Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Türkiye ekonomisinin bel kemiğini aile şirketleri oluşturur. Ancak üçüncü kuşağa gelindiğinde asıl sınav başlar: Ya mevcut düzen korunur ve zamanla hantallaşılır ya da cesur bir dönüşümle yeni bir hikâye yazılır. Geçtiğimiz günlerde Tekbaş Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Ege Baş ile yaptığım uzun ve samimi sohbet, ikinci yolu seçen bir yapının zihinsel arka planını anlamamı sağladı.
1952 yılında Adana’da kurulan Tekbaş Grup’un hikâyesi tarımla başlıyor. 1989’da otomotive adım atılıyor. Ardından inşaat, gayrimenkul ve bugün teknoloji. Yetmiş yılı aşan bu yolculukta sektör çeşitliliği kadar dikkat çekici olan şey, her kuşağın iş modelini yeniden tanımlama cesareti. Ege Baş daha sohbetin başında bunu net bir şekilde ifade etti: “Bizim avantajımız sadece köklü olmak değil, dönüşmeyi öğrenmiş olmak. Her dönemde işimizi yeniden tarif ettik.” Bu cümle aslında grubun DNA’sını anlatıyor.
Bugün Tekbaş Grup, Honda, Mitsubishi Motors, Chery, Jaecoo ve Isuzu gibi güçlü markaların yetkili bayiliğini yürütüyor. Satıştan satış sonrasına, stok yönetiminden müşteri deneyimine kadar otomotiv perakendesinin tüm dinamiklerine hâkim bir yapıdan söz ediyoruz. İşte tam da bu saha deneyimi, grubun teknoloji hamlesinin temelini oluşturuyor. Çünkü ikinci el araç ticaretindeki karmaşayı, finans takibindeki zorlukları, ekspertiz süreçlerindeki güven problemlerini dışarıdan gözlemlemediler; bizzat yaşadılar.
Ege Baş bu noktada önemli bir vurgu yapıyor: “Teknolojiye yatırım yapma kararımız masa başında alınmadı. Sorunu kendi içimizde gördük ve çözümü içeriden üretmeye karar verdik.” Tekbaş Teknoloji çatısı altında geliştirilen dijital altyapı, ikinci el araç ticaretini uçtan uca yönetmeyi hedefliyor. Stok yönetimi, finans ve ödeme takibi, raporlama, ekspertiz entegrasyonu ve online ihale süreçlerinin tek bir sistem içinde toplanması, sektördeki parçalı yapıya karşı bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Bugün Türkiye genelinde yaklaşık 1.200 aktif kullanıcıya ulaşmış olmaları, bu modelin karşılık bulduğunu gösteriyor.
Türkiye’de yılda yaklaşık 8,5 milyon ikinci el araç satışı gerçekleşiyor. Bu hacim, ülkemizi Avrupa’nın en büyük ikinci el pazarlarından biri konumuna getiriyor. Ancak dijital satış oranı hâlâ gelişimin başında. İşte fırsat tam da burada. Geleneksel ticaret alışkanlıkları ile dijital güven mekanizmalarının kesiştiği noktada büyük bir dönüşüm potansiyeli var. Ege Baş’ın bu konudaki yaklaşımı net: “Bu pazarın teknolojiyle dönüşeceğine inanıyoruz. Online araç ticareti bugün emekleme aşamasında ama önümüzdeki yıllarda ciddi bir büyüme göreceğiz.” Ona göre mesele sadece platform kurmak değil; güveni dijital ortamda inşa edebilmek.
Jet İhale modeli bu güven mimarisinin önemli bir ayağını oluşturuyor. Araç sahipleri araçlarını online açık artırmayla galericilere ve bayilere sunabiliyor, süreci cep telefonlarından anlık takip edebiliyor. Şeffaf rekabet ortamı hem satıcı hem alıcı açısından daha sağlıklı bir fiyat oluşumuna zemin hazırlıyor. Şirketin gerektiğinde doğrudan alım yapabilmesi de sisteme likidite kazandırıyor. Bu model, klasik ikinci el ticaretindeki belirsizlikleri azaltmayı hedefliyor.
Teknoloji tarafında en büyük yatırımın insan kaynağına yapıldığını özellikle vurgulamak gerekiyor. Türkiye’de nitelikli yazılımcı maliyetlerinin ciddi seviyelere ulaştığı bir dönemde, operasyon ve satış ekipleri dahil yaklaşık 15 kişilik bir kadro oluşturulmuş. Ancak burada önemli olan sayı değil, sürdürülebilirlik. Ege Baş bunu şöyle ifade ediyor: “Yazılım bir kez yapılacak bir iş değil. Sürekli gelişmesi gerekiyor. Bu yüzden doğru ekibi kurmak en kritik yatırım.” Türkiye’de pek çok şirket yazılım yaptırıyor ancak ürünü yaşatamıyor. Çünkü mesele kod değil, organizasyonel disiplin.
Grubun faaliyet alanı yalnızca otomotiv ve teknolojiyle sınırlı değil. Gayrimenkul tarafında Tekbaş İnşaat ile Adana’da toplam 550 dairelik projeler hayata geçirilmiş. Ancak yeni dönemde aktif inşaat yerine arsa yatırımlarına odaklanma kararı alınmış. Bu da sermayeyi daha esnek ve stratejik kullanma yaklaşımının bir göstergesi. Öte yandan Rokfor markası altında elektrikli bisiklet ve outdoor ekipman üretimi yapılıyor. İngiltere’de şirketleşmiş olmaları ve yaklaşık 30 bayiye ulaşmaları, uluslararası vizyonun yalnızca söylemde kalmadığını gösteriyor. 2027 hedefleri arasında elektrikli bisiklet ile otomobil arasında konumlanan yeni bir mikro mobilite aracı geliştirmek var. Şehir içi ulaşımın dönüşümüne paralel bir strateji izleniyor.
Sohbetimizin en dikkat çekici başlıklarından biri ise kitlesel fonlama yoluyla halka arz planıydı. SPK lisanslı bir fon şirketi aracılığıyla 7 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım hedefleniyor. Ancak burada asıl amaç yalnızca finansman değil. Ege Baş bu konuyu özellikle vurguluyor: “Halka açık bir yapının getirdiği denetim ve raporlama disiplini bizi güçlendirecek. Şeffaflık uzun vadede şirketi büyütür.” Türkiye’de aile şirketlerinin en zayıf halkası çoğu zaman kurumsallaşma oluyor. Tekbaş tarafında ise aile anayasası ve sistematik yönetim anlayışı ön planda. “Hedefimiz şirketlerimizi bireylere bağlı yapılardan çıkarıp sürdürülebilir kurumsal yapılara dönüştürmek” sözleri, üçüncü kuşağın bakış açısını net biçimde ortaya koyuyor.
Uzun vadeli hedefleri de oldukça iddialı. Türkiye’de 150 şubeye ulaşmak ve ardından Arap ülkeleri ile Avrupa’ya açılmak planlanıyor. Daha ileri aşamada Asya pazarı da gündemde. Bu hedefler kulağa büyük gelebilir; ancak otomotiv sahasındaki operasyonel deneyim ile teknoloji altyapısının birleşimi doğru yönetilirse ölçeklenebilir bir model ortaya çıkabilir.
Bu sohbetten benim çıkardığım sonuç şu: Türkiye’de köklü şirketlerin asıl rekabeti pazarda değil, zihniyette yaşanıyor. Gelenek ile teknoloji arasında bir tercih yapmak zorunda değilsiniz. Doğru vizyonla ikisini bir araya getirmek mümkün. Tekbaş’ın hikâyesi henüz tamamlanmış değil. Ancak dönüşüm iradesi net. Ve belki de en önemlisi, geçmişle gurur duyarken geleceği inşa etme kararlılığı. Ege Baş’ın sohbetin sonunda söylediği cümle yazının en güçlü notuydu: “Geçmişimiz bize güç veriyor ama bizi geleceğe taşıyacak olan şey cesaretimiz.”




