Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Geçtiğimiz günlerde Beşiktaş’ın düzenlediği sponsorluk lansmanında sadece bir imza töreni izlemedik. Aslında Türk sporunun, iş dünyasının ve Anadolu’dan çıkan girişim ruhunun nasıl kesiştiğine tanıklık ettik. Karaarslan İnşaat’ın Beşiktaş Futbol A Takımı’nın forma sırt sponsoru olması kağıt üzerinde sıradan bir ticari anlaşma gibi görünebilir. Ama işin içine Karaarslan İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Karaarslan’ın anlattıkları girince mesele bambaşka bir yere taşınıyor.
Karaarslan Şirketler Grubu’nun temeli 1998’de tarım alanında atıldı. Gübre ticaretiyle başlayan yapı daha sonra hububat ve enerjiye yöneldi. Ancak asıl sıçrama 2003 sonrası gayrimenkul alanına geçişle gerçekleşti.
Dört kuşak Beşiktaşlı
Karaarslan ailesi dört kuşaktır Beşiktaşlı. Tribün kültüründen gelen bir bağın, kurumsal dünyaya taşınmış hali bu. Futbol kulüpleri için sponsor çoktur ama kulübün ruhunu gerçekten anlayan sponsor nadirdir. Karaarslan’ın vurguladığı şey tam da buydu: Beşiktaş’ın çizgisi ile kendi iş anlayışlarının paralel olduğu.
Üstelik görüşmeler başladıktan sonra takımın üst üste gelen galibiyetleri bile salonda bir tebessüm yarattı. Karaarslan bunu “enerji verdik” diye yorumladı. Elbette işin içinde metafor var ama futbolun psikolojisi de tam olarak böyle bir şey zaten.
Karaarslan’ın daha ilk sözleri, bu iş birliğinin tonunu belirledi: “Biz Beşiktaş’a reklam vermedik, Beşiktaş’la değer ortaklığı kurduk.”
Gerçekten de onun yaklaşımı sponsorluk dilinden çok bir aidiyet ve felsefe diliydi. Dört kuşaktır Beşiktaşlı bir aileden söz ediyoruz. Tribünden gelen bir bağlılık, bugün forma sırtına taşınmış durumda. Karaarslan bunu şu sözlerle tarif etti: “Bu bizim için ticari bir anlaşmadan önce gönül meselesi. Ama gönülle yapılan işin de ticari karşılığı olmak zorunda.”
İşte bu denge önemli. Çünkü Türkiye’de kulüpler çoğu zaman duygusal sponsorlarla çalışır ama sürdürülebilirlik olmaz. Karaarslan ise hem duygusal hem rasyonel bir model kurmaya çalışıyor.
Görüşmelerin ardından takımın yakaladığı seri galibiyetler sorulduğunda tebessüm ederek şunu söyledi: “Biz başladık, Beşiktaş kazanmaya başladı. Demek ki enerjimiz tuttu.”
Elbette bu bir espri ama iş dünyasında moralin ve algının bile yatırım değeri taşıdığını bilen biri konuşuyordu.
Diyarbakır’dan İstanbul’a uzanan bir yatırım zihniyeti
Vahit Karaarslan’ın hikâyesi sıradan bir müteahhit portresi değil. Kendisi bunu çok net anlatıyor: “Biz inşaata para kazanmak için değil, sınırsız bir alana girmek için girdik.”
Tarım ve gübre ticaretiyle başlayan yolculukta pazarın sınırlarına çarpınca yönünü gayrimenkule çevirmiş. Çünkü onun ifadesiyle: “Bir şehrin ne kadar gübre tüketeceği bellidir ama toprağın değeri hiçbir zaman bitmez.”
Devlet ihaleleriyle başlayan arsa yatırımları, zamanla konut ve villa projelerine dönüşüyor. Bugün 14 şehirde yatırımı olan bir yapıdan söz ediyoruz ama ağırlık İstanbul ve Antalya’da.
İstanbul’daki Büyükçekmece projesi ise adeta grubun vitrin işi. Deniz ve göl manzarasına hâkim geniş bir arazi üzerinde yükselen ultra lüks villalar için Karaarslan’ın kullandığı ifade oldukça iddialı: “Biz orada ev yapmıyoruz, Türkiye’nin en iyi villa yaşamını kuruyoruz.”
Projede etap mantığı yok; temeller toplu atılmış. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Biz hızla üretiriz. Etap etap yaparsan zaman kaybedersin, maliyet büyür.”
Her biri geniş parseller üzerine kurulan villalar için de şunu söylüyor: “Bu proje yatırım değil, prestij işidir.”
Yabancıya satışta sert gerçekler
Antalya’da geçmişte birçok ülkeye satış yapmış bir grubun bugün yabancıya satışta yaşadığı düşüş önemli bir veri. Karaarslan bunu açık açık eleştiriyor: “Yabancı yatırımcıyı zorlaştırırsanız sadece sektörü değil ülkeye giren dövizi de kesersiniz.”
İkamet için getirilen yüksek bedel şartının satışları dramatik biçimde düşürdüğünü vurguluyor ve şu cümleyle özetliyor: “Vatandaşlık ayrı, ikamet ayrı. Yatırımcıya kapıyı kapatmak doğru değil.”
Bu aslında sadece kendi şirketinin değil tüm gayrimenkul sektörünün ortak şikâyeti.
Yeni hedef: Beton değil lojistik
Karaarslan artık sadece konut üretmek istemediğini de açıkça ifade ediyor: “Türkiye’nin geleceği lojistikte. Biz yönümüzü oraya çeviriyoruz.”
Depolama alanları, transfer merkezleri ve ticari lojistik yatırımların grubun radarında olduğunu söylüyor. Çünkü ona göre Türkiye artık sadece konut değil, ticari altyapı üretmek zorunda.
Neden Kısa Süreli Sponsorluk?
Altı aylık sponsorluk süresi sorulduğunda verdiği cevap oldukça gerçekçi: “Biz kulübün geleceğini ipotek altına almak istemeyiz, onlar da bizi bağlamak istemez. Önce birbirimizi tanıyalım.”
Bu yaklaşım Türkiye’de nadir görülen bir kurumsal olgunluk örneği.
Ve belki de en net cümlesi şuydu: “Beşiktaş’a sırt verdik ama biz de Beşiktaş’ın sırtına yaslanmıyoruz; karşılıklı güç alıyoruz.”




