini anlatıyor. Özellikle Türkiye Cumhuriyetleri ve Rusya’da, Çinli ortaklarla yürütülen bu modelin yeni kuşak Kalkınma Yolu Projesi ile örtüştüğünü vurguluyor. “Çin her yere ulaşabilir ama biz bazı ülkelerde çok daha sıcak ilişkiler kurabiliyoruz,” diyor.
Afrika: Libya üzerinden bir ekonomik giriş
Afrika’ya giriş stratejileri ise başlı başına bir makale konusu. Nobel Grubu, Libya’daki tüm fuar alanlarının işletme hakkını elinde bulunduruyor. Yani Türkiye merkezli bir grup, Afrika’nın kapısını fiilen elinde tutuyor. Bu öyle sıradan bir adım değil. “Libya dışarıdan bakınca parçalı gibi görünüyor ama tek ortak noktaları fuar alanlarının bizde olması,” diyor Çelik. Bu ifade aslında çok şeyi özetliyor.
Tunus, Cezayir, Mısır, Fas gibi ülkelerde zaten fuarlar yoğunken; Sahra Altı Afrika’da bu yapı eksik. Vize sorunları, ulaşım zorlukları, organizasyon eksiklikleri derken bu bölge hep potansiyel olarak kaldı. Ama Nobel, bu potansiyele doğru yerden girmeyi başarmış. Erhan Çelik, “Dışarıdan bakınca dağınık ama içine girince muazzam bir potansiyel var,” diyor.
Anadolu fuarları: İstanbul vitrin, Anadolu ticaret
Konuyu Türkiye’ye getiriyoruz. İstanbul’daki fuar merkezlerinin yeterliliğini sorduğumda açık yüreklilikle konuşuyor: “İstanbul bir vitrin haline geldi. Ticaret potansiyeli düştü. Fuarcılık Anadolu’da işliyor.” Gerçekten de, Kayseri’de mobilya ve çelik kapı, Konya’da ayakkabı, Gaziantep’te gıda gibi sektörlerin merkezine fuar götürme vizyonu çok net.
Kayseri örneği çarpıcı: Erhan Çelik, Kayseri’de düzenlenen fuarlardan sonra bir yılda 130 bin geceleme artışı yaşandığını belirtiyor. “Kayseri’ye deniz gelmedi, Peri Bacaları oraya taşınmadı. Gelen sadece ticaretti,” diyor. Bu cümle aslında Anadolu’nun fuarcılık kapasitesini özetliyor.
Gaziantep’teki Ortadoğu Gıda Fuarı’nda 1014 yabancı alıcıyı getirdiklerini, bunların tamamının ulaşım ve konaklama maliyetlerini karşıladıklarını söylüyor. “İnsanlar ticaret olduğunu görünce devamı geliyor. Bir şehirde ilk kez fuar yaptığımızda bile satışlar yerinde başlıyor,” diyor.
Pazarlama eksikliği: Türkiye’nin fuarcılık açmazı
Tüm bunlara rağmen sektördeki en büyük sorunun pazarlama olduğunu belirtiyor. Türkiye’de yapılan tanıtımların çoğunun yetersiz, genellikle yurt içiyle sınırlı ve uluslararası çapta etkisiz kaldığını söylüyor. Nobel’in ise yurt dışı tanıtımda agresif ve hedefe dönük çalıştığını anlatıyor.
Örneğin Paris’teki gıda fuarına denk gelen tarihlerde, Fransa’daki kullanıcılar Google’da “food fair” yazdıklarında karşılarına ilk olarak Gaziantep’teki Ortadoğu Gıda Fuarı’nın çıktığını söylüyor. “Buna kimse inanamadı,” diyor gururla. Bu dijital pazarlama başarısı, klasik fuarcılık anlayışının çok ötesinde.
Sonuç: “Fuarcılık Öldü” demek kolay, Ama…
Sohbetin sonunda kendisine şu soruyu sordum: İstanbul’daki fuarcılık nasıl kurtulur? Cevabı oldukça gerçekçiydi: “Zor. Maliyetler çok yüksek. Otel, ulaşım, lojistik artık çok pahalı. Yurt dışı ziyaretçi için cazibe kalmadı.” Bu arada sadece Türkiye değil, dünyada da fuarcılık kan kaybediyor. Amerika’da dev fuarlar kapanıyor, Almanya’da yılda bir yapılan fuarlar iki yıla çıkıyor. Bazıları fuardan 3 ay önce iptal ediliyor.
Buna rağmen Erhan Çelik’in önderliğinde Anadolu’dan yükselen yeni bir model var. Klasik yapının ötesinde veriye dayalı, pazarlama odaklı, satışla bütünleşik bir fuarcılık modeli bu. “Biz sadece stand satmıyoruz, ticaret organizasyonu yapıyoruz,” diyor. Ve bu yaklaşım, sadece sektör değil, şehir ekonomilerini bile dönüştürebilecek bir potansiyele sahip.
Erhan Çelik’in şu sözüyle bitirelim:
“Fuar, sadece bir tanıtım alanı değildir. Doğru yapılırsa, şehirdeki oteli, restoranı, sanayiciyi, ihracatçıyı harekete geçirir. Bizim yaptığımız tam olarak budur: Ticaretin tam ortasında olmak.”




