Advertisement
  1. Haberler
  2. EKONOMİ
  3. Getir’in yeni rekabet alanı: Tüketiciye zaman kazandırmak

Getir’in yeni rekabet alanı: Tüketiciye zaman kazandırmak

umutimza
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazen günün nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Sabah başlayan telaş, toplantılar, telefonlar, yetişmesi gereken işler derken akşam oluyor. Bir de eve alınacaklar var. Liste hazırlanacak, markete gidilecek, raflar arasında dolaşılacak, kasada beklenecek, poşetler taşınacak ve bütün ürünler eve yerleştirilecek. Üstelik bu işler bir kez değil, neredeyse her hafta tekrarlanıyor.

Geçtiğimiz günlerde Getir CEO’su Batuhan Gültakan’la sohbet ederken market alışverişinin hayatımızdan ne kadar zaman götürdüğünü ortaya koyan bir araştırmanın sonuçları dikkatimi çekti. Getir ve Veri Enstitüsü’nün 1.320 kişiyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre haftalık market alışverişi, hazırlıktan ürünlerin eve yerleştirilmesine kadar ortalama 111 dakika sürüyor. Bunu haftada bir kez yaptığımızı düşünürsek yılda en az 96 saatimiz, başka bir ifadeyle tam dört günümüz market alışverişine gidiyor.

Dört gün! İnsan bu rakamı duyunca ister istemez düşünüyor. Bir yılda dört gün boyunca yalnızca market alışverişiyle uğraşıyoruz. Üstelik bu hesap, alışverişi haftada bir kez yaptığımız varsayımına dayanıyor. Eve eksik bir şey almak için yapılan kısa ziyaretler, hafta sonu alışverişleri ve son dakika ihtiyaçları da eklendiğinde ortaya çıkan tablo daha da dikkat çekici hale geliyor.

Bir de işin cebimize dokunan tarafı var. Araştırmaya katılanların bildirdiği ortalama gidiş-geliş ulaşım maliyeti 249 TL. Bu tutarı haftalık alışveriş üzerinden yıllık hesaba vurduğumuzda yaklaşık 12 bin 950 TL’ye ulaşıyoruz. Yani market alışverişinin maliyeti yalnızca aldığımız ürünlerin fiyatından ibaret değil. Ulaşım, zaman, fiziksel yorgunluk ve alışveriş öncesi yapılan hazırlık da bu hesabın içinde.

Batuhan Gültakan’la sohbetimizde meselenin tam da bu noktada farklılaştığını görüyoruz. Hızlı teslimat fikri ilk ortaya çıktığında temel vaat, ihtiyaç duyulan ürünleri mümkün olduğunca kısa sürede kapıya ulaştırmaktı. Bugün ise tüketicinin beklentisi bundan daha geniş. Gültakan, araştırmanın ortaya koyduğu değişimi şu sözlerle anlatıyor: “Bugün kullanıcının hızlı teslimatın yanında bütçesini korumak, alışverişini daha kolay planlamak ve daha az efor harcamak istediğini görüyoruz.” Getir’in yaklaşımında artık yalnızca teslimat süresi değil, alışverişin başından sonuna kadar tüketicinin harcadığı toplam zaman ve çaba da önem taşıyor.

Çünkü kolaylık dediğimiz şey, yalnızca bir ürünün kapıya kaç dakikada ulaştığıyla ölçülmüyor.

Marketin yolunu zorlaştıran yalnızca mesafe değil.

Araştırmada fiziksel market alışverişinin en zorlayıcı tarafları sorulduğunda katılımcıların yüzde 40’ı sıcak havayı, yüzde 38’i ağır ürünleri, yüzde 36’sı kalabalığı ve yüzde 26’sı ürünleri taşımayı öne çıkarıyor. Çocuklarla yapılan alışverişte ortalama süre 181 dakikaya kadar çıkıyor.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar bu tabloyu yabancı bulmayacaktır. Marketin yakın olması her zaman işlerin kolay olduğu anlamına gelmiyor. Trafik, park yeri aramak, kasada beklemek, ağır poşetleri taşımak ve eve geldikten sonra alışverişi yerleştirmek de sürecin parçaları.

Araştırmanın bir başka sonucu da alışverişin fiziksel yükünün kadınlarda daha fazla hissedildiğine işaret ediyor. Alışverişi yorucu bulanların oranı kadınlarda yüzde 46, erkeklerde yüzde 36.

Bütün bunlar, tüketicinin neden alternatif kanallara yöneldiğini anlamak açısından önemli. Nitekim araştırmaya katılanların yüzde 52’si online market veya hızlı teslimat hizmetlerinden yararlandığını belirtiyor. Her iki kişiden birinin bu kanalları kullanması, alışveriş alışkanlıklarında önemli bir değişime işaret ediyor.

Ancak burada tüketicinin yalnızca rahatına düşkün olduğu gibi basit bir sonuca ulaşmak doğru olmaz. Online marketi tercih edenlerin yüzde 44’ü kampanya ve fiyat avantajını, yüzde 32’si markete gitmek için zaman veya imkân bulamamayı, yüzde 30’u ise üşenmeyi gerekçe gösteriyor. Yüzde 29’luk kesim de ağır veya hacimli ürünleri online almayı tercih ediyor.

Demek ki konu hem bütçe hem zaman hem de fiziksel efor. Tüketici, bütün bu unsurlar arasında kendi hesabına en uygun dengeyi arıyor. Gültakan da bu noktada Getir’in yaklaşımını, “Lojistik altyapımızla fiziksel yükü, teknoloji ve yapay zekâ uygulamalarımızla planlama ve karar verme yükünü azaltıyoruz. Bunu yaparken seçimi ve kontrolü kullanıcıda bırakıyoruz” sözleriyle özetliyor.

İndirim müşteriyi getiriyor, alışkanlık deneyimle oluşuyor

Batuhan Gültakan’ın üzerinde durduğu konulardan biri de online alışverişin zaman içinde değişen kullanım motivasyonu. İlk aşamada kampanyalar ve indirimler tüketiciyi online markete yönlendirebiliyor. Ancak kullanım alışkanlığı geliştikçe zaman tasarrufu, kolaylık ve kişiselleştirilmiş deneyim daha belirleyici hale geliyor.

Araştırmada aylık market harcamasının dörtte birini online yapanlarda kampanya ve indirim avantajını öne çıkaranların oranı yüzde 58. Harcamasının neredeyse tamamını online yapanlarda ise bu oran yüzde 28’e düşüyor.

Bu sonuç bana tüketici davranışları açısından önemli bir ayrıntıyı hatırlatıyor. Bir hizmeti ilk kez denemekle onu günlük hayatın doğal bir parçası haline getirmek aynı şey değil. İlk satın alma kararında fiyat avantajı etkili olabilir. Fakat müşterinin geri dönmesi için deneyimin gerçekten işe yaraması gerekiyor.

Gültakan’ın değerlendirmesi de bu ayrımı ortaya koyuyor: “Kampanyalar online marketi denemede güçlü bir etken. Kullanım derinleştikçe zaman, kolaylık ve kişiselleştirilmiş deneyim daha belirleyici hale geliyor. Kalıcı kullanım için zaman, bütçe ve kolaylık dengesini birlikte kurmak gerekiyor.”

Online alışverişte de durum farklı değil. Siparişin hızlı gelmesi önemli; ancak doğru ürünü bulmak, bütçeye uygun seçenekleri karşılaştırmak ve ihtiyaçları unutmadan sepeti tamamlamak da en az teslimat kadar önemli hale geliyor.

Yapay zekâ alışveriş sepetine giriyor

Sohbetimizin bir diğer dikkat çekici başlığı yapay zekâ. Son dönemde neredeyse her sektörde yapay zekâdan söz ediyoruz. Fakat tüketicinin beklentisi, teknolojinin ne kadar gelişmiş olduğundan çok kendi hayatında neyi değiştireceğiyle ilgili.

Araştırmaya katılanların yüzde 47’si yapay zekânın daha iyi fiyat veya kampanya bulmasını bekliyor. Yüzde 37’si ihtiyacına uygun öneriler sunmasını, yüzde 29’u ise zaman kazandırmasını istiyor. Yapay zekâ destekli alışveriş özellikleri arasında bütçeye uygun alternatif ürün sunulması yüzde 44 ile ilk sırada yer alıyor.

Burada tüketicinin bir sınırı da var: Katılımcıların yüzde 40’ı son kararın kendisinde kalmasını önemsiyor.

Bence bu oran, teknolojinin geleceği açısından üzerinde durulması gereken bir mesaj taşıyor. İnsanlar kendileri adına bütün kararları veren bir sistemden ziyade, karar vermelerini kolaylaştıran bir yardımcı istiyor. Daha uygun fiyatlı bir ürünün gösterilmesi, unutulan bir ihtiyacın hatırlatılması veya sepete uygun bir kampanyanın önerilmesi değerli. Ancak hangi ürünü alacağına son kertede tüketicinin karar vermesi gerekiyor.

Gültakan da yapay zekânın tüketici için somut fayda üretmesi gerektiğini vurguluyor: “Tüketici yapay zekâdan bütçesine, zamanına ve ihtiyacına somut katkı bekliyor. Son kararın ise kendisinde kalmasını istiyor.” Bu yaklaşım, yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, günlük hayatı kolaylaştıran bir araç olarak ele alıyor.

Getir’in Alışveriş Listem ve Hazır Sepet gibi özellikleri de bu yaklaşımın bir parçası. Fotoğraf veya metin halindeki listenin sepete dönüştürülmesi, geçmiş alışverişlerden hareketle sepet önerilmesi ve kişiselleştirilmiş kampanyaların sunulması, alışverişin yalnızca teslimat aşamasını değil, öncesindeki hazırlığı da kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Gültakan’ın anlattığı vizyon ise daha geniş: “Biz de teknolojiyi kullanıcının kararlarını daha kolay vermesini sağlayan, sepetini bütçesi, ihtiyaçları ve tercihleri doğrultusunda şekillendirmesine yardımcı olan bir akıllı asistana dönüştürüyoruz.” Yapay zekânın asıl sınavı da burada başlayacak. Tüketicinin karşısına daha fazla seçenek çıkarmak değil, doğru seçeneğe daha az uğraşla ulaşmasını sağlamak önemli. Üstelik bunu yaparken bütçeyi ve kullanıcı tercihlerini gözetmek, güveni korumak gerekiyor.

Peki, kazanılan zamanı ne yapacağız?

Araştırmanın belki de en insani tarafı bu sorunun cevabında saklı. Katılımcılara market alışverişine ayırdıkları süre yarıya inse bu zamanı nasıl değerlendirecekleri sorulmuş. Yüzde 26’sı dinlenmek veya uyumak, yüzde 19’u sevdikleriyle vakit geçirmek, yüzde 18’i ise kendine veya kişisel bakımına zaman ayırmak istediğini belirtmiş.

Rakamlar bize aslında çok basit bir şeyi anlatıyor. İnsanlar yalnızca daha hızlı alışveriş yapmak istemiyor. Kendilerine kalan zamanı nasıl değerlendirecekleri konusunda da daha fazla söz sahibi olmak istiyor.

Batuhan Gültakan’ın anlattığı yaklaşımın merkezinde de kullanıcının kıymetli zamanını geri kazanması fikri bulunuyor. Gültakan, “Kuruluşumuzdan bu yana temel vaadimiz kıymetli zamanı kullanıcıya geri vermek oldu. Bugün bu vaadi başalışverişi planlarken, ürün ararken, sepeti oluştururken ve siparişi teslim alırken harcanan toplam eforu azaltacak şekilde genişletiyoruz” diyor.

Elbette bir araştırmadaki süre ve maliyet hesapları, herkesin bireysel deneyimini bire bir yansıtmayabilir. Ancak ortaya koyduğu genel tablo oldukça açık: Modern şehir hayatında zaman da para kadar değerli bir kaynak. Tüketici artık bir ürünün fiyatına bakarken o ürünü satın almak için ne kadar zaman ve çaba harcayacağını da hesaba katıyor.

Dört günümüzü market alışverişine ayırıyor, yılda yaklaşık 13 bin TL ulaşım gideriyle karşılaşıyorsak, alışveriş alışkanlıklarımızı yeniden düşünmekte fayda var.

Belki de bundan sonraki rekabetin en önemli sorusu şu olacak: Hangi marka siparişi daha hızlı getiriyor değil, hangisi tüketicinin hayatını gerçekten kolaylaştırıyor?

Çünkü günün sonunda hepimizin ihtiyacı yalnızca dolu bir market sepeti değil. Biraz daha fazla zaman, biraz daha az telaş ve sevdiklerimize ayırabileceğimiz daha fazla saat.

Getir’in yeni rekabet alanı: Tüketiciye zaman kazandırmak

Getir’in yeni rekabet alanı: Tüketiciye zaman kazandırmak
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Business World Global ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!