İş dünyasında seçim kazanmak başka, seçimden sonra herkesin kapısını çalabildiği bir isim olmak başka. Ticaret odası başkanlıkları da tam olarak bu iki özelliğin kesiştiği noktada anlam kazanıyor. Çünkü bu koltuklar yalnızca üyelerin sorunlarını dinlemek, toplantılara başkanlık etmek veya protokolde yer almak için değil; aynı zamanda şehrin ticaret hayatını bir arada tutmak, farklı çıkarları ortak bir zeminde buluşturmak ve gerektiğinde iş dünyasının sözcülüğünü üstlenmek için var.
Son dönemde Ankara ve İstanbul’da yaşanan seçim süreçleri, bu açıdan iki ismi yeniden gündeme taşıdı: Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ve İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç.
Önce Ankara’dan başlayalım…
Gürsel Baran, ATO’da 16 Ekim’de gerçekleştirilen yönetim kurulu başkanlığı seçiminde 188 oy alarak dördüncü kez başkan seçildi. ATO’nun 19’uncu başkanı olan Baran, böylece 2016 yılında başlayan başkanlık serüvenini yeni bir döneme taşıdı. Üstelik bu seçim, yalnızca bir görev devamlılığının değil, Ankara iş dünyasının mevcut yönetimle yola devam etme iradesinin de göstergesi oldu.
Baran’ın Ankara’daki konumunu değerlendirirken yalnızca seçim sonuçlarına bakmak yeterli değil. Başkent, bürokrasinin, siyasetin, sanayinin, ticaretin ve hizmet sektörünün iç içe geçtiği farklı bir ekonomik yapıya sahip. Böyle bir şehirde ticaret odası başkanlığı yapmak, doğal olarak çok daha geniş bir ilişki ağı ve sürekli diyalog gerektiriyor. Baran’ın yıllar içinde bu yapının farklı kesimleriyle kurduğu temas, onu yalnızca ATO’nun başkanı değil, Ankara iş dünyasının önemli buluşma noktalarından biri haline getirdi.
İstanbul tarafında ise Şekib Avdagiç’in hikâyesi var.
2018 yılında İTO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine gelen Avdagiç, 2022 seçimlerinde ikinci kez başkan seçilmişti. 27 Ekim 2026’da gerçekleştirilen meslek komitesi seçimleri ise yeni dönem için ortaya çıkan tabloyu daha da belirginleştirdi. Avdagiç’in desteklediği listeler, 80 meslek komitesinin yaklaşık 80’den fazlasını kazanırken 270 kişilik İTO Meclisi’nde 229 üyeye ulaştı. Ortaya çıkan bu sonuç, Avdagiç’in yeni dönem yönetimi için çok güçlü bir destek zemini oluşturdu.
4 Kasım’da yapılacak yönetim kurulu başkanlığı seçiminde Avdagiç’in yeniden başkan seçilmesi bekleniyor. Böylece 2018’de başlayan başkanlık dönemi üçüncü bir dört yıla taşınacak. İstanbul gibi ticaretin, sanayinin, ihracatın, finansın ve girişimciliğin farklı dinamiklerle hareket ettiği bir şehirde sekiz yıllık başkanlık döneminin ardından gelen bu destek, yalnızca bir seçim başarısı olarak değil, iş dünyasındaki temsil ilişkilerinin devamlılığı açısından da okunmalı.
800 bini aşkın üyesi bulunan İTO, yalnızca İstanbul’un değil, Türkiye ekonomisinin de en önemli kurumsal aktörlerinden biri. Avdagiç’in bu yapı içerisindeki konumu, zamanla oda başkanlığının ötesine geçerek İstanbul iş dünyasının farklı kesimleriyle temas kuran, sektörler arasında diyalog geliştiren ve ortak meselelerde bir araya gelinmesini sağlayan bir role dönüştü.
İşte tam bu noktada iki başkanın ortak özelliğine geliyoruz: Ağabeylik…
Türkiye’de iş dünyasının kendine özgü bir dili var. Büyük şirketlerin yöneticileri, KOBİ sahipleri, esnaf, sanayici, ihracatçı ve genç girişimciler aynı masada buluştuğunda herkesin beklentisi farklı olabiliyor. Bu farklılıkları yönetmek, yalnızca mevzuatı bilmekle veya iyi bir yönetici olmakla mümkün değil. İnsan ilişkileri, güven, ulaşılabilirlik ve gerektiğinde arabuluculuk yapabilmek de gerekiyor.
Ankara’da Gürsel Baran, İstanbul’da Şekib Avdagiç’in üstlendiği rolü biraz da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Her iki isim de kendi şehirlerinde iş insanlarının yalnızca resmi bir toplantıda karşısına çıkan oda başkanları değil; sektörler arasında temas kurulmasını sağlayan, sorunların ilgili mercilere taşınmasında rol oynayan ve iş dünyasının ortak meselelerinde etrafında insanları buluşturabilen figürler.
Elbette ağabeylik, bir unvan değil. Seçimle kazanılan bir makamın doğal uzantısı da değil. Zaman içinde kurulan ilişkilerle, zor zamanlarda gösterilen dayanışmayla, farklı görüşlere kapıyı kapatmamakla ve herkesin kendisini dinlenmiş hissetmesini sağlamakla kazanılıyor.
Bir başka önemli nokta da şu: Ankara ve İstanbul birbirinden farklı ekonomik önceliklere sahip olsa da iki şehrin iş dünyasının ortak beklentisi benzer. Finansmana erişim, üretim maliyetleri, ihracat, nitelikli iş gücü, yatırım ortamı ve küresel rekabet… Bu başlıkların hiçbiri tek bir şirketin veya sektörün kendi başına çözebileceği meseleler değil. Dolayısıyla oda başkanlarının görevi, üyelerinin taleplerini dinlemenin ötesinde, bu talepleri ortak bir ekonomik gündeme dönüştürebilmek.
Baran ve Avdagiç’in seçim süreçlerinde ortaya çıkan tabloyu da bu açıdan okumak mümkün. Birinde dördüncü dönem için verilen açık destek, diğerinde ise meslek komitelerinden meclise uzanan güçlü temsil… İki farklı şehir, iki farklı ticaret kültürü ama benzer bir beklenti: İstikrar, temsil ve birliktelik.
Ancak uzun süre görevde kalmanın beraberinde getirdiği bir sorumluluk da var. İş dünyasında ağabeylik, sadece geçmişte kurulan ilişkileri korumakla değil, yeni kuşaklara alan açmakla da anlam kazanıyor. Genç girişimcilerin, kadın iş insanlarının, teknoloji şirketlerinin ve geleneksel sektörlerin aynı masada kendilerine yer bulabilmesi gerekiyor. Kurumsal devamlılık, yenilenmeyle desteklenmediği sürece tek başına yeterli olmuyor.
Önümüzdeki dönemde hem ATO hem de İTO açısından asıl sınav burada başlayacak. Seçimlerin ardından oluşan güven ortamını ekonomik sonuçlara dönüştürmek, üyelerin gündelik sorunlarına çözüm üretmek ve Ankara ile İstanbul’un rekabet gücünü artırmak…
Çünkü iş dünyasının bazen iyi bir başkana, bazen güçlü bir yöneticiye, bazen de herkesin arayabileceği bir ağabeye ihtiyacı var. Asıl mesele, bu üç rolü aynı anda taşıyabilmek.
