İletişim dünyasının duayen isimlerinden Ali Üstündağ, kariyeri boyunca yalnızca markaların değil, fikirlerin, değerlerin ve insanların da birbirine dokunmasına öncülük etti. İltek İletişim’in kurucusu, kreatif direktör ve TEDxReset’in küratörü olarak, iletişimi bir meslekten çok bir yaşam biçimi haline getiren Üstündağ, “Communication for a better world” mottosuyla çıktığı yolda, kurumsal dünyanın kalıplarına insan merkezli bir bakış kazandırıyor.
Onun için başarı, sayılarla değil, topluma kattığı değerle ölçülüyor. Değişimin hızla aktığı bir çağda “öz”ünü korumanın önemine vurgu yapan Üstündağ, liderliğin ve sürdürülebilir başarının temelinde insan, şeffaflık ve anlam olduğuna inanıyor.
15. yılına giren TEDxReset’in “O an” temasıyla sahneye taşınacağı bu özel dönemde, Ali Üstündağ ile iletişimin dönüştürücü gücünü, iş dünyasında başarıyı yeniden tanımlamayı ve insan odaklı liderliğin geleceğini konuştuk.
İletişim sizin için sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi. Sizce iş dünyasında güçlü iletişimin en çok göz ardı edilen yönü nedir?
İletişim benim için hiçbir zaman sadece bir meslek olmadı; aynı zamanda hayatımın merkezine yerleştirdiğim bir yaşam biçimi oldu. Daha 17 yaşındayken, “68 kuşağı” öncesinde, yaşamımın mottosunu bulmuştum: “Communication for a better world – Daha iyi bir dünya için iletişim.”
O dönemde fotoğrafçı olmanın kaderim olduğunu düşünüyordum çünkü fotoğrafın insanları birbirine en güçlü şekilde bağlayan iletişim araçlarından biri olduğuna inanıyordum. Bir diğer neden ise şu farkındalıktı: İnsanlar birbirleriyle konuşma, birbirini anlama ve ortak bir zeminde buluşma şansını kaybettiklerinde, hikâyelerini gelecek kuşaklara aktarma fırsatını da yitiriyorlar. Oysa iletişim kurabilmek, sadece bireyler arasında değil, toplumlar ve kuşaklar arasında da köprüler kurmak demektir.
İşte bu yüzden, iş dünyasında da çoğunlukla göz ardı edilen en önemli yönün “iletişimin insana ve insani bağlara dair dönüştürücü gücü” olduğunu düşünüyorum.
Kurumsal dünyada çoğu zaman başarı sayılarla ölçülüyor. Sizce “başarıyı yeniden tanımlamanın zamanı geldi mi? Kendi tanımınızı nasıl yaparsınız?
Kurumsal dünyayı çok yakından tanıyorum; öyle ki adeta içinde büyüdüm diyebilirim. Kurumsal iletişim kavramı daha yeni yeni konuşulmaya başlamadan, yani 1995’lerde adı konulmadan çok önce, ben 10–12 yıldır o işi yapıyordum. O zamanlar kimse kurumsal iletişimin tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. Bugün ise geldiğimiz noktada, neredeyse bütün şirketlerde bir iletişim departmanı var.
Şimdi asıl meseleye gelelim: Bir kurum için başarı nedir? En fazla kârı elde etmek mi? Ortaklarına en yüksek getiriyi sağlamak mı? En çok ihracatı yapmak mı? Ya da sadece çalışanlarına iyi davranmak mı? Elbette bunların hepsi önemli ve olmalı da. Ancak bana göre bir kurumun gerçek başarısı; çevreye, topluma ve insanlığa kattığı değerle ölçülür. Çünkü nihai kararı toplum verir.
Bugün kurumların dilinde sıkça şu ifadeyi duyuyoruz: “Bütün faaliyetlerimiz insan odaklı.” Peki, gerçekten öyle mi? Eğer öyleyse, bunu gösterecek en güçlü yol şeffaflıktır. Bunu söylemlerle değil; şeffaf, ölçülebilir ve toplumun gözünde güven uyandıran adımlarla ortaya koymak gerekir. İşte asıl başarı, o zaman toplumun gözünde anlamını bulur.
Uzun soluklu, sürdürülebilir bir kariyer inşa etmek bugün her zamankinden daha zor. Sizce bu yolculukta sağlam kalabilmenin temelinde ne yatıyor?
Aslında bu sorunun cevabı çok zor değil: Önce hayattan gerçekten ne beklediğinizi bilmek gerekiyor. Ve lütfen bu cevabın sadece “çok para kazanmak” olmadığını hatırlayalım. Çoğu insan ne istediğini bilmediği için yolunu bulmakta zorlanıyor; bilenler ise profesyonel hayatta çok daha hızlı ilerleyebiliyor.
Elbette bu herkes için aynı şekilde geçerli değil çünkü hayat her zaman adil davranmıyor. Ancak sağlıklı bir toplumda bu engellerin büyük kısmı aşılabilir. İskandinav ülkeleri bu konuda iyi bir örnek oluşturuyor.
Fark yaratan liderlerin en belirgin ortak özellikleri sizce neler? Sizi en çok etkileyen liderlik örneğini hatırlıyor musunuz?
Bence fark yaratan liderler, çalışanlarını gerçekten dinleyen, onların önünü açan, eşitlikçi davranan, cinsiyet ayrımı yapmayan ve fırsatlar yaratan kişilerdir. En önemlisi de her çalışanın kendi fikirleriyle fark yaratmasına alan tanırlar. Bu anlamda beni en çok etkileyen örneklerden biri, GE’nin eski başkanıdır.
İş dünyasında değişim artık kaçınılmaz değil, sürekli. Bu kadar hızlı akan bir düzende ‘öz’ünüzle bağlantıda kalmayı nasıl başarıyorsunuz?
Sürekli değişim artık bir seçenek değil, bir zorunluluk; çünkü toplumlar ve iş dünyası yerinde durmuyor. Bu hızlı akışta yolunu kaybetmek elbette mümkün fakat prensiplerinizden, yani özünüzden taviz vermezseniz yolunuza başarıyla devam edebilirsiniz. Bu noktada aklıma yine General Electric’in efsanevi yöneticisi Jack Welch geliyor.
Bu yıl TEDxReset 15. yılını kutluyor. “O an” temasıyla sahneye taşınacak bu özel buluşma sizde nasıl duygular uyandırıyor? Katılımcıları bu yıl nasıl bir deneyim bekliyor?
Evet, bu yıl 15’inci yılımızı kutluyoruz. Yola çıktığım günden bu yana, pandemi dönemi hariç hiç ara vermeden devam ettik. Bu kez beyin takımıyla birlikte zamanın akışına baktık ve herkesin hayatında bir ya da birçok özel “an” yaşadığını düşündük. Bu yüzden kendi “anı”nı yaşayan ve dikkat çeken insanları bulduk, onları sahnemize davet ettik. Neredeyse hepsi davetimizi kabul etti.
Bu yıl sahnede, hayat size ne getirirse getirsin—ister pozitif ister negatif—yaşadıklarını pozitif bir sonuca dönüştüren konuşmacılarla karşılaşacaksınız. Çünkü hayat, her şeye rağmen güzel ve yaşanmaya değer. Ben de kendi yaşamıma hep bu gözle baktım. İşte sihir tam da burada!



