COP31’de “Master Partner” ve “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak yer alacak olan Türk Telekom, güçlü dijital altyapısı ve sürdürülebilirlik çalışmalarıyla Türkiye’nin teknoloji ve yeşil dönüşüm vizyonunu dünyaya taşıyacak.
Teknoloji alanındaki gücünü sürdürülebilirlik hedefleriyle birleştiren Türk Telekom, 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’de Türkiye’nin dijital ve yeşil dönüşüm vizyonunu uluslararası platformda sergileyecek. Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı COP31’de “Master Partner” ve “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak yer alacak olan Türk Telekom, güçlü fiber ve mobil altyapısıyla organizasyonun dijital omurgasını oluşturacak. Sürdürülebilirliği iş stratejisinin merkezine alan ve “Yarına Sözümüz Var” yaklaşımıyla çalışmalarını sürdüren Türk Telekom, teknolojiyi daha yaşanabilir bir gelecek hedefi doğrultusunda kullanıyor. Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, COP31’in Türkiye’nin teknoloji alanındaki birikimini ve sürdürülebilirlik vizyonunu dünyaya göstermek açısından önemli bir fırsat olduğunu belirterek, yeni nesil iletişim teknolojilerinden milli Ar-Ge çalışmalarına, yerli üretimden yenilenebilir enerji yatırımlarına uzanan stratejik adımlarını açıkladı.
Şahin, “Türk Telekom olarak Türkiye’nin teknoloji alanındaki potansiyelini ortaya çıkarmak, dijital geleceğini şekillendirmek ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Teknolojiyi yalnızca mevcut ihtiyaçları karşılayan bir unsur olarak değil, ülkemizin geleceğini şekillendiren stratejik bir güç olarak ele alıyoruz. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31’i de bu yaklaşımımızı uluslararası platformda ortaya koymak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Dünyanın önde gelen iklim buluşmalarından biri olan COP31’de Master Partner olarak yer alıyor, ‘Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji’ destekçisi olarak organizasyonun dijital altyapısını uçtan uca üstleniyoruz” dedi.
COP31’in, Türkiye’nin yalnızca küresel iklim diplomasisindeki rolünü değil, teknoloji üretme kapasitesini, dijital altyapı gücünü ve sürdürülebilirlik alanındaki kararlılığını da ortaya koyacağı önemli bir organizasyon olduğunu vurgulayan Şahin, “Biz de Türk Telekom olarak yaklaşık 58 milyon abonemiz, 81 ili kapsayan 571 bin kilometrelik fiber ağımız ve Türkiye genelinde sunduğumuz 5G hizmetlerimizle ülkemizin dijital geleceğini inşa ederken güçlü fiber ve mobil altyapımızı, yeni nesil iletişim teknolojilerimizi ve mühendislik birikimimizi bu önemli organizasyonun hizmetine sunuyoruz. ‘Yarına Sözümüz Var’ yaklaşımımız doğrultusunda bugün geliştirdiğimiz teknolojilerin yarının dünyasını şekillendireceğine inanıyoruz. Türkiye’nin dijital geleceğini inşa ederken aynı zamanda daha yeşil, daha verimli ve daha yaşanabilir bir dünyanın oluşmasına katkı sunuyoruz” diye konuştu.
“COP31’İN YOĞUN İLETİŞİM İHTİYACINI KARŞILAYACAK GÜÇLÜ BİR DİJİTAL ALTYAPI HAZIRLIYORUZ”
“COP31’in teknoloji altyapısını hazırlarken güçlü fiber ve mobil şebekemizden, yeni nesil iletişim teknolojilerimizden ve teknoloji alanındaki birikimimizden yararlanıyoruz. Organizasyonun gerçekleştirileceği zirve alanına farklı güzergâhlardan yeni fiber optik altyapı tesis ederek alanın dünyaya yüksek kapasiteyle ve kesintisiz şekilde bağlanmasını sağlayacak güçlü bir yapı oluşturduk. Gelişmiş iletişim teknolojilerini barındıran, farklı yönlerde fiber optik bağlantılara sahip santralimizi devreye aldık. Kapasitesi ihtiyaç halinde artırılabilecek bu yedekli yapıyı 7/24 kesintisiz hizmet verecek şekilde tasarladık. Böylece zirve boyunca dünyanın farklı ülkelerinden gelecek katılımcıların yoğun iletişim ihtiyaçlarını karşılayacak güçlü bir dijital altyapı hazırlıyoruz. Zirve alanında 5G teknolojisi dâhil yüksek kapasite ve tam kapsama sağlayacak baz istasyonlarımızı devreye aldık” ifadelerini kullanan Şahin, “Ayrıca veri merkezi ile network ve siber güvenlik operasyon merkezlerini kapsayan bir yapı oluşturduk. Birleşmiş Milletler yetkililerinden ülke delegasyonlarına, katılımcılardan ziyaretçilere kadar herkes için kesintisiz, güvenli ve yüksek kapasiteli bir iletişim deneyimi sunmayı hedefliyoruz. COP31’de üstlendiğimiz sorumluluğu yalnızca bir organizasyonun iletişim altyapısını oluşturmak olarak değerlendirmiyoruz. Türkiye’nin teknoloji alanında ulaştığı seviyeyi küresel ölçekte ortaya koyan, geleceğin uluslararası organizasyonlarına örnek oluşturabilecek bir dijital altyapı yaklaşımını hayata geçiriyoruz” açıklamasını yaptı.
“SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÇALIŞMA MODELİNİ SAHAYA TAŞIYORUZ”
COP31 için yürüttükleri çalışmalarda sürdürülebilirlik yaklaşımlarını da merkeze aldıklarını vurgulayan Şahin, şunları söyledi: “Enerji verimliliğini odağına alan yeni nesil teknolojilerimiz, güçlü fiber altyapımız ve kaynakların etkin kullanımını destekleyen dijital çözümlerimizle sürdürülebilir bir çalışma modelini sahaya taşıyoruz. Dijital dönüşüm ile yeşil dönüşümü birbirinden ayrı değerlendirmiyoruz. Çünkü geleceğin dünyasında güçlü bir dijital altyapının yalnızca hızlı ve kesintisiz bağlantı sunması yeterli değil. Aynı zamanda enerji verimli, çevresel etkileri gözeten ve kaynakların etkin kullanımını destekleyen bir yapıya sahip olması gerekiyor. Türk Telekom olarak sürdürülebilirliği iş stratejimizin merkezine yerleştiriyoruz. Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005’ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son beş yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken yatırımlarımızın çevresel ve toplumsal etkilerini de gözetiyoruz.”
“AR-GE, KURUM KÜLTÜRÜMÜZÜN TEMEL YAPI TAŞLARINDAN BİRİ”
Türkiye’nin dijital geleceğini inşa ederken yalnızca güçlü bir iletişim altyapısı oluşturmayı yeterli görmediklerini belirten Şahin, “Teknolojiyi geliştiren, üreten ve küresel standartların oluşumunda söz sahibi olan bir Türkiye hedefiyle çalışıyoruz. ‘Teknolojiyi tüketen değil üreten Türkiye’ vizyonuna katkı sunmak amacıyla yerli ve milli Ar-Ge çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yeni nesil haberleşme teknolojilerinden yapay zekâya, siber güvenlikten kuantum teknolojilerine kadar geniş bir alanda Türk mühendisliğinin bölgesel gücünü ortaya koyuyoruz. Son iki yıldır milli patent başvurularındaki liderliğimizi sürdürüyoruz. 2025 yılında 921 milli patent başvurusunda bulunduk. Bu çalışmalarımızla Türkiye’nin teknoloji geliştirme kapasitesine katkı sunarken yerli mühendislik çözümlerimizin uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmayı hedefliyoruz. Yerli imkânlarla geliştirdiğimiz SEBA tabanlı Netsia BB Suite çözümümüzün 1,5 milyon haneyi aşması, Türk mühendisliğinin dünya telekomünikasyon ekosisteminde ulaştığı seviyeyi ortaya koyuyor. Grup şirketimiz Argela ile Silikon Vadisi’nin araştırma kuruluşlarından Stanford Research Institute arasında yeni nesil iletişim teknolojileri alanında imzaladığımız stratejik iş birliği anlaşması da bu vizyonumuzun önemli adımlarından biri. Türkiye’de geliştirilen mühendislik yetkinliğini uluslararası araştırma birikimiyle buluşturarak geleceğin iletişim şebekelerinin ihtiyaç duyduğu teknolojilerin geliştirilmesine yönelik ortak çalışmalar yürütüyoruz” diye konuştu.
Dijital dünyanın dönüşümünde 5G teknolojisinin önemli bir eşik oluşturduğuna dikkat çeken Şahin, şöyle devam etti: “Ancak biz geleceğin iletişim dünyasına yalnızca bugünün teknolojileriyle bakmıyoruz. 5G’nin sunduğu yüksek hız, düşük gecikme ve yüksek bağlantı kapasitesini hayatın farklı alanlarında somut faydaya dönüştürürken 6G ve ötesi teknolojilere yönelik çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Yeni nesil iletişim teknolojilerinin geliştirilmesinde yerli Ar-Ge kapasitesinin güçlendirilmesini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Yapay zekâ destekli ağ yönetimi, yeni nesil haberleşme sistemleri, kuantum teknolojileri ve siber güvenlik alanlarında geliştirdiğimiz yetkinliklerle geleceğin iletişim altyapılarının şekillenmesine katkı sunmayı hedefliyoruz.”
“2050 YILINA KADAR NET SIFIR EMİSYONA ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ”
“Yeşil dönüşümü bir maliyet değil, geleceğe yapılan stratejik bir yatırım olarak görüyoruz. Finansman gücümüzü Türkiye’nin dijital geleceği kadar yeşil geleceğini de inşa etmek için kullanıyoruz. 2024 yılında 500 milyon dolar tutarında sürdürülebilir eurobond, 2025 yılında ise 600 milyon dolar tutarında yeşil eurobond ihraç ettik. Böylece sürdürülebilir finansman kapsamında gerçekleştirdiğimiz eurobond ihraçlarının toplam büyüklüğü 1,1 milyar dolara ulaştı. Sürdürülebilirlik alanındaki yaklaşımımız uluslararası değerlendirmelerde de karşılık buluyor. CDP 2025 İklim Değişikliği Programı’nda ‘A’ notumuzu korurken ilk kez katıldığımız Su Güvenliği Programı’nda ‘A-’ notu aldık. BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi’nde yer alıyoruz. 2025 yılında Kapsam 1 ve 2 piyasa bazlı emisyonlarımızı 2020 baz yılına göre yüzde 35 azalttık. 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyoruz.”
