Advertisement
  1. Haberler
  2. İŞ DÜNYASI
  3. Adnan Dalgakıran: İSO, Türk sanayisinin ortak evi olacak

Adnan Dalgakıran: İSO, Türk sanayisinin ortak evi olacak

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul Sanayi Odası’nın yeni dönem seçimleri yaklaşırken, sanayinin geleceğine ilişkin tartışmalar da giderek derinleşiyor. Yüksek maliyetler, finansmana erişim, daralan talep, atıl kapasite ve küresel rekabet baskısı sanayicinin bugününü zorlarken; yapay zekâ, yeşil dönüşüm, yeni ticaret düzeni ve değişen üretim modelleri geleceğin sanayisini yeniden şekillendiriyor.

İSO Yönetim Kurulu Başkanlığına adaylığını açıklayan Adnan Dalgakıran’la da bu gündemle, düzenlediği basın toplantısında bir araya geldik. İş dünyasının önde gelen sanayicileri, çok sayıda dernek ve ihracatçı birliği başkanı ile İSO Meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu 150’den fazla kişinin katıldığı toplantının ardından Dalgakıran’la yeni döneme ilişkin vizyonunu ve yol haritasını konuştuk.

Sohbetimizin merkezinde ise tek bir soru vardı: İstanbul Sanayi Odası, değişen dünya ekonomisi karşısında sanayicinin yanında nasıl daha güçlü durabilir?

Dalgakıran’ın yanıtı oldukça netti: İSO’nun yalnızca sorun ortaya çıktığında devreye giren değil, sorunları önceden gören, dünyadaki gelişmeleri takip eden, sanayiciyi geleceğe hazırlayan ve ortaya koyduğu sonuçlarla kendisini ölçen bir yapıya dönüşmesi gerekiyor.

“İSO’yu yeniden sanayicinin en güçlü kurumu yapmak için adayız” diyor Dalgakıran. Ancak bu cümlesinin hemen ardından özellikle bir noktayı vurguluyor: “Yeni dönemde başarımızı sözlerle değil, sanayicimiz için ürettiğimiz somut sonuçlarla ölçeceğiz.”

Dalgakıran’ın ortaya koyduğu programı dinlerken, klasik bir seçim programından ziyade İSO’nun çalışma biçimine ilişkin kapsamlı bir değişim önerisi dikkat çekiyor. Birlik, akıl, rekabet, dönüşüm, pazar, finansman, etki ve güç başlıkları altında şekillenen bu yaklaşımın ortak noktasını ise “önceden görmek” oluşturuyor.

“Sanayicinin artık sadece üretmesi yetmiyor” diyor Dalgakıran. “Nasıl ürettiği, nasıl rekabet ettiği, ürününü nasıl pazarladığı ve doğru finansmana nasıl ulaştığı da aynı derecede önemli.”

Aslında İSO için önerdiği yeni modelin çıkış noktası da burada.

“SORUN ORTAYA ÇIKMADAN GÖREN BİR İSO”

Dalgakıran’la konuşurken sık sık aynı kavramın etrafında dolaştık: önceden görmek.

Ona göre İSO’nun yeni dönemde yalnızca sanayicinin yaşadığı sorunları kamuoyuna taşıyan veya sorun ortaya çıktıktan sonra çözüm arayan bir kurum olmaması gerekiyor.

“Biz sorun oluştuktan sonra konuşan değil, sorun oluşmadan gören ve önlem alan bir İSO hedefliyoruz” diyor.

Bu cümlenin devamında anlattıkları ise aslında klasik oda yönetimi anlayışından daha farklı bir yapı tarif ediyor. Dünyadaki gelişmeleri izleyecek, veriyi analiz edecek, sanayicinin önündeki riskleri ve fırsatları mümkün olduğunca erken tespit edecek ve elde edilen bilgiyi doğrudan üyelerine aktaracak bir İSO…

Dalgakıran bunu yalnızca bir söylem olarak bırakmak istemiyor. “Her sorunu çözüm masasına taşıyan, veriyle sanayicinin gelecekteki kararlarına yön veren, sanayicinin her konusunu Ankara’da takip eden, dünyadaki riskleri ve fırsatları tam zamanında üyesine aktaran bir yapı kuracağız” diyor.

Burada dikkat çeken bir başka yaklaşımı ise başarının nasıl ölçüleceği.

“Başarımızı sözlerle değil, sanayicimiz için ürettiğimiz somut sonuçlarla ölçeceğiz.”

Sanayici açısından bakıldığında bu önemli bir ayrım. Çünkü oda yönetimlerinin başarısı çoğu zaman yapılan toplantıların, açıklamaların veya ziyaretlerin sayısıyla değil, üyelerin hayatında neyin değiştiğiyle ölçülüyor.

“SEÇİM BİTECEK, BİRLİK BAŞLAYACAK”

Sohbetin bir başka bölümünde konu doğal olarak seçime geliyor.

Dalgakıran burada da farklı bir pencere açıyor. Seçim sürecinin rekabet getirmesinin doğal olduğunu ancak sandık kurulduktan sonra bu rekabetin üretim alanına taşınmaması gerektiğini söylüyor.

“Seçimde rakip olabiliriz; üretimde hepimiz aynı taraftayız.”

Bence bu cümle İSO seçimlerinin yalnızca bugünü açısından değil, seçim sonrasındaki çalışma düzeni açısından da önemli.

Çünkü İstanbul sanayisi tek bir sektörden oluşmuyor. Farklı ölçeklerde, farklı sektörlerde, farklı ihracat pazarlarına çalışan binlerce işletmenin ortak bir çatı altında temsil edilmesi gerekiyor. Bu nedenle Dalgakıran’ın “Birlik” vurgusu, programının diğer başlıklarının da üzerinde duran bir çerçeve oluşturuyor.

Meclis, meslek komiteleri, sektör temsilcileri ve üyelerin karar alma mekanizmalarına daha fazla dahil edilmesini isteyen Dalgakıran, “Farklı görüşleri üretim ortak paydasında buluşturacağız” diyor.

Ve hemen arkasından önemli bir detay ekliyor: Her soruna bir sorumlu, her hedefe bir takvim ve her çalışmaya ölçülebilir bir çıktı koyacaklarını söylüyor.

SANAYİCİNİN GELECEĞİNİ “SANAYİ RADARI” İLE OKUMAK

Dalgakıran’ın programında beni en çok düşündüren başlıklardan biri ise “Sanayi Radarı”.

Dünyanın artık eskisi gibi beklemediğini söylüyor. Teknolojide, ticarette, enerjide ve üretim modellerinde yaşanan değişimler o kadar hızlı ki, birkaç yıl önce yapılan stratejik planların bugün yeniden yazılması gerekebiliyor.

Dalgakıran’ın önerisi ise İSO’nun dünyayı sürekli takip eden bir sanayi aklı oluşturması.

“Silikon Vadisi’nden Shenzhen’a, Seul’den Avrupa’ya kadar dünyada sanayiyi değiştiren gelişmeleri 7 gün 24 saat izleyecek ve sanayicimize taşıyacağız” diyor.

Burada amaç yalnızca teknoloji haberlerini takip etmek değil. Yeni üretim teknolojileri, rakip ülkelerdeki gelişmeler, ticaret politikaları, enerji maliyetleri, yeni pazarlar ve yatırım eğilimleri gibi sanayicinin gelecekteki kararlarını etkileyebilecek bütün başlıkların bir arada değerlendirilmesi.

Bir başka hedefi de Türkiye’nin sanayi kapasitesini ve makine parkını ortaya koyacak kapsamlı bir harita oluşturmak. Atıl kapasitenin nasıl değerlendirilebileceği ve ihtiyaç olmayan yeni kapasitenin oluşmasının nasıl engellenebileceği de bu çalışmanın parçası olacak.

ÇİN BASKISI VE REKABETİN YENİ KURALLARI

Küresel ticaretteki değişimden söz ederken Çin başlığına gelmemek mümkün değil.

Dalgakıran da bu konuyu özellikle vurguluyor. Ona göre Türkiye’nin yalnızca mevcut rekabet koşullarına uyum sağlaması yeterli değil; dünya ticaretindeki yeni korumacı eğilimlere hazırlıklı olması gerekiyor.

“Dünya ticaretinin kuralları hızla değişiyor. Çin baskısı ve yeni ticaret düzenine karşı politikalar üretmek zorundayız” diyor.

Bu nedenle Sanayi Benchmark ve Rekabetçilik Platformu oluşturulmasını öneriyor.

Buradaki yaklaşımın özünde sanayicinin yalnızca “ne kadar ürettiğinin” değil, dünyadaki rakipleriyle hangi koşullarda rekabet ettiğinin ölçülmesi var.

Kaliteli üretim, piyasa gözetimi, denetim, test laboratuvarları ve ticaret politikalarının sanayicinin rekabet gücü üzerindeki etkileri de programın önemli parçaları arasında.

YAPAY ZEKÂ: SUNUM KONUSU DEĞİL, FABRİKA MESELESİ

Yapay zekâ konusu açıldığında Dalgakıran’ın yaklaşımı oldukça net.

“Yapay zekâyı fabrikanın verimlilik aracına dönüştüreceğiz.”

Son dönemde yapay zekâ hakkında çok fazla konuşuluyor. Ancak sanayici açısından asıl soru, bu teknolojinin fabrikaya ne kazandırdığı.

Dalgakıran’ın yaklaşımı da tam olarak burada yoğunlaşıyor. Üretim planlamadan kalite kontrolüne, bakım süreçlerinden enerji yönetimine, tedarikten satışa kadar yapay zekânın doğrudan verimlilik sağlayabileceği alanlara odaklanılmasını istiyor.

Aynı şekilde yeşil dönüşümü de yalnızca bir maliyet kalemi veya zorunluluk olarak görmüyor. Enerji verimliliği, karbon yönetimi, temiz üretim ve yeşil finansmanın sanayi açısından yeni rekabet alanları oluşturabileceğini düşünüyor.

İnsan kaynağı konusu da bu dönüşümün dışında değil.

Mavi yakalıdan teknisyene, mühendisten veri uzmanına ve yöneticiye kadar sanayinin ihtiyaç duyduğu yeni yetkinliklerin eğitim sistemiyle yeniden buluşturulması gerektiğini söylüyor.

“JEOSTRATEJİK KONUMUMUZU SİPARİŞE DÖNÜŞTÜRMELİYİZ”

Sohbetin pazarlar bölümünde ise Türkiye’nin coğrafi konumu gündeme geliyor.

Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Kafkasya ve Orta Asya’nın kesişiminde bulunan Türkiye’nin bu avantajını yeterince ekonomik değere dönüştürüp dönüştüremediği sorusu önemli.

Dalgakıran burada da yalnızca ihracat rakamlarına bakmıyor.

“Jeostratejik konumumuzu siparişe ve yatırıma dönüştüreceğiz” diyor.

Türk sanayicisinin yalnızca Türkiye’den ihracat yapan bir üretici olarak kalmaması, gerektiğinde hedef pazarlarda yerinde üretim yapabilmesi, şirket satın alabilmesi ve küresel dağıtım ağlarına dahil olabilmesi gerektiğini savunuyor.

Markalaşma da bu nedenle programın önemli başlıklarından biri.

FİNANSMAN YOKSA ÜRETİMİN GELECEĞİ DE YOK

Sanayicinin bugün en çok konuştuğu başlıklardan biri finansman.

Dalgakıran da bunu programının merkezine yerleştiriyor ve İSO bünyesinde “Sanayi Finansmanı ve Turnaround Masası” oluşturmayı hedefliyor.

Burada amaç yalnızca Türkiye’deki finansman kaynaklarını sanayiciyle buluşturmak değil. Uluslararası bankalar, ihracat kredi kuruluşları, kalkınma finansmanı kurumları ve yatırım fonlarının da devreye alınması hedefleniyor.

“Sanayicimizi finansman konusunda yalnız bırakmayacağız” diyor Dalgakıran.

Bu noktada sohbetimizde şu konu özellikle öne çıkıyor: Sanayici için finansmana erişim artık yalnızca kredi bulmak anlamına gelmiyor. Doğru finansmanın, doğru yatırım için ve doğru zamanda bulunması gerekiyor.

Dolayısıyla finansman meselesi doğrudan rekabetçilik ve yatırım meselesine dönüşüyor.

ANKARA’DA SADECE KONUŞAN DEĞİL, TAKİP EDEN İSO

İSO’nun Ankara ile ilişkileri de Dalgakıran’ın programındaki önemli başlıklardan biri.

“Ankara’da sanayicinin sorununu sonuca kadar takip edeceğiz” diyor.

Bunun için “İSO Ankara Sanayi Destek ve Kamu İlişkileri” yapılanmasını oluşturmayı planlıyor.

Buradaki temel yaklaşım şu: Sanayicinin sorununu ilgili kuruma iletmek tek başına yeterli olmayacak. Konunun hangi aşamada olduğu, hangi kurumda beklediği ve nasıl sonuçlandırılacağı takip edilecek.

Dalgakıran’ın ifadesiyle İSO’nun kamu tarafındaki rolü, yalnızca sorunları aktaran değil, çözüm için proje ve politika önerileri geliştiren bir yapıya dönüşmeli.

Üretimin ve yatırımın ekonomi gündeminin merkezinde daha güçlü biçimde yer almasını da bu yaklaşımın bir parçası olarak görüyor.

İSO’NUN “ORTAK EV” OLMA İDDİASI

Dalgakıran’ın programında “Güç” başlığı da dikkat çekici.

İSO’nun yalnızca üyelerinin sorunlarını takip eden bir oda değil, Türkiye sanayisinin farklı kesimlerini aynı masa etrafında buluşturan daha geniş bir platform olmasını istiyor.

Federasyonlar, konfederasyonlar, sektörel dernekler ve düşünce kuruluşlarıyla daha güçlü bir iletişim kurulmasını ve “Yüksek İstişare Konseyi” oluşturulmasını planlıyor.

Burada eski sanayicilerin tecrübesiyle yeni neslin dinamizmini bir araya getirme fikri öne çıkıyor.

“İSO, Türk sanayisinin ortak evi olacak” diyor.

Bu cümleyi özellikle not ediyorum.

Çünkü Türkiye sanayisinin en büyük ihtiyaçlarından birinin yalnızca yeni teknoloji veya yeni finansman değil, farklı kuşakların ve farklı sektörlerin birikimini aynı masada buluşturabilecek ortak akıl mekanizmaları olduğu da açık.

ASIL SINAV SEÇİMDEN SONRA

Dalgakıran’ın adaylık programı bu soruların tamamına kendi yaklaşımı üzerinden cevap vermeye çalışıyor. Programın ortak paydası ise oldukça net: İSO’nun ölçülebilir sonuç üreten, dünyayı önceden okuyan ve sanayiciyle daha yakın çalışan bir yapıya dönüşmesi.

Dalgakıran’ın son cümlelerinden biri ise aslında bütün sohbetin özetiydi:

“İSO’nun gerçek gücü binasında ya da makamlarında değil; sanayicisinin tecrübesinde, üretme iradesinde ve ortak aklındadır.”

 

 

Adnan Dalgakıran: İSO, Türk sanayisinin ortak evi olacak
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!