Advertisement
  1. Haberler
  2. RÖPORTAJLAR
  3. Bulut Olmadan Yapay Zeka Olmaz

Bulut Olmadan Yapay Zeka Olmaz

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bulutun benimsenmesi Türkiye’deki ekonomik dinamizmi artıracak ve yatırım ortamını güçlendirecek bir unsur.

Yapay zekanın gelişiminin bulut olmadan çok maliyetli olacağı ve bunu tek başına bir kurum veya şirketin karşılamakta zorlanacağını dile getiren Microsoft Türkiye ve Adriyatik Ülkeleri Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan Arslan ile yapay zekanın gelişiminde nasıl bir yol izlenilmesi gerektiği üzerine sohbet ettik.

  • Dünyanın en güçlü ve söz sahibi teknoloji şirketlerinden biri olarak yapay zeka için bulutun temel rolü hakkında bilgileri alabilir miyiz? Neden “bulut” olmadan yapay zeka olmaz diyorsunuz?

Yapay zekâ bugün dünyadaki en dönüştürücü teknolojilerden biri, ancak bu dönüşümün gerçek anlamda hayata geçebilmesi için arkasında son derece güçlü bir altyapı olması gerekiyor. Büyük yapay zekâ modelleri, milyarlarca parametreyi işleyen, sürekli öğrenen ve gerçek zamanlı analiz yapan sistemler. Böylesine devasa bir hesaplama gücünü güvenli, hızlı ve ölçeklenebilir bir şekilde sağlamak ise yalnızca hiper ölçekli bulut altyapılarıyla mümkün.

Bulutun olmadığı bir dünyada yapay zekânın ölçeklenmesi veya demokratikleşmesi mümkün değil. Çünkü yapay zekâ modelleri, kurum içi veri merkezlerinin sağlayabileceği kapasitenin çok ötesinde bir işlem gücü istiyor. Bulut ise talebe göre büyüyen esnek mimarisi sayesinde bu gücü herkes için erişilebilir kılıyor — bu da yapay zekânın sadece büyük şirketlerde değil, KOBİ’lerden kamu kurumlarına kadar tüm ekosistemde yaygınlaşmasını sağlıyor.

Ayrıca bulut, güvenlik ve uyumluluk konusunda yapay zekânın ihtiyaç duyduğu standartları da sunabiliyor. Uluslararası sertifikasyonlar, modern şifreleme yöntemleri ve sürekli denetlenen altyapılar sayesinde verinin gizliliği, bütünlüğü ve güvenliği sağlanıyor. Türkiye’deki regülatif çerçeveye baktığımızda da kişisel verilerin aktarımı, veri sınıflandırması, siber güvenlik ve risk temelli yaklaşım gibi konuların yapay zekâ ve bulutun birlikte ilerleyebilmesi için kritik olduğu görülüyor. Bu alanlarda son dönemde önemli adımların atılmasına yönelik gereklilik, Türkiye’deki yapay zekâ projelerinin de önünü açacaktır.

Bir diğer önemli nokta, yapay zekâ inovasyonunun tamamen bulutun sunduğu çeviklik üzerine kurulması. Modellerin güncellenmesi, yeniden eğitilmesi, farklı veri kaynaklarıyla çalışması ve uçtan uca yönetilmesi ancak bulut ortamlarında mümkün oluyor. Bulutun sunduğu bu esneklik, ülkelerin dijital dönüşüm hızını da doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ve yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarını çekme hedefleriyle paralel şekilde bulut, bu dönüşümün altyapısal omurgasını oluşturuyor.

Özellikle kamu, finans, sağlık gibi sektörlerde veri güvenliği ve veri egemenliği hassasiyetlerinin yüksek olduğunu biliyoruz. Ancak uluslararası örnekler gösteriyor ki, veriyi kritiklik düzeyine göre sınıflandırarak uygun iş yüklerini buluta taşımak güvenlikten ödün verilmemesini sağladığı gibi aynı zamanda inovasyonu da hızlandırıyor. Türkiye’de de benzer bir yaklaşımın benimsenmesiyle, yapay zekâ tabanlı hizmetlerin ölçeklenmesi ve daha geniş kesimlere ulaşması mümkün olacak.

Son olarak, yapay zekânın gelişimi artık o kadar maliyetli ve hızlı ilerleyen bir alan haline geldi ki, bunu kurumların kendi başlarına karşılaması ekonomik olarak da teknik olarak da gerçekçi değil. Hiper ölçekli bulut sağlayıcılarının sunduğu GPU kümeleri, yüksek hızlı ağlar ve ölçeklenebilir mimari olmadan bu gelişim sürdürülemez.

Özetle bulutun, yapay zekânın çalışması için değil; yapay zekânın ekonomik, güvenli, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir şekilde yaygınlaşması için zorunlu olan altyapı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Türkiye de hem regülasyonlarını modernize ederek hem de veri sınıflandırması ve bulut dostu politikalarla bu dönüşümün önemli bir merkezine dönüşme potansiyeline sahip. Bu nedenle “bulut olmadan yapay zekâ olmaz” derken, yapay zekânın tüm değer zincirinin bulut üzerinde hayat bulmasını kastediyoruz.

  • Türkiye’nin dijital dönüşümü ekseninde bulutun benimsenmesinin önemine dair değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Türkiye’nin dijital dönüşümünde bulut teknolojilerinin benimsenmesi artık bir tercih değil, stratejik bir gereklilik çünkü bulut hem yapay zekânın hem de veri odaklı kamu ve özel sektör hizmetlerinin çalışmasını sağlayan temel altyapıyı oluşturuyor.

Öncelikle, Türkiye’nin ekonomik büyüme ve dönüşüm hedeflerinde bulutun oynadığı kritik bir rol var. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ve Doğrudan Yabancı Yatırım Stratejisi, ülkenin yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarını çekme ve küresel rekabette yer edinme amacını açık biçimde ortaya koyuyor. Bulut; bu hedefleri gerçekleştirmek için gereken inovasyon hızını, ölçeklenebilirliği ve veriye dayalı karar alma kapasitesini sunuyor.

Ayrıca bulut teknolojilerinin benimsenmesi, kamu, finans, sağlık, enerji gibi sektörlerde verimlilik, güvenlik ve inovasyonun aynı anda sağlanmasına olanak tanıyor. Verinin kritiklik düzeyine göre sınıflandırılması ve risk temelli yaklaşım, yüksek güvenlik gerektiren veriler ülke içinde korunurken diğer iş yüklerinin modern bulut altyapılarına taşınmasına imkân veriyor. Bu yaklaşım hem güvenliği zayıflatmadan modernleşmeyi destekliyor hem de yapay zekâ tabanlı hizmetlerin hızla ölçeklenmesini mümkün kılıyor.

Bulutun benimsenmesi aynı zamanda ekonomik dinamizmi artıran bir unsur. Türkiye’de kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi, KOBİ’lerin küresel rekabete katılabilmesi, imalat sektöründe otomasyonun yaygınlaşması ve sağlıkta daha hızlı veri işleme kapasitesi gibi dönüşümler bulut olmadan mümkün değil. Bu nedenle İngiltere ve Avrupa Birliği’nde yer alan birçok ülke gibi Türkiye’nin de verinin serbest dolaşımını, veri sınıflandırmasını ve uluslararası güvenlik standartlarıyla uyumu merkeze alan politikaları hızlı bir biçimde hayata geçirmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, bulutun benimsenmesi regülatif belirsizlikleri azaltarak yatırım ortamını güçlendiriyor. Veri aktarımı, siber güvenlik, devletin erişim yetkileri ve sektör bazlı sınırlamalar gibi başlıklarda Türkiye’nin atacağı modernizasyon adımları hem ülke içindeki kurumların hem de küresel teknoloji sağlayıcılarının daha yüksek ölçekli yatırımlar yapmasını kolaylaştıracaktır. Özellikle 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (KVKK), Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile uyumlu hale getirilmesine yönelik başlatılan çalışma ile 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu’nun yürürlüğe girmesi akabinde beklenen ikincil düzenlemelerin, Avrupa Birliği’ndeki standartlar ve uygulamalar ile paralellik arz etmesi, Türkiye’nin bulut ve yapay zekâ ekosistemi için önemli bir fırsat penceresi oluşturacaktır.

Son olarak, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda bulut, kamu ve özel sektör arasında ölçek ekonomisi yaratan, hizmet kalitesini artıran ve inovasyonu demokratikleştiren bir platform işlevi görüyor. Bulut teknolojilerinin daha geniş ölçekte benimsenmesinin, Türkiye’nin hem kendi dijital kapasitesini güçlendirmesini hem de yapay zekâ, büyük veri ve siber güvenlik gibi alanlarda bölgesel bir merkez olmasını mümkün kılacağına inanıyoruz.

Kısacası bulut, Türkiye’nin dijital dönüşümünün omurgasıdır; ekonomik büyümeden kamu hizmetlerinin modernleşmesine, yapay zekâ inovasyonundan küresel rekabet gücüne kadar ülkenin stratejik hedeflerinin tamamıyla doğrudan bağlantılıdır.

  • Ülkemizde hiperölçekli bulut yatırımları açısından önemli olan başlıca düzenlemeler neler? Bu bağlamda, yapılması gerekenleri anlatır mısınız?

Hiper ölçekli bulut yatırımları, bir ülkenin dijital ekonomide rekabet gücünü belirleyen en kritik unsurlardan biri hâline geldi. Türkiye açısından baktığımızda ise yatırım kararlarını doğrudan etkileyen birkaç temel düzenleyici alan öne çıkıyor.

Birincisi: Veri transferi, veri yerelleştirme ve veri sahipliği.
2024 yılında kişisel verilerin yurtdışına aktarımına yönelik 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yapılan düzenleme çok önemli bir adımdı. Ancak genel bulut ekosistemi için hâlâ belirsizlik yaratan unsurlar var. Bunlardan başlıcaları:

  • Hiper ölçekli veri merkezlerinde tutulan verilerin sahiplerinin, ilgili veri merkezi üzerinden ilgili hizmeti kullanan kurumsal firmalar olması ve veriye erişim taleplerinin doğrudan veri sahibine iletilmesi gerekliliği,
  • Finans, sağlık gibi sektörlerdeki katı veri yerelleştirme kuralları,

 

Bu konular hiper ölçekli yatırımcıların öncelikli değerlendirdiği risk alanları arasında yer alıyor.

İkincisi: Siber güvenlik ve kritik altyapı düzenlemeleri. Mart 2025’te yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu, AB NIS2 ve Cyber Security Act benzeri standartlara uyumlu bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor. Ancak ikincil mevzuat henüz olgunlaşmadığı için bulut ve veri merkezi operasyonlarının kritik altyapı olarak yorumlanabileceği yönünde bir algı mevcut. Bu da yatırımcı açısından “regülatif öngörülebilirlik” ihtiyacını artırıyor.

Üçüncüsü: Kamu sektöründe bulut kullanımına yönelik netlik ihtiyacı. Kamu verisinin bulutta tutulması hususunda birtakım yanılgılar mevcut. Oysa teknik olarak pek çok kamu hizmeti, verinin kritiklik seviyesine göre sınıflandırılması şartıyla modern bulut ortamlarında güvenli şekilde çalışabiliyor. Bu alanda 2026 için planlanan Kamu Bulut Stratejisi ve devamında duyurulmasını beklediğimiz Ulusal Veri Stratejisi büyük önem taşıyor.

Peki ne yapılmalı?

  1. Verinin sahibinin, hizmeti kullanan kurumsal firmalar olduğunun benimsenmesi ve veriye erişim taleplerinin doğrudan veri sahibine yapılması. Hiper ölçekli veri merkezleri üzerinden alınan hizmetler kapsamında kurumsal verilerini yine hiper ölçekli veri merkezlerinde bulunduran kurumsal firmaların, söz konusu verilerin mutlak sahibi olduğunun kabul edilerek, bu hususta hiper ölçekli bulut hizmet sağlayıcılara teminat ve güvence sağlanmalı. Söz konusu kurumsal verinin sahibi, ilgili hizmeti alan kurumsal firma olduğundan, hiper ölçekli bulut hizmet sağlayıcıların içeriğe ve veriye erişme imkanları da bulunmuyor. Bu sebeple, sağlanan bulut hizmetleri çerçevesinde depolanan veya iletilen kurumsal firmalara ait verilerin yahut içeriklerin doğrudan hiper ölçekli bulut hizmet sağlayıcıdan paylaşılması, ifşa edilmesi, bir kopyasının verilmesi ve/veya izlenmesinin talep edilmesi söz konusu olmamalı.
  2. Risk temelli veri sınıflandırma yaklaşımı tüm sektörlerde benimsenmeli. Her veriyi aynı düzeyde yerelleştirmek yerine, yalnızca gerçekten “çok yüksek hassasiyetli” ve ulusal güvenliğimiz için kritik önem arz eden verilerin ülke içinde tutulmasını öngören bir model, hem güvenliği sağlayacak hem de hiperölçekli bulut yatırımlarının önünü açacaktır.
  3. Finans sektöründeki mutlak veri yerelleştirme kuralları modernize edilmeli. BDDK, TCMB ve SPK düzenlemelerinde yer alan “birincil-ikincil sistem” tanımları yeniden ele alınarak, kritik olmayan veriler için bulut kullanımı mümkün kılacak düzenlemeler devreye alınmalıdır. Bu sayede hem sektör oyuncularının bilgi sistemlerine yönelik yaptıkları harcamalar açısından bir maliyet avantajı oluşacak hem de küresel inovasyonla uyumlarını artıracaktır.

Hiper ölçekli bulut yatırımlarını Türkiye’ye çekmek için aslında yapılması gereken, teknolojiyi kısıtlayan değil; güvenlik, rekabet ve inovasyonu aynı anda sağlayan modern bir düzenleme mimarisi oluşturmak. Veri sınıflandırmasına dayalı, risk odaklı ve uluslararası standartlarla uyumlu bir çerçeve benimsendiğinde, Türkiye’nin yalnızca yatırımı çeken bir pazar değil, bölgesel bir bulut ve yapay zekâ merkezi olma potansiyeline sahip olduğu da daha net görülecek.

  • Ülkemizde bulutun benimsenmesi ve yatırımlar açısından gelişmeler ne yönde ilerliyor? Pozitif gelişmeler var diyebilir miyiz?

Türkiye’de bulutun benimsenmesi ve bulut yatırımlarına yönelik ilgi son yıllarda belirgin bir ivme kazanmış durumda. Genel bir değerlendirme yapacak olursak hem regülasyon tarafındaki gelişmeler hem de piyasa dinamikleri açısından pozitif bir momentumdan söz etmenin mümkün olduğunu söyleyebilirim.

Öncelikle, Türkiye’nin dijital dönüşüm politikaları bulut bilişim ve yapay zekâyı stratejik öncelik olarak konumlandırıyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ve Doğrudan Yabancı Yatırım Stratejisi gibi çerçeveler; veriye dayalı kamu hizmetlerini, yüksek katma değerli yatırımları ve yeni nesil teknoloji altyapılarını destekleyen açık bir vizyon ortaya koyuyor. Bu vizyon, Türkiye’nin yapay zekâ ve bulut alanında bölgesel bir merkez olma hedefini güçlendiriyor.

Regülasyon tarafında da önemli adımlar var. Mart 2024’te kişisel verilerin yurtdışına aktarımı hususunda 6698 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik, bulut ortamında çalışan üretkenliğe yönelik çözümlerin yaygınlaşması noktasında büyük katkı sağladı. Ayrıca, kamu tarafındaki gelişmeler de dikkat çekici. 2026 yılında yayımlanmasını beklediğimiz Kamu Bulut Bilişim Stratejisi’nin, kamu sektöründe bulutun daha geniş ölçekte benimsenmesine ciddi katkı sağlamasını bekliyoruz. Bu da hem yerel hem yabancı yatırımcılar açısından önemli bir güven unsuru yaratıyor.

Sektörel anlamda özellikle finans, sağlık ve kritik altyapı gibi alanlarda hâlâ veri yerelleştirme kaynaklı sınırlamalar mevcut. Ancak finans kurumlarının global ölçekteki dönüşüm ihtiyaçları, siber tehditlerin artması ve bankalar nezdindeki maliyet baskısı; düzenleyici kurumlar ile daha rasyonel çözümler üzerine konuşulmasını gerektiriyor.

İşin yatırım boyutuna baktığımızda Türkiye, 2030 yılına kadar 10 milyar dolarlık veri merkezi ve yapay zekâ yatırımını harekete geçirmeyi hedefliyor. Bu noktada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın HIT-30 programı kapsamında yüksek teknoloji yatırımlarına verilen teşviklerin, bulut ve veri merkezi yatırımcılarının ilgisini artırdığı görülüyor.

Ancak, elbette çözülmesi gereken konular var: Önceki sorularda da değindiğim üzere, veri sahipliği, sektörel veri yerelleştirme kaynaklı belirsizlikler ve finans sektöründeki katı sınırlamalar en aciliyet arz edenler. Fakat genel trendin yönü pozitif zira hem regülatif farkındalık artıyor hem de sektörler bulutun güvenlik ve verimlilik açısından sağladığı avantajları artık çok daha yüksek sesle dile getiriyor.

  • Yapay zeka hukuk sektörünü nasıl dönüştürüyor? Yapay zeka ve hukuk mesleği arasında nasıl bir bağ kuruluyor?

Yapay zekâ, özellikle de üretken yapay zekâ (GenAI), hukuk sektöründe şimdiye kadar gördüğümüz en köklü dönüşümlerden birini yaratıyor. Hukuk mesleği bilgi yoğun, belge yoğun ve analiz ağırlıklı bir alan. Bu nedenle GenAI’nin sağladığı hız, doğruluk ve içgörü kapasitesi, hukukun çalışma biçimini doğrudan yeniden şekillendiriyor.

Öncelikle, yapay zekâ hukukçuların günlük iş yükünü temelden dönüştürüyor. Microsoft olarak Aralık 2025’te yayımladığımız “Hukuk Endüstrisi İnovasyon Lideri Olarak Öne Çıkıyor / Legal Industry Emerges as Innovation Leader[1] rapordaki bulgular, özellikle avukatlar tarafından GenAI kullanımının bir yıl içinde %19’dan %79’a çıktığını gösteriyor. Bu, teknolojinin artık istisna değil, mesleğin yeni normu hâline geldiğini ortaya koyuyor. Yapay zekâ; karmaşık belgeleri özetlemekten proje yönetimine, sözleşme hükümlerinin ilk taslaklarını oluşturmaktan toplantı özetlerine kadar pek çok görevi saniyeler içinde yerine getirebiliyor. Microsoft’un kendi hukuk ekibi üzerinde yapılan araştırmalarda ise, GenAI kullanımının görev tamamlama süresini %32 hızlandırdığı ve doğruluğu %20 artırdığı ölçülmüş durumda.

Bu teknolojinin değeri yalnızca hızla değil, aynı zamanda hukuki düşünmeye alan açmasıyla da anlaşılıyor. Rutin iş yükleri otomatikleştikçe hukukçular daha stratejik konulara, derin analize ve müvekkil ilişkisinin güçlendirilmesine daha fazla vakit ayırabiliyor. Bu da hem iş kalitesini hem de mesleki tatmini artırıyor. Raporda da altını çizdiğimiz gibi, GenAI hukukçulara “daha etkili, daha yaratıcı ve daha enerjik” çalışma imkânı sunuyor.

Bugün GenAI sadece bir araç değil, gerçek bir “meslektaş” gibi çalışıyor. Microsoft 365 Copilot ve Copilot Studio gibi araçlar, hukuk ekiplerinin kendi ihtiyaçlarına özel yapay zekâ asistanları (agent) oluşturmasına imkân tanıyor. Örneğin, Microsoft hukuk ekipleri, Avrupa Birliği’nde yakın zamanda yürürlüğe giren Digital Operational Resilience Act (DORA) veya kademeli bir şekilde yürürlüğe girmesi planlanan EU AI Act gibi kapsamlı regülasyonlar için kendi uyum asistanlarını birkaç saat içinde geliştirebiliyor. Bu yapı, hukuki süreçlerin proaktif olarak yönetilmesini sağlayan yeni bir çalışma modeli yaratıyor.

Elbette, bu dönüşüm beraberinde sorumlulukları da getiriyor. Raporda özellikle vurguladığımız gibi, yapay zekâ bir avukatın yerini almaz, alamaz; onun yerine, deneyim, muhakeme, müzakere ve empati gerektiren alanlarda avukatı güçlendiren bir yardımcı rolü görür. Ayrıca gizlilik, veri koruma ve etik kullanım konuları hukuk için her zaman olduğu gibi kritik olmaya devam edecek. Bu nedenle, güvenilir teknoloji ortaklarıyla çalışmak, şeffaf veri kullanımı politikalarına sahip olmak ve yapay zekâyı sorumlu bir çerçevede benimseyerek kullanmak hukuk mesleğinin vazgeçilmez unsurları hâline geliyor.

Kısacası yapay zekâ, hukuk mesleğini daha hızlı, daha etkili ve daha yenilikçi hâle getiriyor. Hukukçular için bugün en önemli yetkinlik, “yerine geçecek bir teknoloji” ile rekabet etmek değil, bu teknolojiyi yanına alarak mesleği yeniden tanımlamak. Yapay zekâ ile hukuk arasındaki bağ tam da burada kuruluyor: Yapay zekâ hukuku değiştirmiyor, hukukçuların değer yaratma biçimini dönüştürüyor.

  • Hukuk profesyonellerinin yapay zekâ çağındaki misyonu neleri içeriyor? Özellikle geleceğe nasıl hazırlanmaları gerekiyor?

Yapay zekânın, hukukçuların değer yaratma biçimini dönüştürdüğünden bahsetmiş idim. İşte biz hukuk profesyonellerinin misyonu tam olarak da bu: müvekkiller için, teknoloji ile düşünerek daha fazla değer yaratmak. Peki bunun için neler yapmak gerekiyor?

  • Teknolojiyi anlayan değil, teknolojiyle düşünebilen hukukçu olmak: Yapay zekâ, belgeleri özetleyen, karmaşık düzenlemeleri analiz eden, sözleşme taslakları oluşturan ve yüzlerce sayfalık mevzuatı saniyeler içinde sindiren araçlar sunuyor. Ancak bir önceki soruda belirttiğim üzere GenAI bir avukatın yerini almıyor, onun düşünme kapasitesini genişletiyor. Bu çerçevede hukuk profesyonellerinin misyonu:
      • Yapay zekânın yapabileceklerini ve yapamayacaklarını anlamak,
      • Yapay zekânın oluşturduğu çıktıları hukuki muhakeme ile değerlendirmek ve
      • Teknolojiyle birlikte daha yaratıcı ve stratejik düşünmek.
  • Etik, gizlilik ve güvenlik konularında rehberlik etmek: Hukuk, en yüksek gizlilik standartlarına tâbi mesleklerden biri. Dolayısıyla, yapay zekâ çıktılarının denetlenmesi, verinin korunması, müşteri mahremiyetinin güvence altına alınması hâlâ biz avukatların sorumluluğunda. Bu çerçevede hukuk profesyonelleri,
      • Sorumlu yapay zekâ kullanımının kurum içindeki koruyucuları,
      • Müvekkillerinin güvenli dönüşüm süreçlerini yöneten stratejik danışmanlar,
      • Etik riskleri tanımlayan ve yöneten uzman rolünü üstleniyorlar.
  • Yapay zekâyı bir üretkenlik aracı olarak değil, bir inovasyon platformu gibi görmek:

Bir önceki soruya verdiğim yanıtta da değindiğim üzere Microsoft hukuk ekipleri, Copilot ve diğer GenAI araçlarını kullanarak,

      • Görevleri %32 daha hızlı tamamlayabilmiş,
      • Oluşturulan çıktılar üzerinden doğruluğu %20 artırmış ve
      • Ekibin %87’sinin daha üretken hissetmesini sağlamıştır.

Ancak yapay zekâ dönüşümü dendiği zaman, konu yalnızca “hızlanmak” değil, aynı zamanda yapılan iş ile daha fazla değer yaratabilmek. Bu çerçevede görüyoruz ki hukukçular,

      • Kendi yapay zekâ asistanlarını (agent) tasarlayabiliyor,
      • Regülasyon takip sistemleri oluşturabiliyor,
      • Süreçleri otomatikleştirerek müvekkillerin stratejik kararlarına daha fazla entegre olabiliyorlar.

Bu nedenle misyonun, “daha fazla iş yapmak”tan ziyade, hukuki değeri yeniden tanımlamak olduğunu söyleyebiliriz.

  • Geleceğe hazırlanmak için yeni yetkinlikler geliştirmek:

En nihayetinde hukuk profesyonelleri olarak, yeni jenerasyon hukuk hizmetlerinin oluşmasında oynadığımız role ilaveten, teknoloji ile birlikte gelen yenilikleri doğru bir biçimde iş süreçlerimize aktarabilmemiz için bir takım ilave yetkinliklere de sahip olmamız gerekiyor. Örneğin;

      • Yapay zekâ çıktısının doğru bir biçimde yorumlanabilmesi, içeriğinin filtrelenmesi ve doğrulanması hususunda eleştirel düşünme yetkinliği,
      • Karmaşık çıktıların anlamlandırılabilmesi noktasında hikayeleştirme (storytelling) ve doğru iletişim yetkinliği,
      • Yapay zekânın bir insanın yerini alamayacağı empati ve sezgi becerileri hususunda müzakere ve ilişki yönetimi yetkinliği,
      • Komut/istem (prompt) geliştirme, veri okuryazarlığı, yapay zekâ yönetişimi gibi hususlarda teknoloji okuryazarlığına ilişkin tüm yetkinlikler,
      • Proje yönetimi, uyum, risk yönetimi konularında çapraz becerilerin edinilmesi.

Tüm bu yetkinlikler teknolojiyi, müvekkil stratejisini ve regülasyonları aynı çerçevede okuyabilmeyi de mümkün kılıyor.

En nihayetinde şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki; yapay zekâ avukatların yerine geçmeyecek. Fakat yapay zekâyı etkili kullanan hukuk profesyonellerinin, kullanmayanların bir değil birkaç adım ötesine geçeceğini öngörüyoruz. Hukuk profesyonellerinin misyonunu toparlamak gerekirse:

      • teknolojinin sorumlu bir biçimde benimsenmesi,
      • müvekkillerin yapay zekâ dönüşümlerinde doğru yönlendirilmesi,
      • mesleki becerilerin geliştirilmesi ve
      • en önemlisi, hukukun insan merkezli özünü koruyarak daha etkili, daha stratejik ve daha yenilikçi bir meslek pratiği oluşturulması.

 

[1] https://lnkd.in/dnmvKKAY

 

1
mutlu
Mutlu
0
kahkaha
Kahkaha
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
susuyorum
Susuyorum
0
_zg_n
Üzgün
0
a_l_yorum
Ağlıyorum
0
sinirli
Sinirli
0
alk_
Alkış
0
be_enmedim
Beğenmedim
Bulut Olmadan Yapay Zeka Olmaz
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin