Umut Çelik / Business World Global Yazı İşleri Müdürü
Bazı projeler vardır; yalnızca yatırım rakamlarıyla değil, taşıdığı anlamla dikkat çeker. İstanbul Holding’in Konya Tuzlukçu’da hayata geçireceği jeotermal ısıtmalı teknolojik sera yatırımı da tam olarak böyle bir hikâye anlatıyor. Toprağa dönmenin, üretimi yeniden merkeze almanın, geleceğe umutla bakmanın hikâyesi…
İstanbul Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kalsın ile yaptığımız sohbette, tarımın bugün neden yeniden stratejik bir alan haline geldiğini konuştuk. Onun anlattıkları, meselenin yalnızca üretim olmadığını; iklim krizinden gıda güvenliğine, sosyal etkiden enerji verimliliğine uzanan çok daha büyük bir resme işaret ediyordu.
Pandemiden yükselen bir birliktelik
Kalsın, İstanbul Holding’in ortaya çıkış sürecini anlatırken önce pandemi günlerine gidiyoruz. O belirsiz, ürkek ve kırılgan dönemde, 100 iş insanı bir araya gelip bugün 250’nin üzerinde şirket ve 15 bini aşkın çalışanla büyüyen bir yapıyı oluşturuyor.
Ve o günleri şöyle özetliyor:
“Biz bu yapıyı sadece para kazanmak için değil, geleceğe umut olmak için kurduk. Dayanışmanın, ortak aklın ve uzun vadeli düşünmenin kıymetini pandemide çok net gördük.”
Bu yaklaşımın izleri, bugün tarıma yapılan yatırımlarda da belirgin şekilde hissediliyor.
Konya Ovası’nda kök salacak bir proje
Şimdi İstanbul Holding’in gözleri Konya’nın Tuzlukçu Ovası’nda. Burada 1 milyon metrekarelik alanda modern, jeotermal ısıtmalı seralar kurulacak. İlk etap 50 bin metrekare ve 8 milyon dolar yatırım ile başlıyor. Uzun vadeli hedef? 500 milyon dolarlık bir büyüklük.
Ama Kalsın’ın en çok altını çizdiği şey rakamlar değil:
“Biz bu projeye sadece bir yatırım olarak bakmıyoruz. Bu, tarımı stratejik bir alan olarak yeniden ele alma projesi. Gıda, enerji ve sürdürülebilirlik artık aynı denklem içinde.”
O denklemin merkezinde ise toprak, emek ve üretim var.
Jeotermalin sıcaklığında 12 ay hasat
Proje, jeotermal enerjiyle ısıtılan modern seralara dayanıyor. Yani yılın 12 ayı üretim mümkün. İlk aşamada domates üretilecek ve beş yıl boyunca ** yıllık 2,5 milyon kilogramlık üretim hedefleniyor.**
Kalsın, bu üretim modelini anlatırken gözleri parlıyor:
“Türkiye’nin dört bir yanında verimli topraklar var ama biz onları iklim ve enerji risklerinden koruyabilirsek gerçek potansiyel ortaya çıkar. Jeotermal, bunun en temiz ve en verimli yolu.”
Sözlerinin devamı daha da dikkat çekici:
“Biz doğayla kavga eden bir tarım istemiyoruz. Doğayla uyumlu, enerjisini temiz kaynaklardan alan ve ürünü güvenle sofraya taşıyan bir model kurmak istiyoruz.”
Tarımdan sadece ürün değil, değer üretmek
Bu projede amaç sadece domates yetiştirmek değil; bilgi, teknoloji ve sosyal etkiyi bir araya getirmek.
Kalsın bunun altını özellikle çiziyor:
“Tarıma değer katmazsak üretici ayakta kalamaz. Biz üreticinin emeğini güçlendiren, riskini azaltan ve geleceğini garanti altına alan bir yapı kurma derdindeyiz.”
Ve ekliyor:
“Bugün tarım sadece tarlada yapılan bir iş değil. Enerjiyle, lojistikle, teknolojiyle iç içe. Biz bu zincirin tamamını güçlendirmek istiyoruz.”
Kadın emeğinin izi olacak
Sera projelerinde kadın istihdamının çok yüksek olduğunu biliyoruz. Bu proje de bir istihdam hamlesi olmanın ötesine geçip, kadın emeğinin değer gördüğü bir üretim alanı yaratmayı hedefliyor.
Kalsın bu konuyu ayrı bir hassasiyetle anlatıyor:
“Kadınların ekonomiye katılması bir tercih değil, toplumsal bir gereklilik. Bu projede kadın istihdamını özellikle teşvik edeceğiz. Çünkü kadın emeği olduğu yerde disiplin, düzen ve üretimde kalite artıyor.”
Ve belki de en sıcak cümlesi şu:
“Biz bu seralarda sadece ürün yetiştirmeyeceğiz; insanların hayatını birlikte büyüteceğiz.”
İklim krizine karşı sessiz bir yanıt
İklim krizi, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik artık birbirinden ayrı düşünülemez hale geldi. Tam da bu noktada Kalsın’ın sözleri önemli:
“Geleceğin en stratejik konusu gıda olacak. Biz bu projeyle hem ülkemizin gıda güvencesine katkı sağlamak hem de çevreye duyarlı bir üretim modeli göstermek istiyoruz.”
Bu cümle, aslında projenin ruhunu özetliyor.
Topraktan sofraya uzanan sıcak bir hikâye
Konya Ovası’nda sabahın erken saatlerinde seraya giren bir çalışanın yüzündeki ifadeyi, dalında büyüyen domatesin kokusunu, ürünlerin sofralara uzanan yolculuğunu düşünün…
Sessiz ama derin bir dönüşüm başlıyor.
Ve Murat Kalsın’ın final sözleri, bu hikâyeyi güzelce tamamlıyor:
“Biz her yatırımın bir iz bırakmasını istiyoruz. Toprağa yapılan yatırım ise sadece iz bırakmaz; kök salar.”




