TÜROB Başkanı Müberra Eresin, jeopolitik gelişmelerin turizm sektörünü doğrudan etkilediğini belirterek, sektörün rekabet gücünün korunması için konaklama vergisinin uluslararası örneklerde olduğu gibi maktu hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Türk turizm sektörü, küresel ekonomik dalgalanmalar, bölgesel gerilimler ve artan maliyet baskılarına rağmen büyüme hedeflerinden vazgeçmiyor. Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, sektörün mevcut görünümünü, yıl sonu beklentilerini, yatırım gündemini ve kamu desteklerine yönelik taleplerini değerlendirdi. Destek mekanizmalarının sektörün sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıdığına dikkat çeken Eresin ile sektörün durumunu ve beklentilerini konuştuk.
“HAZİRAN AYINDAN İTİBAREN TOPARLANMA BEKLİYORUZ”
2026 yılının ilk aylarında turizm sektörünün performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
2026 yıl sonu hedeflerimiz ve beklentilerimizde şu aşamada bir değişiklik yapmadık. Ancak uluslararası gelişmeler sektörün genel görünümü üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yabancı ziyaretçi sayısında Nisan ayında yüzde 9,4, Ocak-Nisan döneminde ise yüzde 2 oranında düşüş yaşandı. Bu tablo, küresel gelişmeler doğrultusunda öngördüğümüz çerçevede gerçekleşti. Haziran ayı itibarıyla ise turizmde yeniden yukarı yönlü bir ivme bekliyoruz.
Orta Doğu’daki gelişmeler Türk turizmini nasıl etkiliyor?
Körfez bölgesi ve İran, Türk turizmi açısından önemli kaynak pazarlar arasında yer alıyor. Bölgede yaşanan jeopolitik gerilimler nedeniyle bu pazarlarda doğal olarak bir “bekle-gör” yaklaşımı oluştuğunu gözlemliyoruz. Ancak sektör olarak pazar çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özellikle Balkanlar, Uzak Doğu’da Çin ve Japonya ile Orta Avrupa pazarlarından gelen talepte artış görüyoruz. Bu bölgelerin, Orta Doğu kaynaklı olası kayıpları dengeleyecek önemli bir potansiyel taşıdığına inanıyoruz.
Jeopolitik gerilimlerin sektöre etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Turizm doğası gereği bir barış sektörüdür. Dünyada yaşanan savaşlar ve gerilimler seyahat kararlarında temkinli davranılmasına neden oluyor. En büyük temennimiz, yakın coğrafyamızdaki çatışmaların sona ermesi ve bölgemizde kalıcı barış ortamının güçlenmesidir. Bu yalnızca turizm için değil; ekonomik ve sosyal istikrar açısından da büyük önem taşıyor.
“YIL SONU HEDEFLERİMİZE ULAŞACAĞIMIZA İNANIYORUZ”
Yılın geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler?
Kısa vadeli dalgalanmalar yaşanması mümkün olmakla birlikte, sektör olarak yıl sonu hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyoruz. Türk turizmi geçmişte yaşanan benzer krizlerde hızlı toparlanma refleksi göstermiş, dayanıklılığını ve adaptasyon kabiliyetini birçok kez kanıtlamıştır.
Orta Doğu ve Körfez bölgesindeki gerilimlerin İran, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri pazarlarında etkisini bir süre daha sürdürebileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık Irak, Mısır ve Tunus gibi pazarlarda daha istikrarlı bir görünüm bekliyoruz. Avrupa, Balkanlar ve Uzak Doğu pazarlarından gelen talep de sektör açısından dengeleyici bir unsur olacaktır.
“KAMU DESTEKLERİ KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR”
Bu süreçte sektörün hangi desteklere ihtiyacı var?
Bölgede barış ve istikrar ortamının yeniden güçlenmesiyle turizm hareketliliğinin de ivme kazanacağına inanıyoruz. Ancak bu geçiş döneminde kamu tarafından sağlanacak destekler büyük önem taşıyor. Özellikle KDV indirimi, SGK teşvikleri ve finansman destekleri sektörün bu dönemi daha kontrollü atlatmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Otel doluluklarında nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Doluluklar bölgesel gelişmeler ve küresel belirsizliklerle paralel olarak dönem dönem inişli çıkışlı seyrediyor. Bu görünümün yıl boyunca devam etmesini bekliyoruz. Yüksek sezonda ise ana pazarlardaki hareketlilikle birlikte doluluk oranlarında toparlanma öngörüyoruz.
Ancak bizim için yalnızca doluluk oranları değil; sürdürülebilir gelir yapısının korunması da büyük önem taşıyor. Artan operasyon maliyetleri ve fiyat baskısı nedeniyle gelir tarafında beklenen istikrar henüz tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Turizm sektörünün sağlıklı büyüyebilmesi için yüksek doluluk kadar dengeli fiyatlama, etkin gelir yönetimi ve sürdürülebilir kârlılık da gerekiyor.
Turizm yatırımlarında mevcut görünümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pandemi sonrası dönem ve özellikle 2025 yılı sektör açısından kârlılık bakımından oldukça zorlu geçti. Yüksek enflasyon, hızla artan operasyon maliyetleri ve döviz kurlarının yatay seyri oteller üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Benzer ekonomik koşulların etkilerini 2026 yılında da hissediyoruz. Buna rağmen sektör yatırımlarını tamamen durdurmuyor. Daha seçici, verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir yatırım yaklaşımı benimsiyoruz.
“YENİ OTELLERDEN ÇOK YENİLEME YATIRIMLARI DESTEKLENMELİ”
Sektör adına hangi teşviklerin öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz?
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yeni otel yatırımlarından çok mevcut tesislerin yenilenmesi ve renovasyonuna yönelik teşviklerin artırılmasını son derece önemli buluyoruz. Özellikle sürdürülebilirlik, enerji verimliliği, dijitalleşme ve deprem güvenliği odaklı dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi sektörümüz için büyük katkı sağlayacaktır. Bunun yanında işletme sermayesi ihtiyacını karşılayacak KGF benzeri finansman mekanizmalarının hızla devreye alınması gerektiğine inanıyoruz. Finansmana erişimin kolaylaştırılması hem yatırımların sürdürülebilirliği hem de istihdamın korunması açısından büyük önem taşıyor.
“NİTELİKLİ İŞ GÜCÜNÜ KORUMAK ZORUNDAYIZ”
İnsan kaynağı konusunda sektörün en önemli gündemi nedir?
Turizm, deneyimli ve nitelikli iş gücüne dayanan bir sektör. Artan maliyet baskıları nedeniyle çalışanların farklı sektörlere yönelmesi uzun vadede hizmet kalitesi açısından önemli riskler yaratabilir. Bu nedenle SGK prim destekleri gibi uygulamaların hayata geçirilmesi, yetişmiş insan kaynağının korunması açısından büyük önem taşıyor. İnsan kaynağının sürdürülebilirliği, turizmin sürdürülebilir büyümesinin de temel unsurlarından biridir.
Konaklama vergisi düşürülürken başka hangi adımların atılmasını bekliyorsunuz?
Konaklama vergisinin yüzde 2’den yüzde 1’e indirilmesini sektörümüz adına son derece olumlu ve memnuniyet verici bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Bu düzenlemenin, maliyet baskısının yoğun hissedildiği mevcut dönemde işletmelerimize nefes aldıracağına inanıyoruz.
Bununla birlikte önümüzdeki döneme ilişkin en önemli beklentilerimizden biri, konaklama vergisinin uluslararası örneklerde olduğu gibi maktu bir yapıya kavuşturulması ve doğrudan konaklayan misafir tarafından ödenebilmesinin sağlanmasıdır. Böyle bir model hem daha şeffaf ve sürdürülebilir bir sistem oluşturacak hem de işletmeler üzerindeki operasyonel ve mali yükü azaltacaktır.
Son olarak sektör adına vermek istediğiniz mesajı paylaşır mısınız?
Türk turizmi bugüne kadar birçok kriz dönemini dayanıklılığıyla aşmayı başardı. Üst üste gelen küresel ve bölgesel krizler sektörü zorlamış olsa da Türkiye turizminin uzun vadeli potansiyeline olan inancımızı koruyoruz. Kamu ve özel sektör iş birliğiyle sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir büyümesini destekleyecek her türlü yapıcı düzenlemenin destekçisi olmaya devam edeceğiz.



