Umut Çelik / umut@businessworldglobal.com
Arabica Coffee House, yalnızca mağaza sayısıyla değil; üretim tesisleri, teknoloji yatırımları, şeffaf iş modeli ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla da dikkat çekiyor.
Arabica Coffee House CEO’su ve Kurucusu Av. Sertaç Yalçın, Arabica’yı “bir ömürlük proje” olarak tanımlıyor ve “Ben olmasam da sistem adaletli şekilde çalışmaya devam etmeli” diyor. Üretimden franchising yapısına, global hedeflerden toplumsal vizyona kadar merak edilen her şeyi konuştuk.
Arabica Coffee House bugün Türkiye’nin en hızlı büyüyen kahve markalarından biri. Bu vizyonun temeli nedir?
Aslında Arabica’yı kurarken tek bir hedefim vardı: Kısa vadeli başarılar yerine, nesiller boyunca ayakta kalabilecek bir marka oluşturmak. Ülkemizde şirketlerin önemli bir kısmı ikinci kuşağa devredilemeden kapanıyor ya da el değiştiriyor. Bunun temel sebebi kurumsal yapının tam anlamıyla oturmaması, sürdürülebilirlik kavramının iş modellerine düzgün yerleştirilmemesi. Ben bunun tam tersini yapmak istedim. Arabica’yı sadece bugünün değil, 50 yıl sonrasının bile dünyasında var olabilecek bir marka olarak tasarladım. Bu nedenle sağlam bir sistem kurmak için hem finansal hem operasyonel anlamda tamamen şeffaf bir yapı inşa ettik.
Bunun yanında Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, topluma fayda sağlamayı önceleyen bir kültür oluşturmak da önceliğimdi. Yalnızca ticari kazanç üzerine kurulu bir büyüme yerine, ileride gelirlerinin bir kısmını tamamen toplumsal projelere aktaracak bir vakıf kurma hedefi taşıyorum. Kısacası Arabica benim için bir ticari marka değil; değeri, kalıcılığı ve toplumsal faydayı aynı anda hedefleyen bir ömürlük projedir. Ben hayatta olmasam bile bu çarkın adaletli, etik ve sürdürülebilir şekilde dönmesini istiyorum.
Şu anda kaç şubeniz var? Büyüme hızınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün itibarıyla Türkiye’nin 7 bölgesinde ve 68 şehrinde toplamda yaklaşık 208 aktif şubeye ulaştık. Ancak Arabica’nın ekosistemi bu sayıdan ibaret değil. Franchise, kiosk, mini mağaza ve üretim noktaları dahil edildiğinde toplamda 600’ün üzerinde operasyonu yöneten dev bir yapıdan söz ediyoruz. Yurt dışında da büyüyoruz. Irak, Kazakistan, Ukrayna ve Kıbrıs’ta şubelerimiz var ve dünyanın farklı bölgelerinden—özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Asya’dan—20’den fazla master franchise talebi alıyoruz. Şu anda değerlendirme sürecinde olan pek çok ülke var. Hızlı büyüyen ama altyapısını aynı hızda güçlendiren bir markayız.

Franchise sisteminiz, sektördeki birçok markadan farklı işliyor. Bunu biraz açar mısınız?
Bizim franchising anlayışımız yalnızca isim hakkı satmaktan çok uzak. Arabica’da yatırımcıyı kaderine terk eden bir sistem yok. Yatırım yapan biri, tek başına bir dükkan değil, dev bir organizasyonun profesyonel operasyonunun içine dahil oluyor. Yani işin başında yalnızca “markayı kullanma hakkı” değil; personel seçiminden maaş bordrolarına, prim düzeninden kasa yönetimine, KVKK ve 5651 uyumluluk süreçlerinden yapay zekâ destekli iş kontrol mekanizmalarına kadar her şey merkez tarafından yönetiliyor ya da yönlendiriliyor.
Bunun yanında tüm gıda ürünleri, kahve, temizlik malzemeleri ve ekipmanlar merkezden tedarik ediliyor. Bu hem kalite standardını koruyor hem de yatırımcının stok yönetiminde hata yapmasını engelliyor. Her biri kendi alanında uzman olan 150’nin üzerinde profesyonel çalışanımız var. Bu ekip, denetimden eğitime, Ar-Ge’den yazılıma kadar tüm süreçleri yönetiyor. Benim için franchise, “gel ismini al, gerisini sen düşün” demek değil. Yatırımcının başarısı, markanın başarısıdır. Bu nedenle tüm yükü birlikte taşıyoruz.
Üretim tesislerinizden sıkça bahsediyorsunuz. Arabica’nın kendi üretim altyapısını kurmasının nedeni neydi?
Bugün Arabica’nın büyümesinin altında aslında bu üretim altyapısı yatıyor. Çünkü dışarıya bağımlı bir marka her zaman maliyet ve kalite dalgalanmalarına açık olur. Biz bu riski ortadan kaldırmak için tüm zinciri mümkün olduğunca kendi kontrolümüze aldık. Ahşap ve metal üretim tesislerimizde mağaza konseptlerinin mobilyalarından ekipmanlarına kadar her şeyi kendimiz üretiyoruz. Böylece hem maliyeti kontrol edebiliyoruz hem de tüm mağazalarda standart bir tasarım dili yakalıyoruz.
Kahve tarafında ise ham çekirdeği doğrudan çiftçiden alıyoruz. Kavurma, dinlendirme ve paketleme süreçleri tamamen kendi fabrikamızda yürütülüyor. Ayrıca tatlı, kruvasan, sandviç ve çikolata üretimi için ayrı bir tesisimiz var. Bu tesis hem mağazaların taze ürün ihtiyacını karşılıyor hem de ileride market raflarında yer alacak paketli ürünler için büyük bir avantaj sağlıyor. Şurup ve sos üretim tesisimizde ise glikoz kullanmadan, tamamen pancar şekeriyle ürün geliştiriyoruz. Bu üretim zincirine bir de sürdürülebilirlik amacı taşıyan kahve posasından organik şömine peleti üretim projesi ekledik. Yani Arabica bugün hem bir kahve markası hem de büyük bir üretim ekosistemi.
Pandemi birçok markayı küçültürken siz büyüdünüz. Nasıl bir strateji izlediniz?
Pandemi döneminde insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey güven ve istikrardı. Ben bu dönemde tüm yatırımcılarıma yalnızca bir şey söyledim: “Önce çalışan maaşları, sonra kiralar ödenecek. Eğer para kalırsa franchise bedelini gönderirsiniz.” Bu yaklaşım yatırımcıda büyük bir güven oluşturdu. Çünkü hiçbirimizin kazancından daha önemli olan şey insanların hayatlarına dokunabilmekti.
Bu dönemde 17 yeni şube açtım çünkü kriz zamanları aslında güçlü markaların fırsat dönemidir. Piyasada boşluk oluşur ve markayı ileri taşıma şansı doğar. Pandemi sonrası maliyetlerin %44’e çıkmasıyla birlikte ise birçok markanın aksine yatırımcının yükünü hafifletmek için kendi kârımdan feragat ederek oranları %25–28 bandına indirdim. Çünkü doğru sistemde yatırımcı 3 yıl içinde yatırımını geri almalı. Benim için bu ticari bir tercih değil; ahlaki bir duruş.
Global markalarla rekabet ederken nelerle karşılaşıyorsunuz?
Global zincirlerin en büyük avantajı finansal destek. Ucuz krediler, devlet destekli fonlar, global lojistik güç… Bizim bu tür desteklerimiz yok. Ama bu bizi yıldırmıyor. Çünkü biz tamamen Türkiye’de doğmuş, vergisini burada ödeyen, istihdamını burada sağlayan bir markayız. Bu ülkeye ait bir marka olarak global devlerle yarışmak zor, ancak imkânsız değil. En büyük avantajımız bu toprakları, bu tüketiciyi, bu kültürü çok iyi tanımamız. Ayrıca global markalar büyürken genellikle duygusal bağ kuramıyor. Biz ise misafir memnuniyetini, yerli üretimi, istihdamı ve toplumsal faydayı işin merkezine koyuyoruz. Bu da uzun vadede çok büyük bir fark yaratıyor.
Ürün çeşitliliğiniz oldukça genişledi. Yeni dönemde ürünlerde nasıl bir yol izliyorsunuz?
Arabica yıllarca kahve markası olarak biliniyordu ama biz bunu bir yaşam tarzı markasına dönüştürüyoruz. Ürün gamımızı hem mağaza içi tüketim hem de ev tüketimi için ciddi şekilde genişlettik. Ev kullanıcılarının filtre kahve, kapsül kahve, granül kahve ve Türk kahvesine ilgisi çok arttı. Bunun üzerine yeni kapsül çeşitleri, farklı kavrum profilleri ve hatta maça kapsülleri geliştirdik. 1 Ocak itibarıyla e-ticarette büyük bir dönüşüm başlatıyoruz. Arabica artık yalnızca mağazada değil, mutfaklara ve market raflarına da giriyor. Hedefimiz Türkiye’nin yerli ve iddialı kahve perakende markası olarak raflarda güçlü bir şekilde yer almak.
Hedef kitleniz kimlerden oluşuyor? Arabica hangi kitleye hitap ediyor?
Aslında Arabica genç, dinamik ve şehirli bir kitle tarafından çok seviliyor ama kendimizi yalnızca bir yaş grubuyla sınırlandıran bir marka değiliz. Mahalle kahvecisi sıcaklığını da veriyoruz, üçüncü dalga kahve deneyimini de… Üniversite gençliği yoğun ilgi gösteriyor, ofis çalışanları Arabica’yı bir çalışma alanı olarak kullanıyor, aileler tatlı ve atıştırmalık için tercih ediyor. Bu çeşitlilik bizim en büyük gücümüz.
Yeni konseptleriniz dikkat çekiyor. Bu çeşitlilik ne amaçlıyor?
Arabica Classic zaten bilinen ve sevilen bir modeldi; kahve, sandviç, pasta ve atıştırmalık üzerine kurulu. Ama markanın doğal gelişimi bizi yeni konseptlere yöneltti. Fit by Arabica tamamen sağlıklı yaşam odaklı. Protein tabakları, soğuk mezeler, detoks içecekleri ve soğuk sıkım meyve suları sunuyor. Mixology konsepti ise daha deneyim odaklı. Barı, özel içecek menüsü, üçüncü dalga demleme ekipmanları ve DJ performansı olan modern bir yaşam alanı yaratıyoruz. Bebek ve Koşuyolu şubeleri bu vizyonun örnekleri. Tek tip mağaza yerine her lokasyonda farklı bir deneyim sunuyoruz.
Önümüzdeki dönemin açılış hedefi nedir?
2024–2025 döneminde yalnızca İstanbul’da 50 şubeye ulaşmayı hedefliyoruz. Genel açılış hedefimiz ise ayda minimum 4 yeni şube açmak. Bu sayıyı zorlamıyoruz; çünkü kontrolsüz büyüme doğru değil. Her şube doğru lokasyonda, doğru yatırımcıyla ve doğru zamanda açılmalı. Aksi takdirde sistem sürdürülebilirliğini kaybeder.
Yeni bir şube açmak isteyen biri için süreç nasıl işliyor?
200 metrekarelik ortalama bir dükkân için süreç genelde oldukça düzenli ilerler. Öncelikle yer keşfi yapılır, ardından projelendirme ve teklif süreci başlar. Bu aşama yaklaşık 15–20 gün sürüyor. Onay verildikten sonra uygulama ekibi devreye giriyor. Bazı yatırımcılar maliyeti düşürmek için belirli işleri kendileri üstlenmek isteyebiliyor ve biz buna uygun esnek modeller sunuyoruz. Merkez her aşamayı denetliyor ve gerekli standartların sağlandığından emin oluyor. Genellikle 45–60 gün içinde anahtar teslim şekilde mağaza hazır hâle geliyor.
Sizin favori kahveniz hangisi?
Kişisel favorim her zaman filtre kahve olmuştur. Çünkü bir kahvenin gerçek karakterini, aromalarını, tatlılık ve asidite dengesini en net filtre kahvede hissedersiniz. Espressoyu da çok severim fakat filtre kahvede çekirdeğin kimliği çok daha açık şekilde ortaya çıkar. Benim için kahve, aceleye gelmeyecek bir deneyimdir.
Arabica sizin için ne ifade ediyor?
Arabica benim hayatımın projesi. Bu marka Türkiye’de doğdu ve dünyada söz sahibi oluncaya kadar çalışmaya devam edeceğim. Amacımız yalnızca şube sayılarını artırmak değil; değer üreten, üretim yapan, topluma katkı sağlayan bir ekosistem kurmak. Bu ülkeye ait yerli ve milli bir kahve markası küresel arenada boy gösterecekse, bunu adaletli, etik ve sürdürülebilir şekilde yapmalı. Arabica tam da bunu hedefliyor.



