Advertisement
  1. Haberler
  2. EKONOMİ
  3. Büyüyen ekonomiye, küçülen alım gücü

Büyüyen ekonomiye, küçülen alım gücü

umutcelik
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hazine  ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek göreve geldiğinde toplumun önemli bir kesimi umutlanmıştı. “Ekonomi yeniden rayına girecek”, “Enflasyon düşecek”, “Piyasalar rahatlayacak” denildi. Aradan geçen zamana baktığımızda gerçekten de bazı ekonomik göstergelerde düzelme var. Yabancı yatırımcı yeniden Türkiye’yi konuşuyor, kredi derecelendirme kuruluşları not artırıyor, rezervlerin yükseldiği söyleniyor.

Ama sokağa çıktığınızda insanların konuştuğu bunlar mı?

Hayır.

Markette peynirin fiyatı konuşuluyor. Pazarda domatesin kilosu konuşuluyor. Ev kiraları konuşuluyor. Çocuğunu okula göndermenin maliyeti konuşuluyor. Emeklinin aldığı maaşla ayın sonunu nasıl getireceği konuşuluyor.

İşte tam da burada ekonomi yönetiminin anlattığı tablo ile vatandaşın yaşadığı hayat birbirinden ayrılıyor.

Evet, enflasyon eskisi kadar hızlı artmıyor olabilir. Ama bu, fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Geçen yıl 100 liraya aldığınız bir ürünü bugün belki 180 liraya alıyorsunuz. Artık eskisi kadar hızlı zam gelmiyor diye kimse kendini zengin hissetmiyor. Çünkü cebindeki para hâlâ aynı hızla eriyor.

Bugün birçok aile alışverişe çıkmadan önce hesap yapıyor. İnsanlar markette ürün değil, etiket karşılaştırıyor. Eskiden sepete konulan birçok ürün artık rafta kalıyor. Çocukların istediği her şeyi almak lüks hâline geldi. Vatandaş için ekonomi, televizyon ekranındaki grafiklerden değil; mutfaktaki tencereden ibaret.

Mehmet Şimşek’in uyguladığı programın en önemli ayağı yüksek faiz politikası oldu. Belki ekonomi kitapları açısından bu gerekliydi. Belki enflasyonu düşürmenin başka yolu yoktu. Ama bu işin bir de diğer tarafı var.

Sanayici kredi bulamıyor.

Esnaf kredi bulsa bile faizi ödeyemiyor.

KOBİ yatırım yapmaya cesaret edemiyor.

İnşaat sektörü yavaşlıyor.

Otomotiv satışları zorlaşıyor.

Ev almak isteyen zaten bankanın kapısından içeri giremiyor.

Yani ekonomi frene basarken sadece enflasyon değil, üretim de yavaşlıyor.

Bugün birçok iş insanı “Faiz bu kadar yüksekken neden yatırım yapayım?” diye soruyor. Çünkü parasını bankaya koyan neredeyse risksiz şekilde yüksek getiri elde ederken, üretim yapan hem risk alıyor hem de finansman yüküyle mücadele ediyor. Üretenin değil, parasını bekletenin kazandığı bir düzende uzun vadeli büyümeyi sağlamak kolay değil.

Bir başka gerçek ise gelir dağılımındaki bozulma.

Varlığı olan yine kendini koruyor. Evi olan, arsası olan, dövizi olan, altını olan bir şekilde enflasyona karşı önlem alabiliyor. Ama maaşla geçinen milyonlarca insanın böyle bir şansı yok. Maaşına zam geliyor, birkaç ay sonra o zam eriyip gidiyor.

En çok da emekliler zorlanıyor.

Üstelik toplumun önemli bir kesimi, fedakârlığın herkese eşit dağılmadığını düşünüyor. “Tasarruf yapıyoruz” deniliyor ama vatandaş kendi hayatında bunun karşılığını görmek istiyor. İnsanlar sadece kendilerinden kemer sıkmaları istenirken kamuda da aynı hassasiyetin gösterilmesini bekliyor.

Elbette Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetimine tamamen başarısız demek de doğru olmaz. Piyasaların güvenini yeniden kazanmak, rezervleri güçlendirmek ve ekonomide öngörülebilirliği artırmak küçümsenecek adımlar değildir. Ancak bunlar tek başına yeterli değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece enflasyonu düşüren bir ekonomi değil; aynı zamanda üretimi artıran, yatırımcısını cesaretlendiren, gençlerine umut veren ve çalışanının emeğinin karşılığını alabildiği bir ekonomik düzen. Çünkü güçlü ekonomi sadece tablolarla kurulmaz; güçlü ekonomi, vatandaşın yüzünün güldüğü gün gerçekten başarıya ulaşır.

Mehmet Şimşek’in ekonomi programı bugün kritik bir yol ayrımında bulunuyor. Finansal piyasalarda kazanılan güvenin, reel ekonomiye ve hane halkının refahına dönüşmediği bir denklem uzun süre sürdürülebilir değil. Rezervlerdeki artış, CDS primindeki gerileme veya uluslararası yatırımcıların olumlu raporları elbette önemlidir. Ancak ekonomi yönetiminin asıl sınavı, bu kazanımları vatandaşın sofrasına, üreticinin tezgâhına ve sanayicinin yatırım kararına yansıtabilmektir. Aksi takdirde başarı hikâyesi, yalnızca sunum dosyalarında ve uluslararası yatırımcı toplantılarında anlatılan bir söylem olarak kalacak.

Ekonomi yönetiminde güven tek taraflı inşa edilmez. Bugün Mehmet Şimşek’in en büyük sorumluluğu yalnızca Londra’daki fon yöneticilerini ikna etmek değil, Konya’daki sanayiciyi, Gaziantep’teki ihracatçıyı, Bursa’daki KOBİ’yi ve İstanbul’daki ücretliyi de yeniden ekonomiye inandırmaktır. Çünkü piyasalar sabırlıdır; sermaye bekler. Ama vatandaş beklemez. Ekonomi politikalarının gerçek notunu da uluslararası derecelendirme kuruluşları değil, refahı artan ya da azalan toplum verir.

Büyüyen ekonomiye, küçülen alım gücü

Büyüyen ekonomiye, küçülen alım gücü
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!